Anasayfa Karar Bülteni AYM | Tarık Gündüz | BN. 2020/27274

Karar Bülteni

AYM Tarık Gündüz BN. 2020/27274

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/27274
Karar Tarihi 11.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Bilirkişi ücretinin emsallerine göre düşük olması hakkaniyetsizdir.
  • Emeğiyle orantılı ücret alınması meşru bir beklentidir.
  • Alacağın gecikerek ödenmesi enflasyon karşısında değer kaybettirir.
  • Ücret takdirinde idarenin bariz takdir hatası denetlenebilir.

Bu karar, kamusal bir görevi ifa eden veya idarenin talebiyle bilirkişilik yapan kişilere ödenen ücretlerin hakkaniyet sınırları içinde kalması gerektiği yönünde oldukça önemli bir hukuki zemin oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının ücret takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, harcanan emek ve mesai ile ödenen meblağ arasındaki bariz orantısızlığın doğrudan mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. İdarenin veya yargı mercilerinin şekilci bir yaklaşımla, aşırı düşük ücret tespitlerini geçerli sayması hukuki güvenilirlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Emsal niteliğindeki bu karar, benzer şekilde kamu kurumları adına görev yürüten bilirkişiler, uzmanlar ve sağlık çalışanlarının ücret uyuşmazlıklarında güçlü bir dayanak teşkil etmektedir. Özellikle alacakların uzun yıllar sonra ödenmesi durumunda, salt geçmişteki nominal değerler üzerinden hesaplama yapılmasının enflasyonist ortamda mülkiyet hakkını anlamsız kılacağı prensibi, idari yargı pratiğinde idarenin pozitif yükümlülüklerini yeniden hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde adli tıp uzmanı olarak görev yapan başvurucu Tarık Gündüz, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının resmi talebi doğrultusunda 2001 ile 2003 yılları arasında toplam 94 adet otopsi işlemi gerçekleştirmiştir. Başvurucu, harcadığı ciddi emek ve mesaiye karşılık kendisine bilirkişi ücreti ödenmesi amacıyla idareye başvurmuştur. İdarenin talebi reddetmesi üzerine açılan dava sonucunda, başvurucuya toplamda sadece 704,51 TL gibi oldukça düşük bir ödeme yapılmıştır.

Başvurucu, Türk Tabipleri Birliği verilerine göre alması gereken asıl ücretin 28.200 TL olduğunu belirterek aradaki farkın yasal faiziyle ödenmesi için Adalet Bakanlığına karşı tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, savcılıkça takdir edilen tutarın üzerinde bir ödeme yapılamayacağı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve karar Danıştay tarafından onanmıştır. Başvurucu, takdir edilen bilirkişi ücretinin emeğiyle orantısız ve yetersiz olması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerine dayanmıştır. Kamu makamlarının talebiyle adli tıp uzmanı sıfatıyla otopsi işlemlerine katılan kişilerin, harcadıkları emek ve mesaiyle orantılı bir bilirkişi ücreti alacaklarına dair meşru bir beklentileri bulunmaktadır. Bu kapsamda hak edilen bilirkişi ücretinin hiç ödenmemesi veya fiilî duruma kıyasla aşırı düşük takdir edilmesi, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirilir.

Müdahalenin temel kanuni dayanağı olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 72 uyarınca, bilirkişilere emek ve mesaileriyle orantılı bir ücret takdir edilmesi yasal bir zorunluluktur. İdare ve yargı makamlarının bilirkişi ücretini belirlemede geniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu yetki sınırsız değildir. Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, idarenin takdirinin bariz bir hata veya açık bir keyfîlik içermesi durumunda bu uygulama anayasal denetime tabi tutulur. Belirlenen ücretin emsallerine nazaran açıkça düşük olması, bariz takdir hatası olarak kabul edilmektedir.

Bunun yanı sıra, kamu kurumlarından olan alacakların geç ödenmesi nedeniyle alacakta meydana gelen değer aşınmaları, mülkiyet hakkı kapsamında bireyler üzerinde orantısız bir yük oluşturmaktadır. Bu sebeple, idarenin yıllar sonra yapacağı ödemelerin, işlemin yapıldığı dönemin basit rayiç bedelleri üzerinden değil, hakkaniyete uygun bir şekilde değer kaybı da telafi edilerek hesaplanması anayasal bir gerekliliktir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun 2001 ile 2003 yılları arasında tam 94 adet otopsi işlemine katıldığını ve bu meşakkatli işlemler karşılığında kendisine yıllar sonra sadece 704,51 TL ödeme yapıldığını tespit etmiştir. Bu ödeme miktarı, otopsi başına ortalama 7,50 TL gibi bir rakama tekabül etmektedir. Mahkeme, daha önce verdiği emsal kararlara da atıf yaparak o dönemki Adli Tıp Kurumu fiyat listeleri ve Cumhuriyet savcıları tarafından takdir edilen ortalama ücretler dikkate alındığında, başvurucuya ödenen meblağın emsallerine nazaran bariz bir şekilde düşük olduğunu belirlemiştir.

Ayrıca, otopsi ücretlerinin yaklaşık sekiz ila on yıl gibi ciddi bir gecikmeyle ödenmiş olması ve bu ödemelerin güncel rayiçler yerine 2001-2003 yılları arasındaki nominal değerler üzerinden takdir edilmesi hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamıştır. Mahkeme, devletten olan alacakların geç ödenmesinin neden olduğu değer aşınmasının başvurucu üzerinde orantısız ve aşırı bir külfet yarattığını, bu durumun mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif koruma yükümlülüklerini ihlal ettiğini vurgulamıştır.

Derece mahkemelerinin, takdir edilen ücretin adil olup olmadığını denetlemek yerine sadece savcılıkça takdir edilen tutarın kanunen aşılamayacağı yönündeki şekilci yaklaşımlarının, mülkiyet hakkına yapılan bu haksız müdahaleyi derinleştirdiği anlaşılmıştır. Başvurucunun harcadığı yoğun emek ve mesaiyi karşılamaktan tamamen uzak olan bu aşırı düşük ücret tespiti, müdahalenin ölçüsüz olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: