Anasayfa Karar Bülteni AYM | İhsan Akçair | BN. 2022/42474

Karar Bülteni

AYM İhsan Akçair BN. 2022/42474

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/42474
Karar Tarihi 03.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Belirleyici tanık beyanı duruşmada doğrudan dinlenmelidir.
  • Yazılı soru sorulması yüz yüze sorgulamanın yerini tutmaz.
  • Tanığın duruşmada hazır edilmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek belirleyici delil olamaz.
  • Ardışık aramaların örgütsel niteliği detaylıca araştırılmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olan tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve doğrudan doğruyalık ilkesinin önemini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın mahkûmiyetinde belirleyici ölçüde rol oynayan bir tanığın, sanığın bizzat veya vekili aracılığıyla hazır bulunmadığı bir ortamda istinabe yoluyla dinlenmesini ve salt yazılı sorulara cevap alınmasını savunma hakkının kısıtlanması olarak nitelendirmiştir. Mahkûmiyet hükmünün, geçerli bir neden gösterilmeksizin duruşmada dinlenmeyen tanık beyanlarına dayandırılması adil yargılanma ilkesine ve silahların eşitliğine aykırı bulunmuştur.

Emsal niteliğindeki bu karar, özellikle ağır ceza gerektiren yargılamalarda mahkemelerin delil değerlendirme yükümlülüklerine dikkat çekmektedir. Yargılamada tanığın reaksiyonlarının ve beyanlarının güvenilirliğinin doğrudan mahkeme heyeti ve sanık tarafından gözlemlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Benzer davalarda, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik imkânlar kullanılmadan, tanığın uzaktan sadece yazılı sorulara cevap vermesinin telafi edici bir güvence sağlamayacağı açıkça belirtilmiştir. Uygulamada mahkemelerin, belirleyici delil konumundaki tanıkları bizzat huzurda veya etkileşimli vasıtalarla dinleme mecburiyetini titizlikle uygulamaları gerektiği bu kararla bir kez daha teyit edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Siirt'te askeri birlikte görev yapan başvurucunun, silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla yargılanıp hapis cezasına çarptırılması sürecinde yaşanan usuli eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, aleyhinde ifade veren ve mahkûmiyet kararında çok önemli bir rol oynayan temel bir tanığın duruşmada bizzat dinlenmediğini, kendisinin bu tanığa doğrudan soru sorma ve yüzleşme imkânından mahrum bırakıldığını ileri sürmektedir.

Olayın gelişiminde, başvurucunun mahkûmiyeti büyük ölçüde sabit hatlardan yapılan ardışık aramalara ve başka bir ilde talimatla ifade veren etkin pişmanlıktan yararlanan bir tanığın sözlerine dayandırılmıştır. Başvurucu, tanıkla yüzleştirilmeden ve sadece önceden hazırlanan yazılı soruların sorulmasıyla yetinilerek savunma hakkının kısıtlandığını belirtmiş, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunarak hakkındaki ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkı ilkelerine dayanmıştır.

Ceza yargılamasının en temel prensiplerinden biri olan doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 hükmü son derece açıktır. İlgili fıkra, olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması hâlinde, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesini emretmektedir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması, hiçbir şekilde canlı dinlemenin yerine geçemez.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediğini üç aşamalı bir test ile değerlendirmektedir. Birinci olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesi için geçerli ve haklı bir nedenin bulunup bulunmadığına bakılır. İkinci olarak, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın beyanının, mahkûmiyet kararının tek veya belirleyici delili olup olmadığı incelenir. Üçüncü aşamada ise, eğer tanık beyanı belirleyici bir delil ise, savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajlı durumu telafi edecek yeterli düzeyde dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı kontrol edilir.

Buna ilaveten, sanıkların sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi olan ardışık arama iddialarına ilişkin içtihatlarda, salt arama kaydının tek başına yeterli görülmediği; aramaların niteliği, süreleri ve arayan kişilerin konumlarına ilişkin detaylı raporlar ile kapsamlı bir araştırma yapılması zorunluluğu vurgulanmaktadır. Yargılama sürecinde sanığa aleyhine olan tanıkları sorguya çekme fırsatı verilmesi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ayrılmaz bir gereğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecini tanık sorgulama hakkına ilişkin üç aşamalı test kriterleri çerçevesinde dikkatle incelemiştir. Başvurucunun mahkûmiyet kararında, duruşmada bizzat dinlenmeyen tanık A.K.'nın ifadeleri büyük ölçüde temel alınmıştır.

Mahkeme, öncelikle söz konusu tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesinin veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla canlı bağlantı kurularak dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığını araştırmıştır. Gerekçeli kararda ve duruşma tutanaklarında bu hususta hiçbir haklı neden gösterilmediği tespit edilmiştir. İkinci olarak, duruşmada dinlenmeyen tanık beyanının mahkûmiyet hükmünde belirleyici olup olmadığına bakılmıştır. Mahkemenin başvurucu hakkında alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayin etmesinde, tanık A.K.'nın istinabe yoluyla alınan beyanlarının son derece önemli bir ağırlık taşıdığı, dolayısıyla bu beyanların mahkûmiyet sonucuna götüren belirleyici nitelikte delil olduğu anlaşılmıştır. Ardışık aramalarla ilgili aranan kapsamlı bilirkişi incelemesi ve detaylı araştırmalar somut olayda tam anlamıyla yapılmamış olduğundan, tanık beyanının hükümdeki ağırlığı daha da belirginleşmiştir.

Son aşamada ise, savunma makamının maruz kaldığı olumsuzlukları giderecek telafi edici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucu, önceden hazırladığı soruları dilekçeyle sunmuş ve bu sorular istinabe mahkemesince tanığa yöneltilmişse de, bu durum canlı sorgulamanın yerini tutmamıştır. Başvurucu, tanığın sorulara verdiği anlık tepkileri gözlemleyememiş, beyanlarındaki çelişkileri anında sorgulama ve güvenilirliğini test etme imkânından yoksun bırakılmıştır. Aynı şekilde, kararı verecek mahkeme heyeti de tanığın reaksiyonlarını doğrudan gözlemleyememiştir. Yazılı soru sorma usulünün yüz yüze sorgulama hakkının eksikliğini giderecek nitelikte bir dengeleyici güvence sağlamadığı açıktır. Tüm bu hususlar ışığında, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı hareket edildiği ve adil yargılanma hakkının güvencelerinin zedelendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: