Anasayfa Karar Bülteni AİHM | RUSS | BN. 44241/20

Karar Bülteni

AİHM RUSS BN. 44241/20

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Başvuru No 44241/20
Karar Tarihi 20.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Barışçıl gösteriler cezai yaptırım tehdidine tabi tutulamaz.
  • Göstericilerin şiddet niyetini ispat yükü yetkililerdedir.
  • Basit koruyucu ekipman kullanımı doğrudan suç oluşturmaz.
  • İfade ve toplantı özgürlüğü birlikte değerlendirilmelidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu güncel karar, demokratik toplumlarda bireylerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kolluk kuvvetlerinin kamu düzenini sağlama yetkisi arasındaki hassas dengeyi yeniden çizmektedir. Karar, göstericilerin kendilerini korumak veya siyasi bir mesaj iletmek amacıyla kullandıkları basit teçhizatların, ortada somut bir tehdit veya şiddet eylemi olmaksızın otomatik olarak "silah" veya "suç aleti" şeklinde değerlendirilip cezai yaptırıma tabi tutulmasının hukuka aykırı olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Özellikle barışçıl nitelikteki eylemlerde katılımcılara yönelik uygulanacak hapis veya adli para cezası gibi yaptırımların, demokratik toplum düzeninde ifade ve toplanma özgürlüğü üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratacağı vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, hem ulusal mahkemelerin hem de kolluk güçlerinin, protestolara müdahale ederken ve ceza tayin ederken daha titiz bir orantılılık testi yapmaları gerektiğini göstermektedir.

Benzer davalar ve uygulamadaki emsal etkisi açısından bakıldığında, bu içtihat, idarenin "kamu güvenliği" bahanesiyle göstericiler üzerinde uyguladığı şekli ve katı yorumları sınırlandırmaktadır. Yargı mercileri, protestocuların üzerindeki eşyaları değerlendirirken yalnızca yasanın lafzına değil, olayın bütününe, eşyanın kullanım amacına ve ifade özgürlüğü ile olan bağlantısına odaklanmak zorundadır. Bu durum, meslektaşlarımız açısından, gösteri yürüyüşlerine muhalefet suçlamasıyla açılan ceza davalarında savunma stratejilerini şekillendirecek son derece güçlü bir argüman sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Almanya'nın Frankfurt am Main kentinde 18 Mart 2015 tarihinde Avrupa Merkez Bankasının yeni merkezinin açılışını protesto etmek amacıyla düzenlenen barışçıl bir gösteride yaşananlar bu davanın temelini oluşturmaktadır. Başvuran, "renkli, gürültülü fakat barışçıl" sloganıyla gerçekleştirilen bu eyleme, alnını ve gözlerini kapatacak şekilde lastiklerle tutturulmuş, üzerinde "kapitalizmi parçala" yazan şeffaf plastik bir siperlik takarak katılmıştır.

Olay sırasında polis memurları başvurucuyu uyarmamış veya siperliği çıkarmasını talep etmemiş olmasına rağmen, sonrasında açılan davada başvuran, kamusal açık hava toplantılarında koruyucu silah taşınmasını yasaklayan yasalara muhalefet ettiği gerekçesiyle hapis cezası seçenekli adli para cezasına çarptırılmıştır. Başvuran, kullandığı siperliğin bir silah olmadığını, hem polisin biber gazı müdahalesine karşı bir korunma aracı hem de siyasi bir mesaj iletme yöntemi olduğunu belirterek, verilen cezanın toplantı ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tür uyuşmazlıklarda Sözleşme'nin 11. maddesi kapsamındaki barışçıl toplanma özgürlüğü ile Sözleşme'nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğünün birbiriyle ayrılmaz bir bütünlük içinde olduğunu belirtmektedir. Başvurucuların bir toplantı veya gösteriye katılmaları ve bu esnada görüşlerini açıklamaları nedeniyle cezalandırıldıkları durumlarda, Sözleşme'nin 11. maddesi, ifade özgürlüğünü de kapsayan özel bir hüküm olarak değerlendirilmektedir.

Yerleşik içtihatlara göre, bir sokak gösterisinin, düzenleyenlerin kontrolü dışındaki gelişmeler sonucunda kargaşaya yol açma riski bulunsa dahi, bu durum gösteriyi otomatik olarak Sözleşme'nin 11. maddesi korumasının dışına çıkarmaz. Bir gösteriyi düzenleyenlerin veya katılımcıların şiddet içerikli niyetleri olduğunu ispatlama yükümlülüğü tamamen devlet yetkililerinin üzerindedir. Eğer göstericilerin şiddete başvurduğuna dair somut bir delil yoksa, toplanma hakkına yapılan müdahale son derece dar yorumlanmalıdır.

Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı değerlendirilirken, uygulanan yaptırımın niteliği ve ağırlığı büyük önem taşır. Barışçıl bir gösteri kural olarak hiçbir cezai yaptırım tehdidine tabi tutulmamalıdır. Özellikle hapis cezasını da içeren adli cezalar, şiddet içermeyen tutumlar söz konusu olduğunda ancak son derece istisnai ve hususi bir gerekçelendirme ile hukuka uygun bulunabilir. Ayrıca, ilgili ulusal mevzuat olan Kamuya Açık Toplantılar ve Törenler Yasası gibi düzenlemeler koruyucu ekipman yasağına istisnalar getiriyorsa, mahkemelerin ceza vermeden önce bu muafiyet şartlarının oluşup oluşmadığını, somut olayın özelliklerini dikkate alarak titizlikle incelemesi zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvuranın yerel mahkemelerce mahkûm edilmesinin temelinde yatan unsurları detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvuranın mahkûmiyetinin yasal dayanağını oluşturan Kamuya Açık Toplantılar ve Törenler Yasası kapsamında koruyucu silah taşıma yasağının ihlal edildiği iddia edilmiş olsa da, başvuranın eyleminde şiddete yönelik herhangi bir niyet veya kamu düzenini bozacak somut bir tehdit saptanmamıştır.

Mahkeme, başvuranın kullandığı plastik siperliğin oldukça basit bir yapıda olduğunu ve polis tedbirlerine karşı bir korunma refleksinin yanı sıra siyasi bir görüş açıklama amacı taşıdığını tespit etmiştir. Olay anında yetkili makamlar tarafından koruyucu silah yasağını uygulamak üzere herhangi bir emir verilmediği gibi, başvurucudan söz konusu siperliği çıkarması da istenmemiştir. Buna rağmen, sonradan yürütülen yargılamada hapis cezası seçenekli bir adli para cezası verilmesi, orantısız ve haksız bir cezai yaptırım olarak nitelendirilmiştir.

Ulusal mahkemeler, her ne kadar başvuranın ifade özgürlüğünü tartışmış olsalar da, başvuranın toplantı özgürlüğü hakkı ile kargaşa ve şiddetin önlenmesi gibi meşru amaçlar arasında adil bir denge kurmayı başaramamışlardır. Gösterinin barışçıl niteliği, başvurucunun davranışlarının şiddet içermemesi ve basit bir siperlik takmanın kamu güvenliği açısından neden bu denli ağır bir cezayı gerektirdiğine dair doyurucu bir hukuki açıklama getirilmemiştir. Cezai yaptırımların uygulanabilmesi için son derece güçlü ve hususi gerekçelere ihtiyaç duyulmasına rağmen, yerel mahkemelerin kararlarında bu tür bir gerekçelendirme eksik kalmıştır.

Ayrıca, müdahalenin kanuniliği yönünden Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında yapılan şikâyet ise açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir. Ancak toplanma özgürlüğü bağlamında yapılan detaylı incelemede, devletin uyguladığı ceza politikasının demokratik bir toplumun gerekleriyle bağdaşmadığı netleşmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: