Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı 2623/16 ve 2299/16 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı 2623/16 ve 2299/16 B.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının mutlak bir hak olmadığını ve kamu düzeni, ulusal güvenlik, suçun önlenmesi ve demokratik toplum düzeninin korunması gibi meşru ve zorunlu amaçlarla sınırlandırılabileceğini hukuken ve içtihat boyutunda teyit etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, savaş propagandası yapma, ayrılıkçı silahlı grupları alenen destekleme ve toplum içerisinde etnik veya ulusal temelli gerginlik ile nefret yaratma amacı taşıyan planlı etkinliklerin engellenmesini, Sözleşme'nin ifade ve toplanma özgürlüğü kapsamındaki korumasından yararlanamayacak istisnai ve tehlikeli durumlar olarak değerlendirmiştir. Özellikle, devletin ulusal güvenliğini doğrudan tehdit eden ve güvenlik güçlerinin hazırladığı somut istihbarat raporlarıyla detaylı bir şekilde desteklenen yüksek risklerin varlığı halinde, idari makamların önleyici mahiyette yasaklama kararı almasının hukuka ve demokratik toplum gereklerine uygun olduğu kuvvetle vurgulanmıştır.
search
10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

AİHM | RODINA VE BORISOVA - LETONYA | 2623/16 BN.

Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2623/16 ve 2299/16
Karar Tarihi 10.07.2025
Taraflar Rodına ve Borısova - Letonya
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Toplantı özgürlüğü sadece barışçıl amaçlı gösterileri korur.
  • gavel Nefret ve etnik gerginlik yaratan eylemler engellenebilir.
  • gavel Savaş propagandası ve ayrılıkçı söylemler koruma görmez.
  • gavel Devletler kamu düzenini ve demokratik yapıyı korumalıdır.
  • gavel Önleyici güvenlik yasakları somut istihbarat raporlarına dayanmalıdır.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının mutlak bir hak olmadığını ve kamu düzeni, ulusal güvenlik, suçun önlenmesi ve demokratik toplum düzeninin korunması gibi meşru ve zorunlu amaçlarla sınırlandırılabileceğini hukuken ve içtihat boyutunda teyit etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, savaş propagandası yapma, ayrılıkçı silahlı grupları alenen destekleme ve toplum içerisinde etnik veya ulusal temelli gerginlik ile nefret yaratma amacı taşıyan planlı etkinliklerin engellenmesini, Sözleşme'nin ifade ve toplanma özgürlüğü kapsamındaki korumasından yararlanamayacak istisnai ve tehlikeli durumlar olarak değerlendirmiştir. Özellikle, devletin ulusal güvenliğini doğrudan tehdit eden ve güvenlik güçlerinin hazırladığı somut istihbarat raporlarıyla detaylı bir şekilde desteklenen yüksek risklerin varlığı halinde, idari makamların önleyici mahiyette yasaklama kararı almasının hukuka ve demokratik toplum gereklerine uygun olduğu kuvvetle vurgulanmıştır.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu ihlal bulmama kararı, özellikle derin jeopolitik krizlerin, sınır ötesi çatışmaların ve komşu ülkelerdeki fiili savaş durumlarının yaşandığı kritik dönemlerde devletlerin kendi iç kamu düzenini ve toplumsal barışını sağlama konusundaki takdir marjının ne derece genişlediğine çok net bir biçimde işaret etmektedir. İdarenin sadece soyut varsayımlara veya genel korkulara değil, kanıtlanabilir, gerçek ve spesifik güvenlik risklerine dayanarak toplantı hakkına müdahale etmesi gerektiği kuralı bir kez daha pekiştirilmiş; bununla birlikte barışçıl olmayan, kutuplaştırıcı, kışkırtıcı ve saldırgan bir dil içeren eylemlerin hiçbir surette demokratik bir hukuk devletinde korunma veya tolerans görmeyeceği şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde ortaya konulmuştur. Hukukçular, idareciler ve meslektaşlar açısından bu içtihat, ifade ve toplanma özgürlüğü gibi temel haklar ile devletin bekası ve kamu güvenliği arasındaki o son derece hassas ve kırılgan dengenin kurulmasında başvurulacak temel bir rehber ve emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Letonya sınırları içerisinde faaliyet gösteren ve Rusça konuşan toplumu temsil etme amacı güden "Rodina" adlı bir sivil toplum kuruluşu ile Anda Borisova isimli Letonya vatandaşı bir şahsın, düzenlemeyi planladıkları kamuya açık toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yerel Letonya idari makamlarınca kesin olarak yasaklanması üzerine, devlete karşı başlatmış oldukları hukuki süreçlerden kaynaklanmaktadır. Birinci başvurucu olan dernek, 9 Mayıs 2014 tarihinde, İkinci Dünya Savaşı'nın bitişini anmak ve ülkede bulunan Rus okullarına destek vermek iddiasıyla başkent Riga'da geniş katılımlı bir yürüyüş düzenlemek için resmi izin talebinde bulunmuştur. İkinci başvurucu ise, 23 Eylül 2014 tarihinde yine başkentte bulunan Ukrayna Büyükelçiliği binası önünde savaş karşıtı olduğunu iddia ettiği bir protesto gösterisi organize etmeyi planlamıştır.

Ancak Riga Belediye Meclisi, ulusal güvenlik birimlerinin ve polis teşkilatının sunmuş olduğu kapsamlı istihbarat raporlarına dayanarak, her iki etkinliğin de gerçekte barışçıl amaçlar taşımadığını değerlendirmiştir. Makamlar, bilhassa Ukrayna'da o dönem devam eden ayrılıkçı çatışmalar ve Kırım'ın ilhakı bağlamında bu gösterilerin etnik gerilimi tehlikeli bir boyuta tırmandıracağını, toplanmalarda alenen savaş propagandası ve milliyetçi kışkırtmalar yapılacağını ve tüm bunların kamu düzenini ciddi biçimde bozma riski taşıdığını belirterek söz konusu etkinlikleri resmen yasaklamıştır. Letonya yerel ve yüksek mahkemelerinde bu idari yasak kararlarının iptali istemiyle açtıkları davaları esastan reddedilen başvurucular, toplanma ve ifade özgürlüklerinin haksız yere ihlal edildiği iddiasını ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş ve hak ihlali tespiti ile birlikte adil tazmin talebinde bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.11 (Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ile bununla doğrudan ve sıkı bir bağlantısı bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10 (İfade özgürlüğü) hükümleri çerçevesinde çok yönlü bir inceleme yapmıştır. Mahkeme'nin bugüne kadar istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, toplanma ve barışçıl gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik bir toplumun işleyişi ve çoğulculuğun sürdürülmesi için en temel unsurlardan biri olarak kabul edilmekte olup, çok güçlü bir hukuki koruma altındadır; ancak hiçbir surette mutlak ve sınırsız nitelikte bir hak değildir. Nitekim AİHS m.11/2 bendi uyarınca söz konusu özgürlükler, ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeninin etkin bir biçimde korunması, suç işlenmesinin veya toplumsal kargaşanın önlenmesi gibi son derece meşru ve zaruri amaçlarla ve ancak kanunla açıkça öngörülmek şartıyla idare tarafından sınırlandırılabilir.

Mahkeme, devlet organları tarafından getirilen bu tür ağır sınırlamaların veya yasakların demokratik bir toplumda gerçekten gerekli ve hedeflenen amaçla ölçülü olup olmadığını değerlendirirken, idarenin eylemine dayanak teşkil eden gerekçelerin ilgili, yeterli ve somut delillere dayanmasını kesin bir şart olarak koşmaktadır. Ne var ki, toplantıyı organize eden kişilerin aslında barışçıl niyetler taşımadığı, doğrudan veya dolaylı olarak şiddeti teşvik ettiği, toplumun bir kesimine karşı nefret söylemi kullandığı veya demokratik toplumun temel değerlerini ve hukukun üstünlüğünü ortadan kaldırmayı amaçladığı gibi istisnai durumlarda, egemen devletin bu tür yıkıcı eylemlere müdahale etme ve önleyici tedbir alma hakkı çok daha geniştir ve takdir yetkisi bu yönde esnemektedir.

Ulusal iç hukuk bağlamında ise Letonya devletinin yürürlüğe koyduğu ve toplantı haklarını düzenleyen Toplantı, Yürüyüş ve Picketler Kanunu (Law on Demonstrations, Marches and Pickets) hükümleri ve bu kanunun anayasal sınırları doğrudan dikkate alınmıştır. İlgili kanun, mülki idare amirlerine ve belediyelere, toplumdaki diğer bireylerin temel hak ve özgürlüklerini açıkça tehdit eden, devletin demokratik ve anayasal yapısını hedef alan veya kamu güvenliğini yüksek oranda tehlikeye sokan provokatif etkinlikleri önceden yasaklama ve durdurma hususunda geniş bir yasal yetki vermektedir. Ayrıca, uluslararası insan hakları hukukunda evrensel olarak kabul gören prensipler ışığında, özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme m.20 kapsamında her türlü savaş propagandasının, ayrılıkçı şiddetin ve her ne biçimde olursa olsun ayrımcılığa, düşmanlığa veya şiddete kışkırtan ulusal, ırksal veya dinsel nefret savunusunun kanunla kesin olarak yasaklanması gerektiği ilkesi de, Mahkeme'nin kararının hukuki ve felsefi temelini oluşturan en kritik kurallar bütünü arasında yer almaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda her iki başvurucunun da düzenlemek istedikleri toplanma ve gösteri etkinliklerinin Letonya makamları tarafından önleyici bir tedbir olarak yasaklanmasının, iç hukukta açık bir şekilde kanunla öngörülmüş olduğunu ve ulusal güvenliğin tesisi, kamu güvenliğinin sağlanması ile demokratik kamu düzeninin korunması gibi son derece meşru amaçlar taşıdığını hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmiştir. Mahkeme, idarenin gerçekleştirdiği bu müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu ve gerekli olup olmadığını titizlikle incelerken, Letonya'daki ilk derece yerel mahkemelerinin, temyiz mercilerinin ve bilhassa devletin güvenlik birimlerinin sunmuş olduğu kapsamlı, somut ve detaylı istihbarat raporlarını çok dikkatli bir şekilde dikkate almıştır.

Dosya kapsamında yapılan incelemelerde, birinci başvurucu olan derneğin geçmiş yıllardaki eylemlerinde ve internet sitesinde kullanılan görsel ve işitsel materyallerde savaşı ve silahlı çatışmayı yücelten, bir ulusun veya etnik grubun diğerine tartışmasız üstünlüğünü savunan ve oldukça saldırgan, kışkırtıcı bir ton içeren söylemler bulunduğu açıkça saptanmıştır. Bu durumun, özellikle 2014 yılında bölgede, bilhassa Kırım'ın ilhakı ve Donbas bölgesinde yaşanan ağır jeopolitik gerilimler ile sıcak silahlı çatışmalar dikkate alındığında, Letonya toplumu içerisinde büyük bir hoşgörüsüzlüğe, kutuplaşmaya ve hatta fiili etnik çatışmaya yol açma riskinin son derece yüksek olduğu Mahkeme tarafından haklı bulunarak vurgulanmıştır. İkinci başvurucunun planladığı etkinlik özelinde ise, gösterinin perde arkasındaki asıl organizatörlerden birinin daha önce devleti şiddet yoluyla yıkmaya ve anayasal düzeni bozmaya teşvik suçundan kesinleşmiş ağır sabıkası olduğu ve Ukrayna topraklarındaki uluslararası arenada tanınmayan ayrılıkçı silahlı grupları alenen destekleyen, onlara meşruiyet kazandırmaya çalışan söylemlerde bulunduğu saptanmıştır. Net bir biçimde savaş propagandası niteliği taşıyan ve uluslararası hukuka aykırı ayrılıkçı silahlı oluşumları yücelten böylesi agresif ve provokatif mesajların, doğrudan Ukrayna Büyükelçiliği önünde ve tam da savaşın sürdüğü bir zaman diliminde dile getirilmek istenmesinin kesinlikle barışçıl bir ifade veya toplanma amacı taşımadığı kabul edilmiştir.

Mahkeme, Letonya emniyet makamlarının ve belediyesinin yasak kararlarını alırken sadece temelsiz varsayımlara, soyut korkulara veya genel ön yargılara dayanarak değil, tamamen belirli, kesin ve yaklaşan tehlikeyi işaret eden istihbarat raporlarına dayanarak hareket ettiğini, dolayısıyla alınan bu yasaklama kararlarının hiçbir şekilde keyfi olmadığını, aksine toplumun korunması için elzem olduğunu belirlemiştir. Savaş propagandası yapmanın, bir etnik kökenin veya ulusun üstünlüğünü savunarak toplumsal ayrımcılığı kışkırtmanın, demokratik ve çoğulcu bir toplumda hiçbir surette yeri olmadığı net bir şekilde ifade edilmiştir. Somut olayın bu son derece hassas ve kendine özgü koşullarında, devletin kendi ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü, toplumsal barışını ve demokratik düzenini koruma adına gösterdiği refleks yerinde ve haklı bulunmuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Letonya makamlarının başvuruculara karşı aldığı toplanma ve gösteri yürüyüşü yasaklama kararlarının hedeflenen meşru amaçla tamamen orantılı olduğunu ve haklı, sağlam gerekçelere dayandığını belirterek, başvurunun ihlal olmadığına karar vermiştir.

Devlet her istediği gösteriyi ve yürüyüşü keyfi olarak yasaklayabilir mi? expand_more
AİHM içtihatlarına göre, toplanma ve barışçıl gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı mutlak ve sınırsız bir hak değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında devletler, ulusal güvenliği korumak, kamu düzenini sağlamak, suç işlenmesini veya toplumsal kargaşayı önlemek gibi meşru ve zorunlu amaçlarla bu hakka sınırlamalar getirebilir. Ancak idarenin bu tür yasaklama kararlarını keyfi olarak alması kesinlikle hukuka aykırıdır; sınırlandırmaların mutlaka kanunla açıkça öngörülmüş olması, iddiaların somut delillere dayanması ve demokratik bir toplumda zorunlu ve orantılı bir amaca hizmet etmesi şarttır.
Savaş propagandası yapan eylemler ifade özgürlüğü sayılır mı? expand_more
Hayır, sayılmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, savaş propagandası yapmayı, ayrılıkçı silahlı grupları alenen desteklemeyi ve toplumda etnik veya ulusal temelli gerginlik ile nefret yaratmayı amaçlayan etkinlikleri, ifade ve toplanma özgürlüğünün getirdiği korumanın dışında bırakmaktadır. Kararlarda, bir etnik kökenin veya ulusun üstünlüğünü savunarak toplumsal ayrımcılığı kışkırtmanın, demokratik ve çoğulcu bir toplumda hiçbir surette yeri olmadığı net bir şekilde vurgulanmaktadır. Uluslararası insan hakları hukuku prensipleri uyarınca her türlü savaş propagandası ve düşmanlığa kışkırtan provokatif mesajlar kanunla engellenebilir ve barışçıl olmayan bu eylemler hiçbir koşulda korunma göremez.
Polis sadece şüphelenerek bir protestoya veya toplantıya engel olabilir mi? expand_more
İdare ve emniyet makamları, toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkına müdahale ederken sadece soyut varsayımlara, genel ön yargılara veya temelsiz korkulara dayanamazlar. Devlet makamlarının yasaklama kararı alabilmesi için bu iddialarını ilgili, yeterli, somut kanıtlara ya da spesifik güvenlik risklerini açıkça ortaya koyan detaylı istihbarat raporlarına dayandırması şarttır. Mahkeme, kamu güvenliğini doğrudan tehdit eden, belirli, kesin ve yaklaşan bir tehlikenin varlığının resmi polis teşkilatı raporlarıyla detaylı şekilde desteklenmesi durumunda, idarenin önleyici nitelikte yasak kararı almasını hukuka ve demokratik toplum gereklerine uygun bulmaktadır.
Sınır ötesindeki bir savaş bahane edilip toplanma hakkımız kısıtlanabilir mi? expand_more
Evet, kısıtlanabilir ancak bu durum katı şartlara ve somut delillere bağlıdır. Derin jeopolitik krizlerin, sınır ötesi çatışmaların veya komşu ülkelerdeki fiili savaş durumlarının yaşandığı dönemlerde devletlerin kendi iç kamu düzenini ve toplumsal barışını sağlama konusundaki takdir marjı genişlemektedir. Özellikle devam eden sıcak çatışmalar bağlamında, bu durumu kullanarak toplum içerisinde etnik gerilimi tehlikeli bir boyuta tırmandırma, hoşgörüsüzlüğe yol açma veya uluslararası arenada tanınmayan ayrılıkçı silahlı gruplara meşruiyet kazandırma amacı taşıyan eylemler önleyici bir tedbir olarak yasaklanabilir. AİHM, devletlerin böylesi hassas ve istisnai kriz durumlarında kendi ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve toplumsal barışını korumak için gösterdiği bu refleksi hedeflenen meşru amaçla orantılı ve haklı bulmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir