Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2023/10079 E. 2023/15580 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2023/10079 E. 2023/15580 K.

Bu karar, iş hukuku uyuşmazlıklarında sıkça başvurulan ihtiyari arabuluculuk süreçlerinin geçerlilik şartları, uygulanan prosedürlerin yasal dayanakları ve irade fesadı iddialarının ispat yükümlülüğü bakımından büyük bir öneme sahiptir. Yüksek Mahkeme kararında, arabuluculuk görüşmelerinin fiziki olarak aynı ortamda ve yüz yüze yapılmasının yasal bir emredici zorunluluk olmadığı, kanunun lafzı ve ruhu gereğince telefon veya diğer iletişim araçlarıyla yapılan bilgilendirme ve görüşmelerin de hukuken geçerli kabul edileceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. İşçi tarafından yargılama aşamasında ileri sürülen, arabulucunun aslında işverenin vekili olduğu ve tutanağın işyeri sınırları içerisinde yoğun bir baskı altında imzalatıldığı yönündeki iddiaların soyut kalmaması ve bu tür iddiaların mutlaka hukuka uygun somut delillerle ispatlanması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Yargıtay, asılsız iddialarla arabuluculuk anlaşma belgelerinin kolayca iptal edilmesinin önüne geçerek bu alternatif uyuşmazlık çözüm yolunun itibarını korumuştur.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2023/10079
Karar No 2023/15580
Karar Tarihi 23.10.2023
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Arabuluculuk görüşmelerinin yüz yüze yapılması zorunlu değildir.
  • gavel Telefonla yapılan arabuluculuk görüşmeleri yasal usule uygundur.
  • gavel İrade fesadı iddialarının mutlaka somut delillerle ispatlanması gerekir.
  • gavel Arabuluculuk anlaşma belgesi maddi bir borçlar hukuku sözleşmesidir.

Bu karar, iş hukuku uyuşmazlıklarında sıkça başvurulan ihtiyari arabuluculuk süreçlerinin geçerlilik şartları, uygulanan prosedürlerin yasal dayanakları ve irade fesadı iddialarının ispat yükümlülüğü bakımından büyük bir öneme sahiptir. Yüksek Mahkeme kararında, arabuluculuk görüşmelerinin fiziki olarak aynı ortamda ve yüz yüze yapılmasının yasal bir emredici zorunluluk olmadığı, kanunun lafzı ve ruhu gereğince telefon veya diğer iletişim araçlarıyla yapılan bilgilendirme ve görüşmelerin de hukuken geçerli kabul edileceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. İşçi tarafından yargılama aşamasında ileri sürülen, arabulucunun aslında işverenin vekili olduğu ve tutanağın işyeri sınırları içerisinde yoğun bir baskı altında imzalatıldığı yönündeki iddiaların soyut kalmaması ve bu tür iddiaların mutlaka hukuka uygun somut delillerle ispatlanması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Yargıtay, asılsız iddialarla arabuluculuk anlaşma belgelerinin kolayca iptal edilmesinin önüne geçerek bu alternatif uyuşmazlık çözüm yolunun itibarını korumuştur.

Benzer iş hukuku davaları açısından bu karar, ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının iptali talebiyle açılan davalarda yerel mahkemelerin ve bölge adliye mahkemelerinin nasıl bir ispat standardı araması gerektiğine dair oldukça yol gösterici ve bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir. Kararda, arabuluculuk sürecinin sadece şekli ve usule ilişkin dış unsurlarından ziyade sürecin esasına, tarafların serbest iradelerinin gerçekliğine ve kanunun temel amacına odaklanılması gerektiği ayrıntılı olarak belirtilmiştir. İş hukuku uygulamasında işçilerin sıkça başvurduğu "tutanağı ağır bir baskı altında imzaladım", "ne imzaladığımı bilmiyordum" veya "arabulucu ile süreç boyunca hiç yüz yüze görüşmedim" şeklindeki itirazların, salt işçinin kendi soyut beyanları veya olaya ilişkin doğrudan görgüsü bulunmayan, sadece duyuma dayalı tanık ifadeleriyle kanıtlanamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Böylece, arabuluculuk kurumunun hukuki güvenilirliği teminat altına alınmış ve uyuşmazlık taraflarının serbest iradeleriyle imzaladıkları hukuki belgelerin bağlayıcılığı pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İşçi ile eski işvereni arasında meydana gelen uyuşmazlığın temelini, işçinin çalışma süresi boyunca maruz kaldığını iddia ettiği haksız fiiller ve ardından yaşanan ihtiyari arabuluculuk süreci oluşturmaktadır. Davacı işçi, davalı şirkete ait işyerinde çalışırken kendisine sürekli olarak fazla mesai yaptırıldığını ancak bu fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, ayrıca yöneticileri tarafından sistematik bir biçimde psikolojik taciz (mobbing) uygulamalarına maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Bu ağır çalışma koşulları nedeniyle istifa ederek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ancak kanuni ihbar süresi boyunca işyerinde çalışmaya devam ettiğini belirtmiştir. İşçi, ihbar süresi içerisinde çalışmaya devam ederken kendisine işveren yetkilileri tarafından önceden hazırlanmış bir ihtiyari arabuluculuk tutanağının zorla ve ağır bir manevi baskı altında imzalatıldığını öne sürmüştür.

Davacı işçi ayrıca, süreci yürüten arabulucunun aslında işveren şirketin aktif olarak avukatlığını yapan bir kişi olduğunu, bu nedenle sürecin başından itibaren tarafsız davranmadığını ve kendisinin hukuki hakları konusunda kasıtlı olarak yanlış yönlendirildiğini iddia etmiştir. Tüm bu nedenlerle iradesinin fesada uğratıldığını savunan işçi, hile ve korkutma altında imzalatılan ihtiyari arabuluculuk ilk oturum ile son anlaşma tutanaklarının mahkeme kararıyla iptal edilmesini ve ödenmeyen işçilik alacaklarının kendisine ödenmesini talep ederek yargı yoluna başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme ve Yargıtay ilgili dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözerken ve arabuluculuk sürecinin geçerliliğini değerlendirirken öncelikle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.8 hükmünü detaylıca ele almış ve kararına yasal dayanak yapmıştır. Söz konusu kanun maddesine göre arabulucu, uyuşmazlığın taraflarının her biri ile ayrı ayrı veya birlikte toplantılar yapabilir, onlarla farklı yöntemlerle görüşebilir ve iletişim kurabilir. Kanun koyucu, tarafların fiziki olarak aynı ortamda, bir masa etrafında bir araya gelmesini arabuluculuk sürecinin hukuki geçerliliği için emredici bir şekil şartı olarak öngörmemiştir.

Bununla birlikte, sürecin sağlıklı ve adil yürütülmesi adına 6325 sayılı Kanun m.9 uyarınca arabulucunun görevini son derece özenle, tarafsız ve bağımsız bir biçimde yerine getirmesi, süreç boyunca taraflar arasında fırsat eşitliğini gözetmesi esastır. Arabulucunun tarafsızlığından şüphe edilmesini gerektirecek herhangi bir objektif durum veya bağ varsa, bu hususta tarafların derhal ve şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesi yasal bir zorunluluktur. Ayrıca 6325 sayılı Kanun m.11 uyarınca arabulucunun, arabuluculuk faaliyetinin en başında tarafları sürecin işleyişi, temel ilkeleri ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Yargıtay kararı, arabuluculuk tutanaklarının hukuki niteliğini de derinlemesine incelemektedir. İlgili içtihatlar ışığında, arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşma belgesi, özünde maddi hukuka ilişkin bağımsız bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.30 ve devamında ayrıntılı olarak düzenlenen yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (ikrah) gibi irade fesadı hâllerinin bu sözleşmeler için de aynen geçerli olduğu, arabuluculuk tutanağının geçersizliğinin bu genel borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde mahkemeler nezdinde ileri sürülebileceği açıkça ifade edilmiştir. Ancak hukukumuzun temel prensibi olan iddia edenin iddiasını ispatla mükellef olması kuralı gereğince, irade fesadı iddialarının hukuken geçerli, kesin ve somut delillerle ispatlanması yükümlülüğü bu iddiayı ileri süren tarafa aittir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan kapsamlı hukuki değerlendirmede, ilk derece mahkemesinin arabuluculuk görüşmelerinin yüz yüze yapılmadığı, tarafların fiziki olarak bir araya gelmediği ve evrakların doğrudan işyerinde imzalatıldığı gerekçelerine dayanarak söz konusu anlaşma tutanağını iptal etmesi hukuka ve yasal mevzuata açıkça aykırı bulunmuştur. Mevcut kanuni düzenlemelerde arabulucunun uyuşmazlık taraflarıyla iletişimini mutlak surette yüz yüze veya aynı fiziki mekanda gerçekleştirmesine dair kesin ve bağlayıcı bir kural bulunmamaktadır. Somut olay incelendiğinde, davacı işçinin bizzat kendisinin de arabulucu ile telefonda uzun uzadıya görüştüğünü, işçilik hakları, alacak kalemleri ve sürecin işleyişi konusunda bilgilendirildiğini mahkeme huzurundaki sözlü beyanında açıkça kabul ve ikrar ettiği saptanmıştır. Dolayısıyla taraflar arasındaki görüşmenin ve bilgilendirmenin salt telefon aracılığıyla yapılmış olması, tek başına arabuluculuk faaliyetini usulsüz, yasadışı veya geçersiz kılmaz.

İşçinin, arabuluculuk tutanağının kendisine işveren tarafından yoğun bir baskı altında ve zorla imzalatıldığına dair irade fesadı iddiası Yargıtay tarafından büyük bir titizlikle incelenmiştir. Yargılama aşamasında dinlenen davacı tanıklarının beyanları irdelendiğinde; tanıkların olayın yaşandığı anlara dair doğrudan bir görgülerinin veya duyumlarının olmadığı, işçiye tutanak imzalatılırken işverenin herhangi bir manevi veya fiziki baskı kurduğuna şahit olmadıklarını net bir dille belirttikleri görülmüştür. Bu bağlamda, davacının iradesinin korkutma veya hile ile fesada uğratıldığı yönündeki iddiaları soyut kalmış, bu itirazlar usulüne uygun, inandırıcı ve somut delillerle yargılama makamı önünde kanıtlanamamıştır.

Davacının davasını dayandırdığı diğer bir önemli ve kritik iddia olan; arabulucunun aslında işveren şirketin halihazırda avukatlığını yapan bir kişi olduğu ve bu sebeple görevini yerine getirirken kanunun aradığı tarafsızlık ilkesine aykırı davrandığı yönündeki itirazı için ise yargılama aşamasında Türkiye Noterler Birliği nezdinde resmi yazışmalarla araştırmalar yapılmıştır. Kurumdan gelen resmî belgelere göre yapılan sorgulamada, arabulucunun işveren şirket vekili veya avukatı olduğuna dair herhangi bir resmî kayda veya vekaletnameye rastlanmamıştır. Bu somut durum, arabulucunun işveren lehine hareket ettiği ve kanuni tarafsızlığını yitirdiği yönündeki iddiaların da tamamen mesnetsiz olduğunu kesin olarak ortaya koymuştur.

Tüm bu hukuki ve maddi olgular ışığında, davacı işçinin arabuluculuk anlaşma belgesinin kanuni usulüne uygun yürütülmediği, tarafsızlığın ihlal edildiği ve sözleşmeyi imzalarken iradesinin sakatlandığı yönündeki iddialarını hukuka uygun somut delillerle ispatlayamadığı son derece açık ve net bir biçimde anlaşılmıştır. İddiaların ispatlanamamış olması sebebiyle, davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince yanılgılı bir değerlendirme yapılarak iptal yönünde kabul kararı verilmesi Yüksek Mahkeme tarafından hukuka aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ispatlanamayan davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Arabulucuyla yüz yüze görüşmeden telefonda anlaşırsam bu geçerli olur mu? expand_more
Evet, arabulucu ile sürecin telefon veya diğer iletişim araçları üzerinden yürütülmesi ve anlaşma sağlanması hukuken tamamen geçerlidir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca, tarafların fiziki olarak aynı ortamda yüz yüze veya bir masa etrafında bir araya gelmesi emredici bir şekil şartı değildir. Yargıtay içtihatlarına göre, haklarınız ve sürecin işleyişi hakkında telefonda detaylıca bilgilendirilmiş olmanız, sürecin yasal usule uygunluğu için yeterli kabul edilmektedir.
Arabuluculuk tutanağını baskı altında imzaladım, nasıl iptal ettirebilirim? expand_more
Arabuluculuk faaliyeti sonucunda varılan anlaşma belgesi, özünde maddi bir borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindedir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında hile, yanılma veya korkutma (baskı) gibi irade fesadı hallerine dayanarak bu tutanağın iptali için dava açmanız mümkündür. Ancak iddia edenin iddiasını ispatla mükellef olması temel kuralı gereğince, evrakı ağır bir manevi veya fiziki baskı altında zorla imzaladığınızı mutlaka hukuka uygun, kesin ve somut delillerle ispatlamanız şarttır.
Şahitlerim baskı gördüğümü sadece duymuşsa bu mahkemede delil sayılır mı? expand_more
Hayır, olay anına dair sadece duyuma dayalı olan tanık ifadeleri, mahkeme nezdinde yeterli bir delil olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay kararlarına göre, işçinin arabuluculuk sürecinde iradesinin hile veya korkutma ile sakatlandığına dair iddialarının kanıtlanabilmesi için tanıkların olaya dair doğrudan görgüye dayalı bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Doğrudan görgüsü bulunmayan ve manevi baskı anına bizzat şahit olmayan kişilerin beyanları, iddialarınızı soyut bırakır ve davanızı kazanmanız için yeterli değildir.
İşverenim arabulucu olarak kendi avukatını getirebilir mi, bu yasal mı? expand_more
Kanun gereği arabulucunun görevini bağımsız, tarafsız ve fırsat eşitliğini gözeterek yerine getirmesi yasal bir zorunluluktur. Arabulucunun işveren şirket vekili veya aktif avukatı olması bu tarafsızlık ilkesini ihlal eder. Ancak sürecin başından itibaren tarafsız davranılmadığını iddia ediyorsanız, bu durumu Türkiye Noterler Birliği gibi resmî kurumlar üzerinden alınacak vekaletname veya resmi kayıtlarla somut olarak kanıtlamanız gerekmektedir. Aksi halde söz konusu iptal talebiniz mesnetsiz kabul edilerek mahkemece reddedilecektir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir