Karar Bülteni
AYM Ömer Midyatlı BN. 2022/109474
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/109474 |
| Karar Tarihi | 23.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Adli kontrol tedbiri süresiz olarak uygulanamaz.
- Yurt dışı yasağı aile hayatına müdahaledir.
- Tedbirin devamında menfaat dengesi gözetilmelidir.
- Mahkemeler kararlarında somut ve yeterli gerekçe sunmalıdır.
Bu karar, hakkında beraat kararı verilmesine rağmen uzun yıllar boyunca devam ettirilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin, kişilerin anayasal hakları üzerindeki yıkıcı etkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamaları sürecinde sıklıkla başvurulan yurt dışı çıkış yasağı tedbirinin salt seyahat özgürlüğü kapsamında değil, kişinin ailesinin yurt dışında yaşaması gibi spesifik durumlarda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini teyit etmiştir. Özellikle kişi hakkında verilen beraat kararının ardından salt kanun yolu incelemesi devam ettiği gerekçesiyle tedbirin mekanik bir biçimde uzatılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, derece mahkemelerinin adli kontrol tedbirlerini uzatırken matbu ve basmakalıp gerekçelerden uzaklaşmaları gerektiğine dair güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır. Hâkimlerin, şüphelinin veya sanığın yurt dışındaki ailevi, mesleki ve sosyal bağlarını, suçun niteliğini ve delil durumunu somut olarak tartışarak adil bir denge kurma zorunluluğu pekiştirilmiştir. Uygulamada genellikle rutin bir usul işlemi olarak görülen adli kontrolün uzatılması kararlarının, ölçülülük ilkesi ve alternatif tedbirlerin uygulanabilirliği süzgecinden geçirilmesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu yönüyle karar, uzun süren yargılamalarda sanık haklarının korunması adına önemli bir güvence sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla başlatılan ceza soruşturması kapsamında, 2017 yılında Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri kararı verilmiştir. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde başvurucunun 2021 yılında beraatine hükmedilmiş, ancak hüküm kesinleşinceye kadar adli kontrol tedbirinin devam etmesi kararlaştırılmıştır.
Temyiz süreci devam ederken mahkeme, yurt dışına çıkış yasağı tedbirini bir yıl daha uzatmıştır. Başvurucu, hakkındaki suçlamalardan beraat ettiğini, eşinin Alman vatandaşı olduğunu ve çocuklarıyla birlikte Almanya'da yaşadıklarını, uygulanan bu uzun süreli yasak nedeniyle ailesini göremediğini ve aile bağlarının koptuğunu belirterek karara itiraz etmiştir. İtirazının derece mahkemelerince gerekçesiz şekilde reddedilmesi üzerine başvurucu, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 ve 110 düzenlemelerini temel almıştır. Genel kural olarak yurt dışına çıkış yasağı yerleşme ve seyahat hürriyeti kapsamında değerlendirilse de, kişinin ailesinin yurt dışında yaşaması gibi spesifik durumların varlığı hâlinde bu tedbir doğrudan aile hayatına saygı hakkına yapılmış bir müdahale olarak nitelendirilmektedir.
Adli kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde, bütünüyle özgürlüğünden yoksun bırakılmadan denetim altında tutulmasını sağlayan ve kişi özgürlüğünü tutuklamaya göre daha az kısıtlayan bir koruma tedbiridir. Ancak tüm koruma tedbirleri gibi adli kontrol de geçici niteliktedir ve süreklilik arz edecek biçimde, durumun gerektirdiğinden daha uzun süre uygulanamaz.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, derece mahkemeleri koruma tedbiri kararlarında ileri sürülen tüm delilleri incelemek, müdahaleyi haklı kılan gerçek bir kamusal ihtiyacın varlığını göstermek ve tedbirin devamını haklı kılan gerekçeleri açıkça belirtmek zorundadır. Yurt dışına çıkış yasağının uzatılmasına karar verilirken kişinin yurt dışındaki ailevi ve kişisel bağları, isnat edilen suçun niteliği, delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı birlikte değerlendirilmelidir. Alınan tedbirden beklenen kamusal menfaat ile bireyin menfaatleri arasında adil bir denge kurulmalı ve bu durum tatminkâr bir gerekçeyle açıklanmalıdır. Belirsiz ve uzun süreli yurt dışı yasaklarında, hedeflenen kamusal yarar ile bireyin kişisel yararı arasındaki dengenin zamanla birey aleyhine bozulacağı kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun eşinin ve çocuklarının Almanya'da yaşamasını dikkate alarak, uygulanan yurt dışına çıkış yasağının başvurucunun ailevi ve sosyal ilişkileri üzerinde son derece olumsuz etkiler yarattığını tespit etmiştir. Bu durum, müdahalenin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığını ve uyuşmazlığın özel hayata ile aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğunu göstermiştir. Müdahalenin kanuni dayanağı bulunmakla birlikte, kararın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük kriterleri yönünden ciddi eksiklikler barındırdığı saptanmıştır.
Olayda, başvurucu hakkında beraat kararı verilmesine rağmen yurt dışına çıkış yasağı altı yılı aşkın bir süre boyunca devam ettirilmiştir. Başvurucunun, çocuklarının ve eşinin Almanya'da yaşadığını, aile bağlarının kopma noktasına geldiğini belirterek tedbirin kaldırılması yönünde sunduğu itirazlar ve haklı gerekçeler, yargı mercileri tarafından dikkate alınmamıştır. Derece mahkemeleri, ret kararlarında başka hangi delillerin toplanması gerektiğini veya devam eden tedbirin kovuşturmanın selametine ne gibi bir fayda sağlayacağını açıklamamış; başvurucunun iddialarını genel, soyut ve tekrar içeren gerekçelerle reddetmiştir.
Ayrıca, mahkemelerin muhakemenin sağlıklı yürütülmesi amacından beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun aile hayatını sürdürme menfaati arasında adil bir denge kuramadığı açıkça anlaşılmıştır. Beraat etmiş bir kişi hakkında uygulanan uzun süreli yurt dışı yasağının devam ettirilmesi ve bu tedbire alternatif olabilecek diğer koruma tedbirlerinin hiç tartışılmaması ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun anayasal güvence altındaki özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.