Karar Bülteni
AYM 2022/13674 BN.
Anayasa Mahkemesi | Erhan Arslan | 2022/13674 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/13674 |
| Karar Tarihi | 15.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Açık mevzuat hatası adil yargılanmayı ihlal eder.
- Geçici işçi başvurusunda sürekli işçi şartı aranamaz.
- Mevzuatın hatalı uygulanması hakkaniyeti temelden zedeler.
- Bariz takdir hatası usul güvencelerini anlamsız kılar.
Bu karar, taşeron işçilerin kadroya geçiş sürecinde idarelerin ve derece mahkemelerinin kanun hükümlerini uygularken yaptıkları bariz hukuki hataların, doğrudan anayasal bir hak ihlali oluşturduğunu göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Somut olayda derece mahkemesi, geçici işçi kadrosuna geçmek isteyen başvurucuya, kanunda yalnızca sürekli işçiler için öngörülen şartları kıyasen uygulayarak davayı tamamen reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, açıkça belirli olan yasal koşulların yargı makamlarınca göz ardı edilmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını temelden sarstığını vurgulamıştır.
Karar, özellikle kamuda taşeron işçi olarak çalışırken kadroya geçiş başvurusu reddedilen binlerce işçi için ciddi bir emsal niteliği taşımaktadır. İdare mahkemelerinin mevzuat hükümlerini, bilhassa kadroya geçişi düzenleyen kararnameleri ve buna bağlı usul ve esasları uygularken, başvuru türüne göre (sürekli işçi ile geçici işçi ayrımı) aranan koşulları titizlikle irdelemesi gerektiği ortaya konulmuştur. Yargılama makamlarının, somut olayın açıkça belirli olan hukuki kurallarını mantık dışı bir çıkarımla veya bariz bir takdir hatasıyla yanlış uygulaması, salt bir kanun yolu şikâyeti olarak kalmayıp doğrudan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali olarak denetlenebilmektedir. Bu içtihat, idari yargıda görülen benzer çalışma statüsü davalarında mahkemelerin çok daha özenli bir yasal inceleme yapmasını zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde taşeron işçi olarak çalışan başvurucu, çalıştığı kurumda geçici işçi pozisyonunda kadroya geçebilmek için idareye başvuruda bulunmuştur. Ancak idare, başvurucunun kadroya geçiş için gerekli istihdam şartlarını taşımadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir.
Başvurucu, idarenin verdiği bu ret kararının haksız olduğunu belirterek işlemin iptali ve maddi kayıplarının giderilmesi amacıyla idare mahkemesinde dava açmıştır. İlk derece mahkemesi başvurucuyu haklı bularak idari işlemi iptal etmiş olsa da idarenin itirazı üzerine dosyayı inceleyen istinaf mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi), başvurucunun kanunun aradığı belirli bir tarihte (4 Aralık 2017) fiilen çalışmıyor olmasını gerekçe göstererek davanın reddine hükmetmiştir. Başvurucu ise, sürekli işçilerden farklı olarak geçici işçi statüsü taleplerinde bu tarihte fiilen çalışma şartının aranmadığını, istinaf mahkemesinin mevzuatı yanlış uyguladığını ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının anayasal sınırlar içindeki temel kriterlerini incelemiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 48 gereğince, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetler kural olarak bireysel başvuru incelemesine konu edilemez. Mahkemelerin delil değerlendirmesi ve hukuk kuralı yorumu kendi takdirlerindedir. Ancak mahkemelerin uygulamasında açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası varsa, bu durum yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsar ve bizzat usuli bir güvenceye dönüşerek Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girer.
Kadroya geçiş işlemlerinin yasal dayanağını oluşturan 375 sayılı KHK geçici m. 23, kamu idarelerinde taşeron işçi olarak çalışanların kadrolara geçiş şartlarını düzenlemektedir. Bu maddenin birinci fıkrası, "sürekli işçi" kadrosu için 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalışıyor olma şartını aramaktadır.
Öte yandan, geçici işçi pozisyonuna geçişler için ise aynı KHK'nın on altıncı fıkrası ve buna istinaden çıkarılan Usul ve Esaslar m. 19 uygulanmaktadır. Bu kurallara göre; personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmelerinden 2017 yılı içerisinde, 4/12/2017 tarihinden önce sona ermiş olanlarda, sözleşmenin sona erdiği tarihte çalışmış olan kişiler de "geçici işçi" pozisyonunda istihdam edilmek üzere başvurabilmektedir. Bu yasal düzenlemeler uyarınca, sürekli işçi kadrosu için aranan 4 Aralık 2017 tarihinde fiilen çalışma şartı, geçici işçi başvurularında kanunen aranmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını incelerken derece mahkemesinin uyguladığı mevzuat hükümlerinin somut olayla ve başvurucunun talebiyle uyumlu olup olmadığını denetlemiştir. Dosya kapsamındaki resmî kayıtlardan, başvurucunun 24 Temmuz 2013 ile 30 Nisan 2017 tarihleri arasında idarenin ihale yoluyla iş verdiği bir şirkette taşeron işçi olarak çalıştığı ve 30 Nisan 2017 itibarıyla işten ayrıldığı net bir şekilde anlaşılmaktadır. İstinaf mercii olan Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi ise, davanın reddine karar verirken tam olarak bu tarihe odaklanmış ve başvurucunun 4 Aralık 2017 tarihi itibarıyla fiilen görev yapmadığı gerekçesine dayanmıştır.
Ancak Anayasa Mahkemesinin tespitlerine göre, 4 Aralık 2017 tarihi itibarıyla çalışıyor olma şartı, sadece "sürekli işçi" olarak istihdam edilmek isteyenler için geçerli olan katı bir zorunluluktur. Oysa başvurucu, idareye sunduğu dilekçesinde sürekli işçi kadrosuna değil, açıkça "geçici işçi" pozisyonunda istihdam edilmek üzere başvuruda bulunmuştur. Geçici işçi statüsüne geçişi düzenleyen ilgili mevzuat hükümleri uyarınca, 2017 yılı içinde sözleşmesi sona erenlerin, sözleşmenin bittiği tarihte çalışmış olmaları başvuru hakkı elde etmeleri için yeterli kabul edilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi, somut olayın açıkça belirli olan bu yasal koşulunu göz ardı etmiş; başvurucunun talebiyle doğrudan ilgisi bulunmayan ve sadece sürekli işçiler için geçerli olan bir kanun hükmünü geçici işçi başvurusuna hatalı bir biçimde tatbik etmiştir. İlgili hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yoruma dayanmadan böylesine yanlış uygulanması, yargılamanın sonucunu tamamen tersine çevirmiş ve adil yargılanma hakkının sağladığı usul güvencelerini başvurucu açısından anlamsız kılmıştır. Anayasa Mahkemesi, mahkemenin bu değerlendirmesinin yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelediği kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.