Anasayfa/ Makale/ Yapay Zekânın Hukuki Doğası ve Statü Tartışmaları

Makale

Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim, bu sistemlerin hukuki statüsünün ne olması gerektiği yönünde derin tartışmalara yol açmıştır. Bu makalede, yapay zekânın eşya, köle, gerçek kişi, tüzel kişi, yapay vekil ve elektronik kişilik statülerine ilişkin hukuki yaklaşımlar detaylıca incelenmektedir.

Yapay Zekânın Hukuki Doğası ve Statü Tartışmaları

Günümüzde yapay zekâ sistemleri, insan müdahalesi olmaksızın kendi kendine karar alabilen ve eyleme geçebilen karmaşık yapılar haline gelmiştir. Bu sistemlerin otonom derecelerinin her geçen gün artması, yapay zekânın tarafı olduğu iş ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde mevcut hukuk kurallarının yetersiz kalabileceği endişesini doğurmaktadır. Örneğin, bir yapay zekâ sisteminin sözleşme akdetmesi veya bir zarara sebebiyet vermesi durumunda sorumluluğun kime ait olacağı sorusu, hukuk dünyasının en güncel sorunlarından biridir. Otonom dereceleri yüksek, karar alabilen bu sistemlerde insanın mutlak bir etkisi olmadığından, uyuşmazlıkların çözümü için yeni düzenlemelerin yapılması zorunludur. Ancak bu tür hukuki düzenlemelerin yapılabilmesi için öncelikle yapay zekânın hukuki statüsünün kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Türk hukukunda henüz bu konuya ilişkin özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, doktrinde eşya, köle, tüzel kişi ve elektronik kişilik gibi birbirinden çok farklı hukuki statü görüşleri tartışılmaktadır.

Yapay Zekânın Eşya veya Köle Olarak Kabulü

Hukuk doktrinindeki bir kısım yazara göre, yapay zekâ bir hak süjesi değildir ve sadece insanlığın hizmetine sunulmuş, mülkiyet altındaki bir eşya veya ürün olarak kabul edilmelidir. Türk Medeni Kanunu anlamında hukuki eşya, üzerinde bireysel hâkimiyet kurulabilen cismani varlıkları ifade eder. Ancak yapay zekânın bağımsız bir yazılım olarak kullanılması durumunda cismani bir varlığı olmayacaktır. Ayrıca bu sistemlerin otonom yapıları ve öngörülemezlik özellikleri dikkate alındığında, yapay zekânın basit bir eşya olarak vasıflandırılması hukuki uyuşmazlıkları çözmede yetersiz kalacaktır. Zira eşya görüşünün kabulü, yapay zekânın hiçbir şekilde hukuki sorumluluk altına giremeyeceği ve tüm zararlardan üretici, sahip veya kullanıcının sorumlu tutulacağı anlamına gelmektedir.

Bir diğer yaklaşım ise yapay zekâ sistemlerine Antik Roma'daki kölelik kurumuna benzer bir kölelik statüsü verilmesidir. Bu görüş, yapay zekâyı tasarlayan, üreten ve çalıştıran insanın onun yegâne sahibi olduğu fikrine dayanır. Ancak kölelik kurumu, insanlık onuru ve çağdaş hukuk sistemlerinin temel değerleriyle bağdaşmadığından, günümüz hukuk düzenlerinde kabul görmesi mümkün değildir. Yapay zekânın ister eşya isterse köle statüsünde kabul edilsin, pasif bir obje konumuna indirgenmesi, sistemin otonom ve karar verebilen doğasını hukuki açıdan göz ardı etmek demektir. Bu statülerin kabulü, yapay zekânın verdiği zararlarda doğrudan sorumluluk taşımasını da bütünüyle engelleyecektir.

Gerçek Kişi ve Tüzel Kişi Statüsü Yaklaşımları

Yapay zekânın insana özgü bilişsel faaliyetleri gerçekleştirmesinden yola çıkarak ona gerçek kişi benzeri bir statü verilmesi gerektiği de tartışılmaktadır. Türk Medeni Kanunu'na göre kişi sayılabilmek için sağ ve tam doğum şartı aranır. Yapay zekâ, her ne kadar insan faaliyetlerini taklit etse de bu işlemleri tamamen matematiksel hesaplamalara dayalı olarak gerçekleştiren kurgusal bir yapıdır. Dolayısıyla yapay zekâya insanla eşdeğer bir statü tanınması, insan onuru kavramına ve hukukun insanı merkeze alan yapısına zarar verebilecektir. Ayrıca, fiil ehliyeti için aranan erginlik ve ayırt etme gücü gibi şartların biyolojik olmayan bir varlığa uyarlanması imkânsızdır.

Bazı hukukçular ise yapay zekânın karmaşık yapısını ve şirketler gibi dağınık faaliyetler yürütmesini gerekçe göstererek ona tüzel kişilik statüsü tanınmasını savunmaktadır. Bu görüşe göre, tıpkı şirketlere bir malvarlığı özgülendiği gibi, yapay zekâya da bir malvarlığı tahsis edilerek zararların bu fondan karşılanması sağlanabilir. Ne var ki, Türk hukukunda tüzel kişiler için uygulanan sınırlı sayı ilkesi ve tipe bağlılık ilkeleri gereğince, kanuni bir düzenleme yapılmaksızın yapay zekâya doğrudan tüzel kişilik tanınması mümkün değildir. Üstelik bu durum, yapay zekâyı kullanarak sorumluluktan kurtulmak isteyen kötü niyetli kişilerin doğmasına da yol açabilecektir.

Geleceğin Çözümü: Elektronik Kişilik Modeli

Hukuk doktrininde ve uluslararası güncel çalışmalarda sıkça gündeme getirilen elektronik kişilik görüşü, yapay zekânın eşya ile kişi arasında kendine özgü (sui generis) bir yapıya sahip olduğunu kabul eder. Bu model, uyuşmazlıkların çözümünde en işlevsel yöntem olarak öne çıkmaktadır. Hukuk dünyasında yapay zekânın statüsünü belirlemek adına tartışılan temel modelleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • Eşya ve Köle Görüşü: Yapay zekâyı hukukun objesi olarak kabul eder, otonomisine sorumluluk yüklemez.
  • Gerçek ve Tüzel Kişi Görüşü: Mevcut hukuki kişilik kavramlarını yapay zekâ yapısına uyarlamaya çalışır.
  • Yapay Vekil Görüşü: Yapay zekânın, Borçlar Hukuku kapsamında insanın vekili olarak işlem yapabileceğini savunur.
  • Elektronik Kişilik Görüşü: Yapay zekâya sicil sistemiyle özel bir statü ve malvarlığı tanınmasını hedefler.

Gelişen teknoloji ve otonomi seviyeleri dikkate alındığında, uzun vadede yapay zekâ sistemleri için bir sicil sistemi oluşturularak bu sistemlerin kayıt altına alınması ve onlara elektronik kişilik statüsü verilmesi en makul çözüm olarak görünmektedir. Bu sayede, yapay zekânın tamamen bağımsız hareket ettiği ve karar aldığı durumlarda doğacak zararların, sisteme özgülenecek fonlar veya özel sigorta rejimleri aracılığıyla giderilmesi sağlanabilecektir. Böyle bir hukuki statünün oluşturulması, insan onurunu ve mevcut hukuki yapıları zedelemeden, gelişen teknolojinin ihtiyaçlarına yanıt verebilecek modern bir sorumluluk hukuku altyapısı sunacaktır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: