Makale
Kişisel verilerin temel hak ve kişilik hakkı olarak korunması, bireyin toplumda kendini özgürce geliştirmesini merkeze alır. Alman Federal Anayasa Mahkemesinin 1983 tarihli Nüfus Sayımı Kararı ile hukuk dünyasına kazandırılan kişisel verilerin geleceğini tayin hakkı, günümüzde veri koruma hukukunun en önemli anayasal dayanaklarından biridir.
Temel Hak ve Kişilik Hakkı Bağlamında Kişisel Veriler
Kişisel verilerin korunması hukuku, bireylere ilişkin bilgilerin salt bir pazar unsuru olmaktan ziyade, insan kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğinden hareket eder. Bu doğrultuda gelişen temel hak ve kişilik hakkı yaklaşımı, özellikle Kıta Avrupası hukuk sistemlerinde ve bilhassa Almanya'da kök salmış hümanist ve liberal bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bu yaklaşıma göre, kişi ile ona ait veriler arasında koparılamaz bir kişilik ilişkisi bulunur. Bireylerin toplum içerisinde kendilerini her anlamda özgürce geliştirebilmeleri ve bağımsız kararlar alabilen bir kişilik kazanmaları, ancak insan onurunun ve kişisel özgürlüklerin korunması ile mümkündür. Eğer bir kimse sürekli olarak gözlem ve kayıt altında tutulduğunu, yani verilerinin sürekli işlendiğini hissederse, toplumsal yaşamda özgürce hareket etmesi veya hükümetin beklentileri dışında muhalif fikirler üretebilmesi beklenemez. İşte bu nedenle, kişisel verilerin korunması sadece teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda anayasal güvence altına alınması gereken en üst düzeyde bir temel insan hakkı meselesidir.
Alman Federal Anayasa Mahkemesinin Nüfus Sayımı Kararı
Kişisel verilerin bir kişilik hakkı olarak ele alınmasının en önemli dönüm noktalarından biri, Alman Federal Anayasa Mahkemesinin 15 Aralık 1983 tarihli Nüfus Sayımı Kararı olarak tarihe geçmiştir. İlgili dönemde hükümet, her bir vatandaşın kimliğini ve özel tercihlerini belirlemeyi amaçlayan kapsamlı bir anket formunu zorunlu hale getirmişti. Ancak yüksek mahkeme, verilerin bu şekilde merkezi bir kontrolle toplanmasının getireceği tehlikelere dikkat çekerek bu düzenlemeyi anayasaya aykırı bulmuştur. Mahkeme, bu çığır açan kararıyla birlikte sadece Almanya'da değil, başta Kıta Avrupası olmak üzere birçok hukuk sisteminde derin etkiler yaratacak olan bireylerin kişisel verilerinin geleceğini tayin hakkı kavramını türetmiştir. Bu hak, günümüzde Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü'nün de temel felsefesini oluşturan en güçlü anayasal dayanaklardan biri haline gelerek, bireyin rızası ve iradesi dışında verilerinin orantısız şekilde işlenmesinin önüne geçmeyi hedeflemiştir.
Kişisel Verilerin Geleceğini Tayin Hakkının Kapsamı
Hukuk sistemimizde ve Kıta Avrupası uygulamasında kişisel verilerin geleceğini tayin hakkı, bireyin kendi görüntüsü, söylemleri, muhalefet hakkı veya biyolojik kökenini bilme hakkı gibi kişilik haklarının somut ve modern bir görünümü olarak kabul edilmektedir. İlgili karar uyarınca bireyin verilerinin orantısız ve süreklilik arz edecek derecede işlenmesi, kişinin kendini serbestçe geliştirmesine ağır bir darbe vurur. Bu noktada korunan temel hukuki değer, kişinin toplumsal yaşama korkusuzca, baskı altında hissetmeden ve kendi iradesiyle tam katılım sağlayabilmesidir. Dolayısıyla kişisel veriler üzerindeki kontrol yetkisi, yalnızca bir gizlilik meselesi olmaktan çıkarak, bireyin demokratik bir toplumda kendi geleceğini, duruşunu ve sınırlarını belirleme özgürlüğüne dönüşmüştür. Bu yaklaşım, veriyi basit bir bilgi yığınından ayırarak doğrudan bireyin varoluşsal kimliğiyle eşleştirir ve mutlak surette hukuki bir kalkan ile korunmasını zorunlu kılar.
Türk Hukuk Sisteminde Kişisel Verilerin Anayasal Koruması
Kişisel verilerin temel hak ve kişilik hakkı olarak korunması yaklaşımı, Türk hukuk sisteminde de anayasal düzlemde güçlü bir karşılık bulmuştur. Bireyin maddi ve manevi varlığını serbestçe geliştirme hakkının doğal bir yansıması olan bireyin kişisel verilerinin geleceğini tayin hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının çeşitli maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Anayasal korumanın sınırlarını çizen ve kişisel verilere temel hak düzeyinde koruma sağlayan başlıca anayasa maddeleri şunlardır:
- Madde 17: Bireylerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve serbestçe geliştirme hakkı.
- Madde 20: Bireylerin özel hayatının gizliliğinin ve mahremiyetinin korunması hakkı.
- Madde 22: Herkesin haberleşme hürriyetine ve haberleşmenin gizliliği hakkına sahip olması.
- Madde 24: Bireylerin dini ve vicdani kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması.
- Madde 25: Kişilerin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması hakkı.
Bu maddelerin bütünü değerlendirildiğinde, kişisel verilerin yasal düzlemde ihlal edilmesinin, doğrudan doğruya anayasal temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahale anlamına geldiği açıkça görülmektedir.