Makale
Sağlık sektöründe yaşanan psikolojik taciz, çalışanların anksiyete düzeylerini artırarak dikkat dağınıklığına ve neticesinde ciddi tıbbi hatalara yol açmaktadır. Bu yazıda, mobbingin sebep olduğu tıbbi hataların hukuki boyutu, nedensellik bağı ve sağlık çalışanlarının hukuki sorumlulukları incelenmektedir.
Mobbing Kaynaklı Tıbbi Hatalar ve Hukuki Boyutları
Sağlık hizmetlerinin sunumu, doğası gereği yüksek dikkat, özen ve kesintisiz bir odaklanma gerektiren oldukça kritik bir süreçtir. Ancak sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarında maruz kaldıkları psikolojik taciz, bu kritik sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini doğrudan ve derinden etkileyen en önemli risk faktörlerinden biridir. Sürekli bir baskı hissetmek, personelin "açığım mı aranıyor" endişesi taşımasına ve yüksek anksiyete düzeylerine ulaşmasına neden olmaktadır. Söz konusu psikolojik baskı ve stres hali, sağlık profesyonellerinin bilişsel melekelerini zayıflatarak dikkat dağınıklığına ve odaklanma problemlerine zemin hazırlamaktadır. Bu durum da hukuki literatürde malpraktis olarak adlandırdığımız tıbbi hataların kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Çalışanların maruz kaldığı bu yoğun psikolojik şiddet, hastaya zarar veren yanlış ilaç uygulamaları veya hasta güvenliği ihlalleri gibi geri dönülmez hukuki sonuçlar doğuran eylemlere dönüşebilmektedir. Dolayısıyla durum, yalnızca çalışanın ruh sağlığını bozan bir iş hukuku problemi değil, aynı zamanda hasta yaşam hakkını tehlikeye atan ve hukuki sorumluluk doğuran ciddi bir tıbbi hata sebebidir.
Mobbing ve Tıbbi Hata Arasındaki Nedensellik Bağı
Hukuk sistemimizde bir zararın tazmini veya bir eylemin cezai sorumluluk doğurabilmesi için fiil ile netice arasında muhakkak bir illiyet bağı bulunması şarttır. Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı mobbing eylemleri, personelin hata yapma korkusunu tetiklemekte, yoğun yorgunluk ve uykusuzlukla birleşerek karar verme mekanizmalarını felce uğratmaktadır. Bilimsel ve klinik veriler, psikolojik baskının doğrudan anksiyeteyi artırdığını ve bu yüksek kaygı durumunun hastaya yanlış tedavi uygulanması, ilaç dozlarının karıştırılması veya takiplerin ihmal edilmesi gibi kök nedene bağlı hatalar ile sonuçlandığını göstermektedir. Bir malpraktis davasında, zararın meydana gelmesinde personelin kişisel kusurundan ziyade, çalışma ortamındaki sistematik psikolojik baskının yarattığı dikkat eksikliğinin etkili olup olmadığı hukuki açıdan büyük önem taşımaktadır. Hastanın uğradığı bedensel veya ruhsal zararın kökeninde yatan bu psikolojik etkenler, tıbbi hatanın nitelendirilmesinde ve kusur oranlarının dağıtılmasında belirleyici bir hukuki argüman olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sık Karşılaşılan Mobbing Kaynaklı Tıbbi Hatalar
Acil servisler gibi yoğun ve dinamik ünitelerde görev yapan hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri, maruz kaldıkları yıkıcı anksiyete ve stres altında hukuki yaptırımı oldukça ağır olan çeşitli tıbbi uygulama hataları yapabilmektedir. Çalışanın çalışma ortamında sürekli "hata yapma korkusu" ile hareket etmesi, aslında o hatanın bizzat doğmasına zemin hazırlamaktadır. Adli süreçlere ve yüksek yargı kararlarına sıklıkla yansıyan, hasta can güvenliğini tehlikeye atan ve sağlık çalışanını ciddi bir cezai yargılama ile karşı karşıya bırakan başlıca psikolojik baskı kaynaklı tıbbi hatalar şu şekilde sıralanabilir:
- Yanlış ilaç uygulamaları (benzer isimli ilaçların stres altında karıştırılması veya yanlış doz uygulanması).
- Hastanın klinik izleminin ve yaşamsal bulgu takiplerinin yoğun baskı altında unutulması.
- Adli vakalarda alınması gereken kan, saç, tırnak gibi hukuki delil niteliği taşıyan numunelerin alınmasının veya kuruma ait kopyalarının saklanmasının ihmal edilmesi.
- Kimlik doğrulama hataları nedeniyle hastaların veya laboratuvar kan barkodlarının karıştırılması.
- Dikkat eksikliğine bağlı olarak sedye korumalıklarının unutulması sonucu hastanın düşürülmesi.
Yukarıda listelenen tıbbi uygulama hatalarının her biri, hukuki boyutta hastaya zarar verme veya yaşam hakkını tehlikeye atma kapsamında değerlendirilerek sağlık çalışanları aleyhine yargılama süreçlerinin başlatılmasına neden olabilmektedir. Özellikle adli nitelikteki numunelerin hukuki prosedürlere uygun alınmaması, sağlık çalışanının hukuki sorumluluğunu doğrudan doğuran ve yargılanmasına sebep olan vakalar arasında yer almaktadır. İşin doğası gereği zaten yüksek risk taşıyan tıbbi müdahaleler, psikolojik taciz altında yapıldığında, personelin tükenmişliği ile birleşerek hastanın zarar gördüğü malpraktis davalarının temelini oluşturmaktadır. Bu noktada hukukun aradığı özen yükümlülüğünün ihlali, personelin mesleki yetersizliğinden ziyade, maruz kalınan psikolojik şiddetin yarattığı odaklanma kaybından ve tahribattan kaynaklanmaktadır.