Makale
Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesiyle başlayan tasfiye süreci, eşlerin malvarlıklarının ayrılması, değer tespiti ve artık değer hesabı aşamalarından oluşur. Bu makalede tasfiye anı, aşamaları, borçların düzenlenmesi, eklenecek değerler ve artık değere katılma alacağının hukuki boyutu uzman avukat perspektifiyle incelenmektedir.
Mal Rejiminin Tasfiye Süreci ve Artık Değer Hesabı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte eşler arasında yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, evlilik birliğinin çeşitli sebeplerle sona ermesi neticesinde karmaşık ve teknik bir süreç olan tasfiye aşamasına geçişi gerektirmektedir. Aile hukuku pratiğinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıkların temelini, bu mal rejiminin tasfiye süreci ve nihai olarak eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri alacak haklarının belirlenmesi oluşturmaktadır. Eşlerden birinin ölümü, evliliğin boşanma veya iptal kararıyla sona ermesi ya da farklı bir mal rejimine geçilmesi gibi hallerde başlayan tasfiye süreci, kural olarak dört temel aşamada gerçekleştirilmektedir. Hukuki perspektiften bakıldığında, her bir eşin malvarlığı değerlerinin ayrıştırılması, pasiflerin ve aktiflerin net bir biçimde ortaya konulması adil bir paylaşımın en önemli teminatıdır. Bir mal paylaşımı avukatı olarak vurgulamak gerekir ki, tasfiye sürecinin hatasız yürütülmesi, evlilik süresince elde edilen kazanımların korunması açısından kritik bir role sahiptir. Bu kapsamlı makalede, edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesinden başlayarak, eşlerin malvarlıklarını ayırması, borçların tasfiyesi, eklenecek değerlerin tespiti ve nihayetinde artık değerin hesaplanmasına kadar uzanan sürecin tamamı hukuki detaylarıyla incelenmektedir.
Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiye Aşamaları
Mal rejiminin sona ermesiyle birlikte devreye giren tasfiye prosedürü, oldukça ayrıntılı ve kanun koyucu tarafından belirli bir sıraya bağlanmış aşamalardan oluşmaktadır. Tasfiye kural olarak dört temel adımda gerçekleştirilir. İlk aşama, eşlerin birbirlerinde bulunan mallarını geri almaları ve paylı mülkiyete konu malvarlığı değerlerinin tasfiyesi ile borçlara ilişkin düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu adım, fiili ve hukuki ayrışmanın ilk fiziksel yansımasıdır. İkinci aşama, eşlerin evlilik birliği içerisindeki tüm malvarlıklarının mal gruplarına göre özgülenmesi işlemidir. Üçüncü aşamada, malvarlıklarının değerleme ölçütleri belirlenir ve malvarlıklarının tasfiye anındaki güncel piyasa değerleri hesaplanır. Son aşama ise, her bir eş için ayrı ayrı artık değerin tespit edilmesi, eşlerin bu değere katılması ve ortaya çıkan alacakların ifa edilmesidir. Uygulamada bu dört aşamanın sırasıyla ve titizlikle takip edilmesi hak kayıplarını önlemektedir.
Tasfiyenin başlangıç anı, mal rejimini sona erdiren hukuki sebebe göre değişkenlik göstermektedir. Ölüm halinde ölüm anı esas alınırken, boşanma veya evliliğin iptali durumunda davanın açıldığı tarih tasfiyenin başlangıcı kabul edilir. Tasfiye anındaki değerleme ise davanın karara bağlandığı tarihe, yani mahkeme kararının verildiği ana en yakın tarihe göre yapılmaktadır. Mahkeme sürecinin uzun yıllar sürebileceği göz önüne alındığında, malların tasfiye tarihindeki sürüm değerinin (rayiç değerinin) belirlenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Zira mal rejiminin sona erdiği tarih ile tasfiye tarihi arasındaki süreçte yaşanacak ekonomik dalgalanmalar, eşlerin alacak miktarını doğrudan etkilemektedir. Hukuki uyuşmazlıklarda mahkemeler, alanında uzman bilirkişilerden rapor alarak karar tarihine en yakın güncel sürüm değerlerini tespit yoluna gitmektedir.
Tasfiye davası kapsamında eşlerin birbirlerinden talep ettikleri alacaklar, mülkiyet ya da ayni hak talebi niteliğinde olmayıp, tamamen şahsi bir alacak hakkı niteliğindedir. Bir eş, diğer eşin malvarlığı üzerinde ayni bir hak, örneğin tapu iptali ve tescili talep edemez; bunun yerine hesaplanan nakdi alacağın kendisine ödenmesini ister. Yargıtay içtihatlarında da istikrarla vurgulandığı üzere, tasfiye sonucu doğan alacak bir para borcudur. Tasfiye davasında eşler, sadece yasal sürelere ve usullere riayet ederek haklarını elde edebilirler. Dava açılmadan mal rejiminin mahkeme dışı anlaşmalarla tasfiye edilmesi mümkün olsa da, bunun bir protokol ile sınırları net çizilerek açıkça yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan genel feragatler geçersiz sayılabilecektir.
Tasfiye Sürecinde Malların Geri Alınması ve Borçlar
Tasfiye işleminin fiili adımı olarak eşlerin mülkiyeti kendilerine ait olan malları diğer eşten geri almaları esastır. Hangi eşin zilyetliğinde olursa olsun, mülkiyet kime aitse eşya ona iade edilir. Aidiyeti ispatlanamayan mallar, kanuni karine gereği eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır. Paylı mülkiyete konu malların tasfiyesinde kural olarak aynen taksim veya satış yoluyla bedelin paylaşılması yoluna gidilebilir. Ancak kanun koyucu, evlilik birliğinin tabiatına uygun bir istisna getirerek, üstün yararını ispat eden eşe, diğer eşin payını ödemek koşuluyla malın bölünmeden kendisine verilmesini talep etme hakkı tanımıştır. Bu hak, hukuki niteliği itibariyle yenilik doğuran yasal alım hakkı olarak değerlendirilir. Üstün yararın ispatı somut olayın özelliklerine, eşin mesleki ihtiyaçlarına veya sağlık durumuna göre hâkim tarafından takdir edilmektedir.
Eşlerin malvarlıklarının geri alınmasının yanı sıra, eşler arasındaki karşılıklı borçlar da tasfiye sürecinin önemli bir parçasını teşkil eder. Kanuna göre mal rejiminin tasfiye ediliyor olması borçların muaccel olmasını önlemez. Eşler karşılıklı borçlarını takas edebilir, ödeyebilir veya alacaklarından vazgeçebilirler. Takasın yapılabilmesi için eşlerin karşılıklı tasfiye talebinde bulunmaları veya karşı dava açarak takas defini ileri sürmeleri usul hukuku açısından zorunludur. Hâkim, tarafların açık bir takas veya mahsup talebi olmadan re'sen takas işlemi yapamaz. Borç ilişkisinin kurulduğu neden önem arz etmez; haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden ya da bir sözleşmeden doğan tüm borçlar bu süreçte tasfiyenin pasif kalemlerini oluşturur. Kredi ile alınan mallarda da, evlilik birliğinden sonra ödenmesi gereken kredi borçları ilgili malvarlığının pasifine yazılarak hesaba katılır.
Tasfiye aşamasında borçların düzenlenmesi esnasında, borçların hangi malvarlığı grubuna ait olduğu hususu çoğu zaman çekişmeli bir yargılama gerektirmektedir. Kanun koyucu, bu uyuşmazlıkları çözmek adına her borcun ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokacağını belirtmiştir. Bir borcun hangi mal kesimine ait olduğu hiçbir şekilde ispatlanamıyorsa, söz konusu borç yasal karine gereğince eşin edinilmiş mallarına aitmiş gibi işlem görür. Özellikle ticari işletmelerin borçları, kredi ödemeleri ve vergi borçları gibi kalemlerin tasfiye bilançosuna doğru yazılması, hesaplamaların adil bir şekilde tespit edilebilmesi açısından avukatların ve bilirkişi heyetlerinin en çok mesai harcadığı teknik noktalardan birini oluşturmaktadır.
Artık Değer Hesabında Dikkate Alınacak Unsurlar
Hukuki anlamda artık değer, edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyenin en kilit ve nihai matematiksel sonucudur. Tanım olarak hesaplama; eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere, her bir eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçların çıkarılmasıyla kalan net tutarı ifade eder. Bu hesabın yapılabilmesi için eşlerin aktif ve pasif malvarlığı durumları ayrıntılı olarak listelenir. Evlilik süresince emek ve çaba sarf edilerek ivazlı şekilde elde edilen tüm kazanımlar (maaşlar, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma gücü kaybı tazminatları ve gelirler) aktif kalemi oluşturur. Bütün bu değerler toplanırken, eşin mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla mevcut olan malvarlıkları dikkate alınmaktadır. Mal rejiminin bitiminden sonra elde edilen mallar tasfiyeye hiçbir şekilde dâhil edilmez.
Hesaplama sürecinde pasifleri ise malların edinilmesinden kaynaklanan borçlar, örneğin çekilen kredi taksitleri oluşturur. Özellikle kredili mal alımlarında, kredi ödemelerinin ne kadarının evlilik birliği içerisinde yapıldığı, ne kadarının boşanma davasından sonraya sarktığı büyük önem taşır. Boşanma davası tarihinden sonraya sarkan, henüz vadesi gelmemiş ve ödenmemiş kredi borçları, taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye tarihindeki güncel değer üzerinden oranlama yoluyla düşülür. Bunun yanında, borçlar ve mal grupları arası denkleştirmeden kaynaklanan yükümlülükler de ilgili mal grubunun pasif hanesine yazılır. Aktiflerden pasiflerin tümüyle çıkarılması neticesinde pozitif bir değer kalırsa bu miktar eşin artık değeri olur. Eğer sonuç eksi (negatif) çıkarsa, tutar sıfır olarak kabul edilir, eksi değer hesaba yansıtılmaz.
Eklenecek Değerler ve Değer Artış Payının Etkisi
Tasfiye sürecinin hakkaniyetle yürütülmesi adına eklenecek değerler kurumu kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin, mal rejimi devam ederken diğer eşin katılma alacağı hakkını azaltmak kastıyla yaptığı devirler veya mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde olağan hediyeler dışında rızasız olarak yaptığı karşılıksız kazandırmalar (bağışlamalar vb.), tasfiye anında sanki bu mallar elden çıkarılmamış gibi farazi olarak aktif hesaba dâhil edilir. Eklenecek unsurlar tespit edilirken, malın elden çıkarıldığı devir tarihindeki durumu dikkate alınır, ancak değerlemesi karar tarihine en yakın güncel sürüm değeri üzerinden yapılır. Bu düzenlemenin amacı, evliliğin krize girdiği veya fiili ayrılığın yaşandığı dönemlerde mal kaçırma maksadıyla yapılan muvazaalı işlemlere ve haksız devirlere karşı diğer eşin yasal hakkını korumaktır.
Diğer önemli bir alacak kalemi olan değer artış payı ise, eşlerden birinin diğerine ait malvarlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiçbir karşılık almaksızın (veya eksik karşılıkla) yaptığı katkıdır. Evlilik birliğinin doğası gereği eşlerin birbirlerine destek olması olağandır; ancak bir eş, kendi malvarlığı ile diğer eşin sahip olduğu malın değerini artırmışsa, tasfiye sırasında bu katkı oranında alacak talep edebilir. Bu alacak hesaplanırken malın tasfiye anındaki sürüm değeri esas alınır ve mal değer kaybetmiş olsa dahi yapılan ilk katkının nominal değeri garanti altına alınır. Değer artışına bağlı doğan bu alacak, katılma alacağı hesabından tamamen bağımsız bir tür olup her iki hakkın dava dilekçesinde ayrı ayrı talep edilmesi ve hesaplanması usul hukuku kuralları gereğidir.
Artık Değerin Hesaplanması ve Katılma Alacağı
Tüm aktif ve pasif kalemlerin yerli yerine oturtulmasından sonra, her iki eş için de net hesap rakamları ortaya çıkar. Eşler kural olarak diğer eşin hesaplanan değerinin yarısı oranında katılma alacağı hakkına sahiptir. Alacaklı eşin katılma hakkı formülü; diğer eşin bakiyesinin ikiye bölünmesiyle bulunur. Eşlerin kendilerine ait ayrı ayrı artışları varsa, kanun gereği bu alacaklar doğrudan birbirleriyle takas edilebilir. Takas sonucunda daha az alacağı olan taraf borcundan kurtulurken, bakiye kısım daha fazla alacağı olan eşe ödenmek üzere hüküm altına alınır. Kanun koyucu, yasal katılım oranının yüzde elli olduğunu belirtmiş olsa da, eşlerin evlilik öncesinde veya sırasında akdettikleri mal rejimi sözleşmeleriyle bu katılım oranını değiştirmeleri mümkündür.
Ancak bu oran değişikliği sınırsız bir serbestiye sahip değildir. Belirlenen yeni katılım oranı, eşlerin ortak altsoylarının (çocuklarının) miras hukuku bağlamındaki saklı paylarını ihlal edemez. Bir diğer önemli kanuni istisna ise, evliliğin zina veya hayata kast gibi ağır kusur halleri nedeniyle boşanmayla sonuçlanması durumunda ortaya çıkar. Bu durumlarda, aile mahkemesi hâkimi takdir yetkisini kullanarak, kusurlu eylemi gerçekleştiren eşin alacak payını hakkaniyete uygun olarak tamamen kaldırabilir veya önemli ölçüde azaltabilir. Bu yaptırımın amacı, evlilik birliğinin temelini derinden sarsan ve sadakat yükümlülüğünü ağır biçimde ihlal eden eşin, ekonomik olarak mal paylaşımından haksız bir menfaat elde etmesinin önüne geçmek ve adaleti sağlamaktır. Hâkim, bu takdir yetkisini kullanırken kararını muhakkak somut gerekçelere dayandırmalıdır.
Eşlerden birinin ölümü halinde hesaplamanın yapılması ve alacağın belirlenmesi süreci daha farklı bir hukuki boyut kazanmaktadır. Bu ihtimalde, sağ kalan eşin tasfiye sonucunda elde edeceği hakkı, vefat eden eşin terekesinin bir borcu olarak kabul edilir. Dolayısıyla miras hukuku kuralları işletilmeden önce, mal rejiminin tasfiyesi gerçekleştirilerek sağ kalan eşin alacağı tereke mevcudundan düşülür. Bakiye kalan malvarlığı, yasal veya atanmış mirasçılar arasında miras payları oranında paylaştırılır. Sağ kalan eş, hem mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak hakkını hem de miras bırakanın terekesi üzerindeki yasal miras payını ayrı ayrı talep etme hakkına sahip olup, her iki hak birbirinden bağımsız hukuki statülere tabidir.
Tasfiye Alacağının Ödenmesi ve Usul Hükümleri
Hesaplamalar neticesinde mahkeme tarafından belirlenen alacağın ifa şekli borçlu eşin seçimine bırakılmıştır. Kanun koyucu, alacakların para (nakit) olarak ödenebileceği gibi ayın (mal) olarak da ödenebileceğini hükme bağlamıştır. Alacaklı olan eşin tahsilatın doğrudan mal üzerinden yapılmasını talep etme hakkı bulunmamakta; seçim hakkı borçlu eşe aittir. Bununla birlikte, belirlenen alacak tutarının derhal defaten ödenmesi borçlu eşi ciddi ekonomik güçlükler içine sokacaksa ve evlilik birliği sonrasında kişinin maddi bekasını sarsacak nitelikteyse, mahkemeden ödemenin uygun bir süreye ertelenmesi veya taksitlere bölünmesi talep edilebilir. Hâkim, taksitlendirme talebini kabul etmesi halinde borçlu eşten alacağı teminat altına alacak ipotek veya kefalet gibi ek güvenceler göstermesini de talep edebilir.
Tasfiye alacağı sürecinde mahkemelerin uyması gereken temel usul kuralları ve faiz uygulaması şu şekilde özetlenebilir:
- Görevli mahkemeler her koşulda Aile Mahkemeleridir.
- Boşanma davası ile tasfiye davası birlikte açılsa dahi tasfiye bekletici mesele yapılır.
- Alacak davaları belirsiz alacak davası olarak açılabilir.
- Zamanaşımı süresi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca 10 yıldır.
- Zamanaşımı, mal rejiminin sona erdiği kararın kesinleştiği tarihten başlar.
- Alacak bir para borcu olduğundan tasfiyenin sona ermesinden itibaren faiz işler.
- Uygulanacak faiz türü, taraflar aksini kararlaştırmamışsa kanuni faizdir.
Tasfiye sürecine giren eşlerin usul kurallarına sıkı sıkıya uymaları şarttır. Özellikle eklenecek değer kapsamında karşılıksız kazandırma yapılan üçüncü kişilere karşı açılacak davalar, hak düşürücü sürelere tabidir. Mal varlığı devrini öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her halde tasfiyenin bitiminden beş yıl içinde üçüncü kişilere yöneltilmeyen talepler usulden reddedilmektedir.
Aile hukuku uygulamasında edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye süreci; ispat kuralları, aktif ve pasiflerin belirlenmesi ile matematiksel oranlamaları içeren oldukça spesifik ve uzmanlık gerektiren bir alandır. Evlilik birliği içerisinde büyük emeklerle oluşturulan malvarlıklarının, evliliğin sona ermesiyle birlikte hakkaniyetle paylaşılması hem toplumsal düzenin hem de bireysel adaletin bir gereğidir. Değerlerin tespiti, geriye dönük eklentilerin araştırılması ve rayiç bedel hesaplamaları gibi detaylı işlemler, sadece hukukçuların değil finans ve gayrimenkul uzmanlarının da dâhil olduğu teknik bilirkişi heyetlerinin katkısını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerce verilen kararların icra edilebilirliği, zamanaşımı ve faiz gibi usuli sürelerin doğru yönetilmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Tüm bu nedenlerle eşlerin, uyuşmazlıklarda profesyonel ve stratejik bir hukuki danışmanlık alarak hareket etmeleri, yaşanabilecek geri dönülmez telafisi imkânsız hak kayıplarının önüne geçecek en kesin yoldur.