Anasayfa Makale Mal Rejimi Tasfiyesinde Kazandırmalar

Makale

Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmalar büyük önem taşır. Bu kazandırmalar, tasfiye aşamasında hesaplamalara dâhil edilerek eşin katılma alacağı güvence altına alınır ve malvarlığı dağıtımında tam adalet sağlanır.

Mal Rejimi Tasfiyesinde Kazandırmalar

Ailenin temeli olan evlenme kurumu, eşler arasında yalnızca şahsi ve manevi bir bağ kurmakla kalmaz, aynı zamanda mali ve ekonomik bir birliktelik de yaratır. Türk Medeni Kanunu kapsamında eşler arasında yasal mal rejimi olarak benimsenen edinilmiş mallara katılma rejimi, bu ekonomik birlikteliğin en temel yansımalarından biridir. Kural olarak eşler, kanuni sınırlar çerçevesinde hem kendi kişisel mallarından hem de edinilmiş mallarından serbestçe yararlanma ve bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunma hakkına sahiptirler. Ancak kanun koyucu, evlilik birliğinin ekonomik temelini sarsabilecek ve diğer eşin haklarını ihlal edebilecek bazı ivazsız tasarruf işlemlerini özel bir takım kısıtlamalara tabi tutmuştur. Özellikle eşlerden birinin tek taraflı iradesiyle gerçekleştirdiği sağlararası karşılıksız kazandırmalar, mal rejiminin sona ermesi durumunda yapılacak tasfiye hesaplamalarında titizlikle dikkate alınmaktadır. Tasfiye anında gündeme gelen bu ekleme ve denkleştirme işlemleri, malvarlığı değerlerinin hakkaniyete ve hukukun genel ilkelerine uygun, adil bir biçimde paylaştırılması bakımından oldukça kritik bir hukuki işlev üstlenmektedir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Genel Yapısı

Evlilik birliği süresince eşlerin karşılıklı emek ve katkılarıyla elde ettikleri değerlerin korunması, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin en temel felsefesini oluşturur. Bu sistemde, eşlerin her birinin kendi çalışmasının karşılığı olan edinimleri ile kişisel malları açık bir biçimde birbirinden ayrılmaktadır. Tasfiye aşamasına gelindiğinde ise her eş, diğer eşin evlilik süresince elde etmiş olduğu edinilmiş malların net tutarı üzerinde yasa gereği bir alacak hakkına sahip olur. Bahsi geçen bu kanuni alacak, hukuki doktrin ve uygulamada katılma alacağı olarak adlandırılır. Katılma alacağının doğru ve eksiksiz bir biçimde hesaplanabilmesi için sadece elde mevcut olan aktif değerler değil, aynı zamanda eşlerin evlilik süresince dışarıya yaptıkları belli başlı kazandırmalar da aktif değere dahil edilerek bir yasal denkleştirme mekanizması devreye sokulur. Aksi halde, mal rejimini tasfiye etmeden hemen önce malvarlığını haksız yere devreden eşin eylemleri diğer eşi ağır şekilde mağdur edecektir.

Eşlerin kendi kişisel malları üzerinde diledikleri gibi tasarruf serbestisi bulunmakla birlikte, ortak katkı payının ve evlilik içi ekonomik dayanışmanın ürünü olan edinilmiş mallar üzerinde yapılacak ivazsız devir işlemleri kanunun özel koruma çemberine alınmıştır. Kanun koyucu, mal rejiminin tasfiyesi sırasında adaleti mutlak surette tesis edebilmek amacıyla, bazı sağlararası ivazsız kazandırmaların adeta terekede hiç elden çıkmamış gibi kâğıt üzerinde yeniden aktif değere eklenmesini öngörür. Hukuk terminolojisinde "hesaben ekleme" olarak da bilinen bu işlem, kazandırmayı gerçekleştiren eşin malvarlığının kasten veya ihmalen azaltılmasının kesin olarak önüne geçilmesini amaçlamaktadır. Hesaba eklenen bu farazi miktar, değerin hesaplanmasında belirleyici ve vazgeçilmez bir rol üstlendiği için tasfiye sonucunda elde edilecek net katılma alacağının da miktarını doğrudan etkilemektedir.

Tasfiyede Hesaba Katılacak Kazandırmaların Şartları

Mal rejiminin tasfiyesi sırasında dışarıya aktarılmış bir değerin edinilmiş mallara yasal olarak eklenebilmesi için belirli kanuni şartların kümülatif biçimde gerçekleşmiş olması zorunludur. Türk Medeni Kanunu'nun ilgili yasal hükümleri uyarınca, eşlerden birinin yaptığı kazandırmanın tasfiye aşamasında hesaplamalara dahil edilebilmesi için öncelikle bu işlemin mutlak surette sağlararası ve tamamen veya kısmen karşılıksız bir nitelik taşıması gerekmektedir. İvazlı devirler ve piyasa koşullarında tam karşılığı alınarak yapılan sıradan ticari satım sözleşmeleri, malvarlığında net ve haksız bir eksilme yaratmadıkları ve elden çıkan malın yerine geçecek başka bir ekonomik değer (semen) sağladıkları için hiçbir şekilde bu hesaben ekleme kapsamına dahil edilmezler. İvazsız devir niteliğindeki bu işlemlerin hesaplama havuzuna katılmasının asıl gayesi, malvarlığı eksikliklerinin orantısızlık yaratmasını önlemektir.

Kazandırmanın hesaba yasal olarak katılabilmesi için aranan bir diğer kritik koşul ise süre kısıtlaması ve eylemin zamanlamasıdır. Yasal mevzuat, mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir takvim yılı içinde gerçekleştirilmiş olan söz konusu karşılıksız kazandırmaları kural olarak doğrudan edinilmiş mallara eklemektedir. Bu bir yıllık süre, yasa koyucu tarafından mal kaçırma kastının veya ekonomik dengeyi sarsma potansiyelinin varlığına dair güçlü bir zaman kriteri olarak belirlenmiştir. Belirtilen bu kritik süre dilimi içerisinde yapılan ve tamamen iyiniyetle, mal kaçırma kastı bulunmaksızın dahi yapılmış olsa, belirli nitelikteki ivazsız devirler yine de tasfiye hesaplamalarında istisnasız olarak dikkate alınacaktır. Süre şartının bu denli kesin çizgilerle belirlenmesi, her iki eşin de evlilik birliğinin son dönemlerindeki ekonomik menfaatlerini yasal güvence altında tutmayı amaçlayan çok boyutlu bir tedbirdir.

Olağan Hediyeler ve Kişisel Malların İstisnası

Kanuni süreçte karşılıksız kazandırmaların sınırlarını çizerken olağan hediye kavramının titizlikle ve somut olayın şartlarına göre değerlendirilmesi büyük önem arz eder. Zira bir hediyenin olağan kabul edilip edilmeyeceği önceden belirlenmiş ve her duruma uygulanabilen katı kurallara bağlı değildir; aksine somut olayın özgül nitelikleri, işlemi gerçekleştiren eşin anlık mali gücü ve içinde yaşanılan sosyal çevrenin yerleşik adetleri göz önünde bulundurularak mahkemece tayin edilir. Örneğin, ekonomik durumu oldukça yüksek düzeyde olan bir eşin bir yakını için gerçekleştirdiği belirli bir miktar maddi yardım rahatlıkla olağan sayılabilecekken, dar gelirli bir eş için aynı miktar, malvarlığını sarsacak nitelikte ve mal kaçırma kapsamında sayılacak kadar fahiş bir oran teşkil edebilir. Hediyenin mali kapasiteyi ciddi biçimde aşması ve malvarlığında olağandışı bir noksanlık yaratması durumunda söz konusu "olağanlık" sınırının aşıldığı yasal olarak kabul edilir ve bu aşan fahiş kısım, tasfiye sırasında eşin edinilmiş mallarına değer olarak mutlak surette ilave edilir.

İncelemeye ve hukuki analize değer bir diğer mühim nokta ise malvarlığından çıkan kazandırmanın asıl kaynağının ne olduğudur. Yasal düzenleme ve içtihatlar gereği, mal rejimi tasfiye hesabında dikkate alınacak bu karşılıksız kazandırmalar münhasıran eşin edinilmiş malları havuzundan yapılmış olmalıdır. Eşin tamamen kendi öz varlığı olan kişisel mallarından gerçekleştirdiği ivazsız tasarruflar, olağandışı bağışlamalar veya devirler, bu özel tasfiye hesaplama mekanizmasının açıkça kapsamı dışındadır. Kişisel mallar, evlilik birliğinin yarattığı ortak dayanışma ve katkı sisteminin bütünüyle dışında değerlendirildiğinden, malik olan eş bu mallar üzerinde herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın mutlak bir hukuki tasarruf yetkisine sahiptir. Doğal olarak, bu mallardan eksilen kısımların sonradan edinilmiş malların değer hesaplamasına zorla dahil edilmesi kanunen mümkün değildir.

Artık Değerin Hesaplanması ve İşlemin Niteliği

Kapsamlı bir mal rejimi tasfiyesi esnasında eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri alacak haklarını belirleyen en temel hukuki unsur artık değer kavramıdır. Yasa metninde de açıklandığı üzere artık değer, eşin edinilmiş mallarının toplam aktif değerinden, bu mallara ilişkin mevcut borçların tümünün çıkarılmasıyla elde edilen net ve saf malvarlığı tutarını ifade etmektedir. Tam da bu kritik hesaplama noktasında, son bir yıl içinde yapılan ivazsız ve karşılıksız kazandırmalar, eşin mevcut aktif malvarlığına adeta fiilen hiç elden çıkmamış ve oradaymış gibi matematiksel olarak ilave edilir. Üstelik eklenen bu değer, mal rejiminin hukuken sona erdiği veya davanın açıldığı tarih itibarıyla değil; bütünüyle malvarlığının fiilen elden çıkarıldığı, yani üçüncü şahsa devrin yapıldığı andaki objektif sürüm (rayiç) değeri üzerinden hesaplanarak dikkate alınır.

Hesaplamalara dâhil edilen bu kazandırmaların hukuki niteliği konusunda uygulamada zaman zaman yersiz yanılgılara ve kavram kargaşalarına düşülmektedir. Değerin aktif malvarlığına eklenmesiyle birlikte, asıl yapılmış olan tasarruf işlemi veya kazandırma hukuken kesinlikle geçersiz kılınmaz; diğer bir deyişle, üçüncü bir kişiye veya altsoya yapılmış olan söz konusu bağışlama işlemi geçerliliğini tamamen muhafaza eder. Yasal mal rejimi hukuku kapsamında yapılan yegane işlem, kazandırma değerinin yalnızca kâğıt üzerinde eşin malvarlığı aktifinde sanal olarak gösterilmesi ve katılma alacağı payının bu yeni farazi yekün üzerinden belirlenmesidir. Buna hukuk doktrininde özel bir isimlendirmeyle hesaben ekleme denilmektedir. Şayet karşılıksız kazandırmayı bizzat ve isteyerek yapan eş daha sonra tasfiye alacaklısı konumuna geçerse, bizzat kendi eylemiyle malvarlığını bilerek azalttığı için, kendi lehine sonuç doğuracak biçimde bu devrettiği değerin hesaba dahil edilmesini talep etme hakkından yoksundur.

Edinilmiş Mallardan Yapılan Başlıca Kazandırma Türleri

Aile hukuku yargılamalarında ve pratik hukuk uygulamalarında, eşlerden birinin tek taraflı iradesiyle edinilmiş mallarından gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmalar büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Mal rejiminin sona ermesi anında hesaba usulüne uygun şekilde katılacak bu kazandırmaların türleri, ailenin mali dengesini doğrudan sarsma potansiyeline sahiptir. Tasfiye mevzuatına göre hangi işlemlerin karşılıksız kazandırma sayılıp hesaba zorunlu olarak ekleneceği konusunda hukuki doktrinde ve kökleşmiş Yargıtay içtihatlarında belirli işlem tipleri kabul edilmiştir. Bunlar ana hatlarıyla şu şekilde sıralanabilir:

  • Üçüncü kişilere hiçbir maddi karşılık beklenmeksizin yapılan nakdi bağışlamalar.
  • Sözleşmedeki satış bedeli ile gerçek piyasa değeri arasında fahiş bir orantısızlık bulunan karma bağışlamalar.
  • Altsoya iş kurması veya ekonomik bağımsızlık sağlaması amacıyla bedelsiz tahsis edilen kuruluş sermayesi.
  • İçinde bulunulan çevrenin ve alışılmış ölçülerin çok üzerinde yapılan fahiş tutarlı evlenme veya çeyiz giderleri.
  • Hukuki hiçbir zorunluluk yokken üçüncü bir şahsın veya altsoyun borcunun tamamen bedelsiz olarak devralınması.
  • Maddi değeri olan, geçerli ve tahsil edilebilir bir alacaktan feragat edilmesi veya borçlunun hukuki ibrası.
  • Ekonomik karşılık aranmaksızın değerli bir taşınmaz üzerinde üçüncü kişiler lehine kurulan ayni haklar (intifa veya sükna).

Yukarıda maddeler halinde tasnif edilen tüm bu hukuki işlemler, malvarlığındaki pasifi asla azaltmayan, tam aksine eşin sahip olduğu varlıkları (aktifi) ivazsız ve bedelsiz olarak aşağıya çeken temel tasarruf biçimleridir. İşleme konu kazandırmanın tamamen karşılıksız bir nitelik taşıyabileceği gibi, kısmen karşılıksız (karma mahiyette) olması halinde de hukuki sonuç değişmemekte, sadece eşitsizliği yaratan ve ivazla denkleştirilemeyen o fahiş kısım tasfiye hesaplamasına dahil edilmektedir. Öte yandan, eğer borçlu eş, malvarlığından çıkan söz konusu kazandırmayı aslında yasal veya ahlaki bir kanuni borcun mecburi ifası niteliğinde gerçekleştirmişse (örneğin velayeti altındaki çocuğuna karşı kanuni nafaka borcunu dürüstçe ifa ediyorsa), bu haklı eylem kesinlikle karşılıksız bir kazandırma veya mal kaçırma sayılmayacak ve dolayısıyla mal rejiminin yasal tasfiyesinde hesaba eklenmesi asla gündeme gelmeyecektir.

Üçüncü Kişilere Karşı Taleplerin Yöneltilmesi

Tasfiye ve hesaplama işlemleri kanuna uygun olarak tamamlandığında, alacaklı eşin net katılma alacağı kesin olarak ortaya çıkar ve doğan bu alacak meblağı öncelikli olarak borçlu eşin bizzat kendisine ait mevcut malvarlığından karşılanmalıdır. Ancak pratik hukuk hayatında ve dava dosyalarında sıklıkla karşılaşıldığı üzere, gerçekleştirilen ivazsız kazandırmalar ve haksız varlık devirleri neticesinde borçlu eşin elinde kalan mevcut malvarlığı, mahkemece belirlenen katılma alacağını tam olarak karşılamaya yetmeyebilir. Tam da bu noktada kanun koyucu, alacaklı eşin mağduriyetini engellemek ve haklarını en üst düzeyde güvence altına alabilmek maksadıyla son derece istisnai fakat koruyucu bir mekanizma ihdas etmiştir. Bu yasal kurala göre, borçlu eşin mevcut varlığı hükmedilen alacağı eksiksiz tatmin etmediği takdirde, alacaklı eş doğrudan doğruya mahkeme kararıyla bu ivazsız kazandırmalardan haksız şekilde faydalanan üçüncü kişilerden de talepte bulunabilme üstün yetkisine kavuşmaktadır.

Üçüncü kişilere hukuken yöneltilecek bu istisnai yasal talepler, eşler arası doğrudan bir alacak-borç uyuşmazlığından ziyade, malvarlığı aktarımının dolaylı yıkıcı etkilerinden doğan alacak eksikliğinin objektif olarak giderilmesi prensibine sımsıkı dayanmaktadır. Burada çok dikkatle ve önemle vurgulanması gereken nokta şudur ki; üçüncü kişiye karşı açılacak bu özel dava kesinlikle işlemi geriye döndüren bir tapu iptal veya sözleşmenin iptali davası niteliğinde değildir. Gerçekleştirilen kazandırma hukuki geçerliliğini aynen sürdürür; ancak kazandırmanın lehtarı olan taraf, sırf elde ettiği o karşılıksız ekonomik fayda yüzünden ortaya çıkan tasfiye açığını kapatacak bölümü alacaklıya nakden tazmin etmek mecburiyetinde bırakılır. Yasa koyucu kurduğu bu aşamalı sistemle, evlilik birliği içerisinde büyük emeklerle sağlanan ekonomik kazanımların dışarıya hileli bir şekilde aktarılarak sistemin zayıflatılmasının önüne adeta kesin ve aşılmaz bir hukuki set çekmiştir.

Sonuç niteliğinde özetlemek gerekirse, yasal olarak uygulanan edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamındaki tasfiye süreçlerinde, eşlerin birbirlerinin malvarlığı aleyhine gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmaların tespiti ve bunların usulüne uygun şekilde hesaplamalara dâhil edilmesi son derece büyük bir hukuki titizlik ve uzmanlık gerektirmektedir. Evlilik birliği içerisinde sağlanan ve ansızın malvarlığından bedelsiz bir şekilde çıkan bu ekonomik değerlerin, tasfiye masasında yeniden kâğıt üzerinde aktife dâhil edilmesi sayesinde eşlerin yasal güvenceleri korunmuş olmaktadır. Olağan günlük hediyeler, ahlaki görevler ve yasal olarak zorunlu sayılan giderler dışındaki tüm ivazsız devirler, hesaben ekleme mekanizması aracılığıyla tarafların net katılma alacağı oranını doğrudan belirleyen asli unsurlar arasında yer almaktadır. Mevcut malvarlığının bu tasfiye borcunu ifa etmeye kafi gelmediği o en uç ve mağdur edici durumlarda dahi, doğrudan işlemi kabul eden üçüncü şahıslara hukuken müracaat imkânının tanınmış olması, sistemin adalet felsefesinin eksiksiz bir şekilde işlediğini kanıtlamaktadır. Modern aile hukukunda arzulanan ekonomik hakkaniyet, ancak yasal sınırları belirlenmiş bu hukuki şartların detaylı olarak incelenip şeffaf bir şekilde mahkemelerce uygulanmasıyla hayat bulacaktır.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: