Anasayfa Makale Kitlesel İzleme ve MOBESE Sistemlerinin Veri...

Makale

Bu makalede, terörle mücadele ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla başvurulan kitlesel izleme ve MOBESE sistemlerinin özel hayatın gizliliği ve veri mahremiyeti boyutu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında incelenmektedir. İlgili uygulamaların hukuk devleti ilkeleri ve temel haklar bağlamında sınırları değerlendirilmektedir.

Kitlesel İzleme ve MOBESE Sistemlerinin Veri Mahremiyeti Açısından Hukuki Analizi

Gelişen teknolojiyle birlikte devletler, kamu düzeninin korunması ve başta terör eylemleri olmak üzere suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kitlesel izleme ve takip mekanizmalarına giderek daha fazla başvurmaktadır. Bu kapsamda, şehirlerin kritik noktalarına yerleştirilen MOBESE sistemleri ve internet ağındaki veri akışının hedef gözetilmeksizin analiz edilmesini sağlayan sanal istihbarat faaliyetleri, güvenlik politikalarının merkezine yerleşmiştir. Ancak bu yenilikçi güvenlik araçları, anayasal güvence altında olan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı ile doğrudan temas etmektedir. Hedef odaklı olmayan bu sistemler aracılığıyla kişilerin günlük yaşamlarına dair verilerin toplanması, analiz edilmesi ve depolanması, bireylerin dijital ayak izlerinin sürekli gözetim altında tutulmasına yol açmaktadır. Bir hukuk devleti sisteminde, söz konusu güvenlik önlemlerinin uygulanması şüphesiz meşru bir amaca hizmet etse de, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimine tabi olmaları kaçınılmazdır. Dolayısıyla, teknolojinin sunduğu bu geniş izleme olanaklarının hukuk düzeni içerisindeki yerinin, sınırlarının ve bireysel mahremiyete etkilerinin yargısal içtihatlar ışığında titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sanal Ortamda Kitlesel İzleme ve Hukuk Devleti İlkesi

Kitlesel izleme ve takip faaliyetleri, internet ağındaki bütün bilgi akışının, belirli bir hedef kişi olmaksızın izlenmesi, veri madenciliği ve yapay zekâ teknolojileri ile analiz edilerek anlamlı verilere dönüştürülmesi sürecini ifade etmektedir. İdari kolluk birimlerine verilen bu yetkiler, özellikle sınır aşan ve öngörülemez nitelikteki terör tehditleriyle mücadelede önemli bir işlev görmektedir. Ancak bu durum, bireylerin bilgi ve rızası olmaksızın kişisel verilerin işlenmesi anlamına geldiğinden, mahremiyet ihlallerine açık bir zemin oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, teknolojik araçların kullanımını kamu güvenliği için prensipte makul bulsa da, böyle bir sistemin anayasal düzen içerisinde açık ve öngörülebilir yasal sınırlara sahip olması gerektiğini vurgulamaktadır. Yeterli yargısal denetimden yoksun, süresiz ve kapsamı muğlak izleme faaliyetleri, hukuk devletinin gerektirdiği ölçülülük ilkesi ile bağdaşmamakta ve doğrudan temel hak ihlallerine sebebiyet vermektedir.

MOBESE Sistemlerinin Veri Mahremiyeti Bağlamında İncelenmesi

Kamuya açık alanlarda, cadde ve kavşaklarda anlık görüntü alarak güvenliği sağlayan MOBESE sistemleri, suçun önlenmesi bakımından etkili bir kolluk aracıdır. Prensipte kamuya açık bir alanda görüntü alınması özel hayata doğrudan bir müdahale olarak nitelendirilmese de, kaydedilen görüntülerin kişisel veri niteliği taşıyacak şekilde işlenmesi, odaklanması ve belirli kişilerin teşhisi amacıyla kullanılması durumu değiştirmektedir. Kişilerin hareketlerinin sistematik bir biçimde takip edilerek kayıt altına alınması, yüz tanıma ve plaka tanıma gibi teknolojilerle entegre edilmesi, işlemi basit bir güvenlik kamerasından öteye taşıyarak özel hayatın gizliliğinin ihlali boyutuna ulaştırmaktadır. Görüntülerin toplanma amacını aşarak işlenmesi ve saklanması, bireylerin sürekli gözetim altında tutulduğu hissini yaratarak mahremiyet hakkı üzerinde ağır bir baskı oluşturmaktadır. Bu verilerin hukuki statüsünün açık yasal düzenlemelerle çerçevelenmemesi, uygulamadaki hukuki riskleri daha da artırmaktadır.

AİHM İçtihatları Çerçevesinde Gözetim Sınırları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik kararlarına göre, devletlerin güvenlik politikaları gereği kamunun ulaşamadığı verilere erişme ve istihbari faaliyetler yürütme noktasında takdir marjı bulunsa da, bu uygulamaların mutlaka demokratik bir toplumda gerekli olması şartı aranmaktadır. Bir izleme faaliyetinin uluslararası insan hakları standartlarına uygun sayılabilmesi için idareye verilen yetkilerin keyfi kullanımı önleyecek etkili ve yeterli usulü güvenceler içermesi zorunludur. Mahkeme, aşağıdaki kriterlerin yasal metinlerde net bir şekilde düzenlenmesini şart koşmaktadır:

  • İzleme ve takibin niteliği ile kapsamının açıkça belirlenmesi,
  • Gözetim kararının alınmasında ve uygulanmasında bağımsız idari ve yargısal denetim mekanizmalarının işletilmesi,
  • Elde edilen kişisel verilerin kullanım amacının sadece meşru hedeflerle sınırlı tutulması,
  • Toplanan verilerin saklama, paylaşma ve imha süreçlerini düzenleyen kesin kuralların ihdas edilmesi.

Bu kriterleri karşılamayan kitlesel izleme yöntemleri ve kamusal alandaki geniş çaplı kamera kayıtları, zorunlu bir toplumsal ihtiyaca yanıt vermekten uzaklaşarak orantısız bir müdahaleye dönüşmekte ve yasa dışı kişisel veri işleme eylemi olarak değerlendirilmektedir.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: