Makale
Kentsel Dönüşüm Sürecinde Hukuki Mobbing ve Yasal Haklar
Kentsel dönüşüm, temelinde afet riski taşıyan veya köhneleşmiş yapı stokunun yenilenmesini amaçlayan yasal bir süreç olarak tanımlansa da, uygulamada mülk sahiplerini anlaşmaya zorlayan bir hukuki mobbing mekanizmasına dönüşebilmektedir. İdare hukuku ve gayrimenkul hukuku perspektifinden bakıldığında, sürecin doğal bir uzlaşma olmaktan çıkıp, kamu gücünün ve yasal düzenlemelerin bir baskı aracı olarak kullanıldığı dayatmacı bir yapıya büründüğü görülmektedir. Özellikle Türkiye'deki mevzuatın sık sık değiştirilen esnek yapısı, kamu otoritelerine ve müteahhitlere geniş yetkiler tanırken, vatandaşın yerinde kalma hakkını elinden almaktadır. Vatandaşların itiraz yolları ve mahkeme kararları, hızla yapılan yeni yasal düzenlemelerle aşılmakta, hukuki güvenlik ilkesi zedelenmektedir. Bu makalede, bir gayrimenkul ve mobbing hukuku uzmanı gözüyle, kentsel dönüşümde yasaların nasıl bir tahliye ve yıldırma aracı olarak araçsallaştırıldığı, kamulaştırma tehdidi ve mevzuat değişiklikleri üzerinden uygulanan yapısal baskıların yasal çerçevesi detaylı bir şekilde analiz edilecektir.
Kentsel Dönüşüm Mevzuatında Sürekli Değişen Yasal Zemin
Kentsel dönüşüm uygulamalarının hukuki dayanağını oluşturan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Belediye Kanunu'nun 73. Maddesi, zaman içinde hak sahiplerinin aleyhine olacak şekilde sürekli bir değişime uğramıştır. İdare, projeleri hızlandırmak ve önündeki yargısal engelleri aşmak adına kanun maddelerini duruma özgü olarak yeniden şekillendirmektedir. Örneğin, bir alanın riskli alan ilan edilmesine yönelik mahkemelerden alınan iptal kararları, yasadaki riskli alan tanımının esnetilmesiyle boşa çıkarılabilmektedir. Yapılan yasal değişikliklerle, zemini afet riski taşımasa dahi üzerindeki yapı stokunun durumu gerekçe gösterilerek her yerin riskli alan ilan edilebilmesinin önü açılmıştır. Bu akut mevzuat değişiklikleri, vatandaşların mahkemelerde kazandıkları davaları anlamsız kılmakta, hukuka olan güveni sarsmakta ve mülk sahiplerini hiçbir yasal güvencelerinin kalmadığı hissiyle baş başa bırakarak ciddi bir hukuki mobbing yaratmaktadır.
Kamulaştırma Tehdidi ve İdari Dayatmalar
Dönüşüm sürecinde mülk sahiplerini anlaşmaya mecbur bırakmak için kullanılan en temel hukuki mobbing araçlarından biri kamulaştırma tehdidi ve yetkilerin merkezileştirilmesidir. Yasalar, idareye olağanüstü yetkiler vererek, kentsel mekanı dilediği gibi dönüştürme gücü tanımaktadır. Anlaşmaya yanaşmayan vatandaşlara, mülklerinin idare tarafından kamulaştırılacağı bildirilerek aba altından sopa gösterilmektedir. Özellikle acele kamulaştırma kararları, mülkiyet hakkının adeta bir yaptırım aracı olarak askıya alınması anlamına gelmektedir. Vatandaşlara gönderilen resmi tebligatlarda, evlerin on beş gün içerisinde boşaltılmaması halinde polis zoruyla tahliye edileceği gibi ifadelerin yer alması, salt bir idari işlemden ziyade doğrudan bir yıldırma politikasıdır. Bu durum, idarenin tek taraflı güç kullanım yetkisini, mülk sahiplerini pasifleştirmek ve çaresiz bırakmak için bir yapısal şiddet formunda uyguladığını açıkça ortaya koymaktadır.
6306 Sayılı Kanun Madde 6/A ve Rıza Oranlarının Düşürülmesi
Hukuki mobbingin en somut örnekleri, yasada aranan uzlaşma oranlarının giderek düşürülmesi ve idareye resen uygulama yetkisi veren düzenlemelerdir. Başlangıçta yüzde yüz olan uzlaşma zorunluluğu, kentsel dönüşümün önünü açmak gerekçesiyle önce üçte iki çoğunluğa, son yasal düzenlemelerle ise salt çoğunluğa indirilmiştir. Bu durum, mülk sahiplerinin yarısının kendi gayrimenkulleri üzerindeki hukuki söz hakkının kanun yoluyla ellerinden alınması demektir. Daha da vahimi, 6306 sayılı yasaya eklenen 6/A maddesi ile idareye, hak sahiplerinin muvafakati dahi aranmaksızın kentsel dönüşüm uygulamalarını resen yapma yetkisi verilmesidir. Bu yasal zırh sayesinde, vatandaşın rızasına başvurulmadan, doğrudan mülke el koyma ve tahliye süreçleri işletilebilmektedir. Yetkililerin de açıkça faydalandığı bu madde, idarenin elini rahatlatırken vatandaşın barınma hakkını tamamen idarenin inisiyatifine terk eden bir hukuki zorlama mekanizmasıdır.
İspanya Örneği Işığında Gayrimenkul Mobbinginin Suç Niteliği
Türkiye'de yasal boşluklardan veya yasaların idare lehine yorumlanmasından beslenen bu süreç, karşılaştırmalı hukukta, örneğin İspanya'da gayrimenkul mobbingi (acoso inmobiliario) adıyla bir suç olarak tanımlanmıştır. İspanya Ceza Kanunu'nun 173.1 maddesi, kişileri evlerini terk etmeye zorlamak için düşmanca ortam yaratan ve barınma hakkını ihlal eden eylemleri açıkça ceza hukuku kapsamında yaptırıma bağlamıştır. Türkiye'de ise kentsel dönüşümde yaşanan hukuki dayatmalar, genellikle yasal kılıflara uydurulduğu için kamu yararı gibi kavramların arkasına gizlenmektedir. Ancak bir hukukçu perspektifiyle incelendiğinde, idarenin yasal yetkilerini vatandaş aleyhine, onları yıldırmak ve mülksüzleştirmek amacıyla sistematik olarak kullanması, hakkın açık bir şekilde kötüye kullanımıdır. Bu eylemlerin de tıpkı işçi-işveren ilişkisindeki işyeri mobbingi gibi yasal olarak tanımlanıp caydırıcı yaptırımlara tabi tutulması, adil bir hukuki zeminin en önemli ön koşuludur.
Kentsel Dönüşümde Hukuki Mobbing Kapsamına Giren Eylemler
Kentsel dönüşüm süreçlerinde hak sahiplerinin karşı karşıya kaldığı ve doğrudan hukuki veya idari bir boyutu olan mobbing eylemleri, genellikle resmi kanallar veya yasal boşluklar kullanılarak hayata geçirilmektedir. Mülk sahiplerinin yasal olarak savunmasız bırakıldığı ve rıza göstermeye icbar edildiği bu sistemli baskılar, belirli idari işlem tiplerinde yoğunlaşmaktadır. Aşağıda, uzman bir bakış açısıyla derlenen ve kentsel dönüşümde idari iletişim ve yasal yaptırım yoluyla uygulanan başlıca hukuki mobbing eylemleri sıralanmaktadır:
- Hak sahiplerinin yasal süreçler hakkında kasıtlı olarak bilgilendirilmemesi veya yanlış bilgilendirilmesi.
- İtiraz, dava veya bilgi talebi için ilgili idari makamlara ulaşımın engellenmesi.
- Resmi bildirimlerde ve söylemlerde sürekli olarak kamulaştırma yetkisi ile tehdit edilmesi.
- Süreci hızlandırmak adına, vatandaşların 6306 sayılı yasanın 6/A maddesiyle mülklerine resen el konulacağı korkutmasının yapılması.
- Mahkemelerden alınan yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen, polis zoruyla tahliye edileceğine dair tebligatların ısrarla gönderilmeye devam edilmesi.