Anasayfa/ Makale/ İnsan Hakları Ekseninde Veri Korumasının Gelişimi

İnsan Hakları Ekseninde Veri Korumasının Gelişimi

Teknolojik gelişmelerin insan onuru üzerindeki etkileri, veri koruma hukukunu dördüncü kuşak insan hakları seviyesine taşımıştır. Mahremiyet kavramından doğan bu yapı, günümüzde bireyin kendi geleceğini ve kişiliğini serbestçe tayin edebilmesinin en temel hukuki güvencesidir.
search
5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

İnsan hakları kavramı, tarihsel süreç boyunca bireyi ve insan onurunu hedef alan tehditlere karşı sürekli bir devinim ve gelişim içerisinde olmuştur. Günümüzde bilişim teknolojileri ve bilimsel alanlarda yaşanan baş döndürücü gelişmeler, insan yaşamına pek çok pozitif katkı sunarken aynı zamanda insanın varoluşunu ve mahremiyetini büyük bir risk altına sokmuştur. Bu riskler karşısında klasik hak ve özgürlüklerin yetersiz kalması, dördüncü kuşak insan hakları olarak adlandırılan yeni bir hak kategorisinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Bireyin kendisine ait bilgiler üzerinde kontrolünün sağlanması, ilk planda salt bir temel hak ve özgürlük sorunsalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireyin karşılaştığı temel hak ihlallerine karşı etkili bir güvence mekanizması oluşturma ihtiyacı, veri koruma hukukunun insan hakları genel kuramı içerisinde filizlenmesini sağlamıştır. Zira çağımızda petrolden dahi değerli görülen verinin işlenmesi ve dijitalleşme, bireyin varlığını özgürce gerçekleştirebilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.

Dördüncü Kuşak Haklar ve Bilişim Teknolojileri

İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen insan hakları sınıflandırmaları, zamanla teknolojik ve bilimsel ilerlemelerin ulaştığı düzey sebebiyle yeni boyutlar kazanmıştır. Biyoteknolojik gelişmelerin ve bilişim teknolojisinin insanın özel yaşamına olan yoğun dâhli, insan onurunu daha önce karşılaşılmayan ve sınırları öngörülemeyen bir tehditle karşı karşıya bırakmıştır. İşte tam bu noktada, bilim ve teknolojinin yarattığı tehlikeler neticesinde zarar görme ihtimali yüksek olan insan onurunun korunması amacıyla dördüncü kuşak haklar şemsiyesi ortaya çıkmıştır. Bilimin kötüye kullanılmaması, kişisel bütünlük hakkı ve özel olarak kişisel verilerin korunması hakkı bu yeni dönemin en belirgin hukuki yansımalarıdır. Bireyin geçerli bir neden olmaksızın kendisiyle ilgili bilgileri başkalarıyla paylaşmama imkânı, özel yaşamın gizliliği kavramıyla temellendirilmiş olsa da devasa boyutlara ulaşan veri kayıt sistemleri karşısında daha spesifik bir korumaya, yani veri koruma rejimine ihtiyaç duyulmuştur.

Mahremiyetten Veri Korumasına Tarihsel Dönüşüm

Veri koruma hukukunun insan hakları bağlamındaki felsefi ve tarihi kökenleri, ilk olarak 1890 yılında Samuel D. Warren ve Louis D. Brandeis tarafından kaleme alınan bir makalede "yalnız bırakılma hakkı" (right to privacy) olarak adlandırılan mahremiyet kavramı ile belirginleşmiştir. Başlangıçta bireyin mutlak olarak gizli tuttuğu sır alanını ve yalnızca kendi belirlediği ölçüde başkalarıyla paylaşacağı yaşam parçalarını kapsayan bu kavram, Anglo-Sakson ve Kara Avrupası hukuk sistemlerinde kişilik haklarının korunması ekseninde gelişmiştir. Ancak 1970'li yıllara gelindiğinde bilgisayarların ve veri bankalarının yaygınlaşması, mahremiyetin yalnızca fiziksel veya mekânsal bir yalnızlık olmadığını; aynı zamanda bireyin kendi bilgileri üzerindeki kontrolünü ifade eden bilgilendirme mahremiyeti (information privacy) anlamına geldiğini ortaya koymuştur.

İnsan Onuru ve Kişiliğin Serbest Geliştirilmesi

Kişisel verilerin anayasal ve evrensel düzeyde bir insan hakkı olarak kabul edilmesinin en temel gerekçesi, bireyin insan onuruna ve kişiliğini serbestçe geliştirebilme hakkına sahip olmasıdır. Bireyin sürekli olarak gözetlendiğini veya verilerinin kayıt altına alındığını hissettiği bir toplumda serbestçe hareket edebilmesi ve kişiliğini özgürce ortaya koyabilmesi mümkün değildir. Bireyin araçsallaştırılmasının önüne geçilebilmesi adına, kişiye ait verilerin hangi amaçla, nerede ve kiminle paylaşılacağına yine bireyin kendisinin karar vermesi gerekmektedir. Veri koruma hukukunun insan hakları alanında sağladığı güvenceler temelde şu bileşenlerden oluşmaktadır:

  • Bireyin özel yaşam alanına yönelik keyfi devlet müdahalelerinin engellenmesi,
  • Toplanan ve işlenen kişisel verilerin amaca bağlılık ve ölçülülük ilkelerine uygun olarak kullanılması,
  • Bireyin kendisi hakkındaki kayıtlara erişme, düzeltme ve silme taleplerinde bulunabilmesi,
  • Bilgi teknolojileri karşısında zayıf konumda olan bireyin, özerkliğinin ve varoluşsal değerinin yasal metinlerle korunması.
İnternette sürekli izleniyormuşum gibi hissediyorum, buna karşı bir hakkım yok mu? expand_more
Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler ve devasa veri kayıt sistemleri, bireylerin mahremiyetini ciddi bir risk altına sokmaktadır. Sürekli olarak gözetlendiğinizi veya verilerinizin kaydedildiğini hissettiğiniz bir ortamda kişiliğinizi serbestçe geliştirmeniz ve özgürce hareket etmeniz mümkün olamaz. Bu nedenle hukuk sistemimiz, "dördüncü kuşak haklar" şemsiyesi altında kişisel verilerin korunması hakkını temel bir insan hakkı olarak güvence altına almıştır. Bu hukuki yapı sayesinde özerkliğiniz ve insan onurunuz yasal metinlerle korunur ve özel yaşam alanınıza yönelik keyfi müdahaleler engellenir.
Şirketler bilgilerimi kafalarına göre toplayıp kullanabilir mi? expand_more
Hayır, hiçbir kişi veya kurum sizin verilerinizi keyfi bir şekilde, sınırları belirsiz olarak toplayamaz ve işleyemez. Toplanan kişisel verilerin mutlak surette "amaca bağlılık" ve "ölçülülük" ilkelerine uygun olarak kullanılması hukuki bir zorunluluktur. Verilerinizin hangi amaçla, nerede ve kimlerle paylaşılacağına karar verme yetkisi birey olarak doğrudan size aittir. Böylece veri koruma hukuku, bilgi teknolojileri karşısında zayıf konumda olan bireyin varoluşsal değerini korumayı ve araçsallaştırılmasının önüne geçmeyi hedefler.
Hakkımda tutulan yanlış kayıtları sildirme veya düzeltme hakkım var mı? expand_more
Evet, kişisel verileriniz üzerinde doğrudan söz sahibi olma ve bunlar üzerinde yasal işlem yapma hakkınız bulunmaktadır. Veri koruma hukuku kapsamında, kendinizle ilgili tutulan kayıtlara erişme, bu kayıtlardaki hataları düzeltme ve verilerin silinmesini talep etme hakkına sahipsiniz. Bu durum yalnızca basit bir işlem prosedürü değil, aynı zamanda kendi geleceğinizi ve kişiliğinizi serbestçe tayin edebilmeniz için tanınmış en temel hukuki güvencedir. Gerekli hukuki başvuruları yaparak hakkınızdaki verilerin akıbetini tamamen kontrol edebilirsiniz.
Eskiden sadece özel hayat gizliydi, şimdi veriler neden bu kadar önemli oldu? expand_more
Tarihsel süreçte mahremiyet, yalnızca fiziksel bir yalnızlık, yani "yalnız bırakılma hakkı" olarak algılanmakta ve kişilik haklarının korunması ekseninde değerlendirilmekteydi. Ancak 1970'li yıllardan itibaren bilgisayarların ve veri bankalarının yaygınlaşmasıyla, mahremiyet anlayışı evrim geçirerek bireyin kendi bilgileri üzerindeki kontrolünü ifade eden "bilgilendirme mahremiyeti" halini almıştır. Günümüzde petrolden dahi değerli görülen verilerin işlenmesi, bireyin varlığını özgürce gerçekleştirebilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu nedenle klasik özel yaşamın gizliliği kavramı tek başına yetersiz kalmış ve devasa veri kayıt sistemleri karşısında doğrudan verilerinizin spesifik bir rejimle korunması zorunlu hale gelmiştir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir