Makale
İşyerinde karşılaşılan hukuka veya etiğe aykırı durumları yetkili mercilere bildiren çalışanlar, ihbar sonrasında sıklıkla misilleme niteliğinde mobbinge maruz kalmaktadır. Bu makalede, sorun bildiren bireylerin karşılaştığı psikolojik şiddet ve dışlanma gibi misilleme eylemleri hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
İhbar Sonrası Misilleme Olarak Mobbing ve Hukuki Boyutu
İş hayatında karşılaşılan yasa dışı, ahlaka aykırı veya gayrimeşru uygulamaların yetkili kişi veya kurumlara bildirilmesi, kurumsal şeffaflık açısından büyük önem taşır. Ancak uygulamada, bu tür etik dışı durumları ifşa eden çalışanlar, ne yazık ki sıklıkla misilleme davranışları ile karşı karşıya kalmaktadır. Kurum içindeki usulsüzlükleri raporlayan kişiler, yöneticileri veya çalışma arkadaşları tarafından hedef haline getirilerek çeşitli şekillerde cezalandırılabilmektedir. Hukuk terminolojisinde ve çalışma hayatında bu durum, ihbar sonrası misilleme olarak mobbing şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Sorun bildiren bireylerin maruz kaldığı bu psikolojik şiddet ve yıldırma politikaları, çalışanın mesleki kariyerini zedelemeyi ve onu örgütsel yalnızlığa itmeyi amaçlamaktadır. Bir avukat gözüyle değerlendirildiğinde, ihbarcının korunması ve misilleme niteliğindeki mobbing eylemlerinin önlenmesi, iş hukukunun temel koruyucu işlevlerinden biri olmalıdır.
İhbar Sonrası Gelişen Misilleme Yöntemleri
Çalışanların sorun bildirme davranışı sonrasında yöneticiler veya iş arkadaşları tarafından uygulanan misilleme davranışları, hem resmî hem de gayriresmî yollarla kendini göstermektedir. Şikâyet edilen veya durumdan rahatsız olan yöneticiler, sahip oldukları yönetsel gücü bir cezalandırma aracı olarak kullanarak çalışana karşı sistematik bir psikolojik taciz sürecine girebilmektedir. Çalışanın ders programının veya çalışma saatlerinin zorlaştırılması, yasal izin taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi veya en ufak bir gecikmede dahi orantısız disiplin işlemlerinin başlatılması bu durumun en somut örneklerindendir. Ayrıca çalışanın açıklarının aranması, asılsız tutanaklar tutulması ve kişinin performans değerlendirmelerinin haksız yere düşürülmesi gibi yöntemlerle çalışma barışı kasten bozulmaktadır.
- Görev yeri değişikliği veya haksız pozisyon kaybı gibi resmî yaptırımlar.
- Çalışma ortamında sosyal izolasyon, dedikodu ve dışlanma gibi gayriresmî zorbalıklar.
- Asılsız suçlamalarla çalışanın hakkında idari soruşturmalar açılması.
- Terfi fırsatlarının engellenmesi ve çalışanın kariyerinin zedelenmesi.
Misilleme Olarak Mobbingin Çalışan Üzerindeki Etkileri
İhbar sonrasında gelişen mobbing ve misilleme eylemleri, ihbarcının üzerinde yalnızca mesleki değil, aynı zamanda derin psikolojik ve sosyal tahribatlar da yaratmaktadır. Haksızlıkları dile getiren çalışanlar; depresyon, anksiyete, yoğun stres ve çaresizlik gibi ciddi sağlık sorunları yaşayabilmektedir. Toplumumuzda sorun bildiren kişilerin zaman zaman "sadakatsiz", "uyumsuz" veya "sorun çıkaran" bireyler olarak haksız yere damgalandığı ve mesai arkadaşları tarafından sosyal izolasyona tabi tutulduğu görülmektedir. Bu tür sistematik yıldırma politikaları, bireyin iş motivasyonunu tamamen yok ederek işten ayrılma noktasına gelmesine sebep olabilmektedir. Çalışanın suçlanması ve tecrit edilmesi, örgüt içindeki güven ortamını zedeleyerek diğer çalışanların da gelecekteki haksızlıklar karşısında örgütsel sessizliğe gömülmesine yol açmaktadır.
Mobbinge Karşı Hukuki Koruma İhtiyacı
Hukuk sistemimizde, kamu yararını veya örgüt içi adaleti sağlamak amacıyla usulsüzlükleri yetkili mercilere bildiren çalışanların misilleme eylemlerine karşı korunması hayati bir gerekliliktir. Gelişmiş hukuk sistemlerinde ihbarcıları koruyan özel yasal düzenlemeler bulunmasına rağmen, mevcut uygulamalarımızda ihbarcıyı doğrudan ve sistematik olarak koruyan spesifik bir kanuni altyapının eksikliği hissedilmektedir. Elbette Devlet Memurları Kanunu gibi temel metinlerde memurların iftira ve isnatlara karşı korunmasına dair hükümler yer alsa da, uygulamada kötü niyetli yöneticilerin yetki aşımı yoluyla uyguladıkları mobbingin ispatı ve önlenmesi zor olabilmektedir. Bu nedenle, çalışanın anayasal şikâyet ve dilekçe hakkını kullanması sebebiyle maruz kaldığı psikolojik şiddet ve sürgün niteliğindeki görev yeri değişiklikleri, hukuka açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Kurumların, sorun bildirenlere karşı misilleme yapılmasını kesin bir dille yasaklayan şeffaf politikalar üretmesi elzemdir.