Makale
FSEK Kapsamında Deepfake Ürünlerinin Eser Niteliği ve İhlaller
Günümüzün bilişim çağında, yapay zeka ve derin öğrenme algoritmalarının gelişmesiyle birlikte Deepfake teknolojisi hayatımızın birçok alanına entegre olmuştur. Bu teknoloji, mevcut görüntü ve ses verilerini manipüle ederek gerçeğinden ayırt edilmesi oldukça güç olan sahte çoklu ortam içerikleri üretmektedir. Özel hukuk ve özellikle bilişim hukuku alanında, bu yeni üretim modelinin ortaya çıkardığı hukuki ihtilafların çözümü büyük önem taşımaktadır. Deepfake çıktılarının hukuki statüsünü değerlendirirken, bu ürünlerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında bir hukuki korumadan yararlanıp yararlanamayacağı temel tartışma konusudur. Bir fikri ürünün kanun kapsamında korunabilmesi için belirli şekli, objektif ve sübjektif şartları barındırması gerekmektedir. Bu makalede, uzman bir bilişim hukuku avukatı perspektifiyle, Deepfake üretim sürecinin fikri mülkiyet hukuku boyutu, eser sahibinin hususiyeti, işlenme eser niteliği ve telif hakları bağlamında meydana gelen tecavüzler detaylı bir şekilde analiz edilmektedir.
Deepfake Ürünlerinin FSEK Kapsamında Eser Niteliği
FSEK madde 1 hükmüne göre bir fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için, kanunda sayılan eser türlerinden birine dâhil olması ve sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Hukukumuzda sahibinin hususiyetini taşıma şartı, eserin insan olan bir gerçek kişinin zihinsel çalışmasının ürünü olmasını mecburi kılmaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin kendi başlarına hukuki bir kişiliği bulunmadığından, tamamen otonom olarak ortaya koydukları ürünlerin FSEK kapsamında eser olarak korunması mümkün gözükmemektedir. Ancak Deepfake teknolojisinin kullanımında, verilerin derlenmesi ve işlenmesi aşamasında yadsınamaz bir insan katkısı bulunmaktadır. Üretim sürecinde kullanılan girdi verilerin seçilmesi, algoritmaya verilen özel talimatlar ve yönlendirmeler sayesinde, ortaya çıkan sahte içeriğin arkasındaki gerçek kişinin yaratıcı emeği söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla, insan yönlendirmesi ve müdahalesi ile oluşturulan Deepfake ürünleri, yaratıcısının zihinsel çabasını ve hususiyetini yansıttığı ölçüde fikri mülkiyet hukuku bağlamında korunmaya değer bir eser olarak nitelendirilebilecektir.
İşlenme Eser ve Deepfake İlişkisi
FSEK uyarınca, diğer bir eserden istifade edilerek oluşturulan ve asıl esere nispetle bağımsız olmayan, ancak işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri işlenme eser olarak tanımlanmaktadır. Deepfake teknolojisinin çalışma prensibi, halihazırda var olan resim, ses ve sinema eserlerinin veri olarak kullanılarak algoritmalar vasıtasıyla yeniden kurgulanmasına dayanmaktadır. Eğer Deepfake teknolojisine girdi olarak sağlanan materyal, FSEK kapsamında korunan orijinal bir eser ise, üretilen Deepfake çıktısının bir işlenme eser niteliğinde olup olmadığı gündeme gelecektir. Orijinal eserin sahibinden izin alınmaksızın eserin teknolojik araçlarla işlenmesi ve ticari mevkiye sürülmesi, eser sahibinin münhasır işleme hakkını doğrudan ihlal etmektedir. Türk hukukunda fotoğraf gibi basit görsel veriler başlı başına eser kabul edilmediği durumlarda, bunlardan türetilen Deepfake ürünleri orijinal eser olarak kabul edilebilir; ancak bir sinema eserinin dönüştürülmesi izinsiz yapıldığında açıkça kanun ihlali doğuracaktır.
Eser Sahibinin Mali ve Manevi Haklarına Yönelik İhlaller
Deepfake teknolojisinin izinsiz ve hukuka aykırı kullanımı, eser sahiplerinin kanundan doğan mali ve manevi haklarını çok boyutlu olarak zedelemektedir. Manevi haklar kapsamında yer alan, eser sahibinin eserde değişiklik yapılmasını menetme hakkı son derece kritik ve koruyucu bir işlev görmektedir. Bir orijinal fotoğrafın veya sinema eserinin Deepfake yazılımları yoluyla manipüle edilmesi, söz konusu eserin bütünlüğünü, biçimini ve mahiyetini bozmaktadır. Bu tür izinsiz işlemler, genellikle eser sahibinin şeref ve haysiyetine ciddi anlamda zarar veren sonuçlar, örneğin rıza dışı sahte montajlar doğurmaktadır. Eser sahibi daha öncesinde eserin kullanımına veya işlenmesine yönelik mali haklarını sözleşme ile devretmiş olsa dahi, onurunu zedeleyen veya eserin özgünlüğünü tahrip eden böylesi radikal değişimleri her zaman için men etme yetkisine sahiptir.
Mali haklar açısından meseleyi değerlendirdiğimizde ise, eserlerin yapay zekâ algoritmalarına eğitilmek üzere izinsiz olarak kopyalanması, eser sahibine münhasır olan çoğaltma hakkının açık ve doğrudan bir tecavüzüdür. Ortaya çıkan sahte Deepfake ürününün internet ortamında, sosyal medya platformlarında veya diğer yayın organlarında paylaşılması durumunda ise, eser sahibinin umuma iletim hakkı ile yayma hakkı ihlal edilmiş olmaktadır. Bilişim hukuku uygulamaları kapsamında, eser sahibi, bu tür izinsiz ve haksız tecavüzlere karşı hukuki yollara başvurarak çeşitli mali yaptırımlar talep edebilir. Kanunun 68. maddesi uyarınca, ihlali gerçekleştiren kişilerden, sözleşme olsaydı isteyebileceği telif bedelinin üç katına kadar maddi bedel talep etme hakkına sahiptir. Aynı zamanda tecavüzün ref'i ve önlenmesi davaları ile ihlalin tamamen durdurulması mahkemeden istenebilmektedir.
Sinema Eserleri ve İcracı Sanatçıların Korunması
Sinema endüstrisinde ölmüş ya da hayatta olan oyuncuların Deepfake teknolojisi kullanılarak yeniden canlandırılması, eser sahipliği bakımından karmaşık hukuki ihtilafları beraberinde getirmektedir. İcracı sanatçıların icralarına yönelik kanun kapsamında sahip oldukları bağlantılı haklar, yapımcılarla kurulan sözleşme ilişkileriyle doğrudan iç içedir. Bu alanda doğabilecek ihtilaflar ve çözüm yolları temel olarak şu şekildedir:
- Telif Hakkı İhlali: Film sahnelerinin, hak sahiplerinin izni olmaksızın derin öğrenme algoritmalarına dönüştürülmesi fikri haklar bağlamında doğrudan çoğaltma ve işleme haklarına saldırı teşkil eder.
- Oyuncu Sözleşmelerinin Niteliği: Türk hukuk uygulamasında oyuncu sözleşmeleri genellikle eser sözleşmesi olarak kabul görür; fakat oyuncunun ölümü halinde kişisel edim ön planda olduğu için bu sözleşme kendiliğinden sona erecektir.
- Mirasçıların Rızası: İcracı sanatçının vefatından sonra dijital replikaların sinemada kullanılması veya değiştirilmesi için, kanun uyarınca mirasçıların açık onayının bulunması mutlak bir şarttır.
Bu noktada, ölen oyuncunun geçmiş icraları kullanılarak yeni eserler yaratılması, sadece mali kayıpları değil, eser sahibinin ve performans sanatçısının manevi haklarının zedelenmesi riskini de fazlasıyla taşımaktadır.