Anasayfa Makale Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçunun Temel...

Makale

Türk Ceza Kanunu kapsamında dolandırıcılık suçu, failin hileli davranışlarla mağduru aldatarak onun irade özgürlüğünü sakatlaması ve malvarlığı zararına yol açarak haksız menfaat elde etmesi şeklinde tanımlanır. Bu makale, suçun temel şeklini, maddi ile manevi unsurlarını mevzuat ve Yargıtay içtihatları ışığında kapsamlı bir şekilde inceler.

Ceza Hukukunda Dolandırıcılık Suçunun Temel Unsurları

Türk Ceza Hukuku sistematiğinde malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında yer alan dolandırıcılık suçu, en temel haliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenmiştir. Kanuni tanıma göre bu suç, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılıp, onun veya başkasının zararına olarak, failin kendisine veya bir başkasına yarar sağlaması ile vücut bulur. Bu suç tipinde, basit bir hırsızlık veya malvarlığı ihlalinden farklı olarak fail, özel bir beceri ve kabiliyet ile mağduru aldatmaktadır. Mağdurun rızası görünüşte var olsa da, bu rıza failin uyguladığı aldatma becerisinin ürünü olduğu için fesada uğramış, sakatlanmış bir rızadır. Suçun işleniş biçimi, kişiler arasındaki hukuki ilişkilerde güven ve iyi niyet kurallarının ağır bir şekilde ihlal edilmesini beraberinde getirir. Kanun koyucu, bu fiillerin cezalandırılmasıyla sadece bireylerin mülkiyet haklarını değil, aynı zamanda kamu düzeninin ve ticari hayattaki güven ortamının tesisini de güvence altına almayı hedeflemiştir.

Dolandırıcılık Suçunda Korunan Hukuki Yarar

Dolandırıcılık eylemlerinin suç olarak düzenlenmesiyle koruma altına alınan hukuki değerlerin iki temel boyutu bulunmaktadır. Bunlardan ilki şüphesiz ki bireylerin malvarlığı değerleri ve mülkiyet hakkıdır. Malvarlığı değeri kavramından hukuken anlaşılması gereken, kişinin ekonomik değere sahip olan tüm hukuki ilişkileridir. Yargıtay uygulamalarına göre de malvarlığı kavramına sadece nesnel ölçüler çerçevesinde belirlenecek ekonomik niteliği olan unsurlar girmektedir. İkinci boyut ise mağdurun irade özgürlüğü olarak karşımıza çıkar. Suçun işlenişinde başvurulan hile nedeniyle mağdurun zihinsel algı süreci ve karar verme mekanizması sakatlanır. Bu suretle kişi, özgür iradesiyle hareket edemez duruma gelir. Dolandırıcılık, mülkiyet ihlalinin yanı sıra, kişilerin irade hürriyetini güvence altına alarak toplumdaki karşılıklı güven hissini korumayı amaçlar.

Tipikliğin Objektif Unsurları (Maddi Unsurlar)

Suçun Konusu, Faili ve Mağduru

Suçun maddi konusu, ekonomik değeri olan taşınır veya taşınmaz mallar ile alacak hakkı gibi ekonomik değeri haiz hukuki değerlerdir. Bunun yanı sıra manevi değeri olan taşınır eşyalar da dolandırıcılığın kapsamına girebilir. Dolandırıcılık suçunun faili açısından kanun herhangi bir özel vasıf aramamıştır, herkes bu suçun faili olabilir. Ancak tüzel kişilerin doğrudan suç faili olması mümkün değildir; eylemi gerçekleştiren tüzel kişinin organ veya temsilcisi olan gerçek kişiler fail sıfatını taşır. Tüzel kişiler hakkında ise ancak güvenlik tedbiri uygulaması (iznin iptali veya müsadere gibi) gündeme gelebilir. Suçun mağduru ise hileli davranışlara maruz kalarak aldanan ve malvarlığı zararına uğrayan gerçek veya tüzel kişilerdir. Eski ceza kanunumuzun aksine, yeni düzenlemede mağdurun belirli bir saflık veya bilgisizlik içinde olması şartı aranmamıştır; kişi aldatılmışsa mağdur sıfatını kazanır.

Hareket Unsuru: Hile ve Aldatıcı Eylemler

Bu suçun hareket unsurunu, hileli davranışlar sergilemek ve bu yolla muhatabı aldatmak oluşturur. Ceza hukuku bağlamında hile, gerçeği gizlemek veya gerçeğe aykırı bir durumu gerçekmiş gibi sunarak mağduru yanılgıya düşüren entelektüel ve diyalektik bir eylemdir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, her türlü yalan hile kapsamında değerlendirilmez. Yalanın suçun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, muhatabın denetim ve inceleme eğilimini ortadan kaldıracak yoğunlukta ve güçte, yani nitelikli yalan boyutunda olması gerekir. Bu nitelik, sergilenen mizansenler, sahte belgeler veya gizlenen durumlarla desteklenmelidir. Ayrıca eylemin objektif olarak aldatmaya elverişli olması zorunludur. Eğer hileli davranış ilk bakışta kolayca anlaşılabilecek düzeydeyse ve aldatıcılık vasfı taşımıyorsa, suç oluşmayacaktır. İhmali davranışlarla, örneğin bilgilendirme yükümlülüğü olduğu halde susarak gerçeği gizlemek suretiyle de bu suçun işlenebileceği kabul edilmektedir.

Netice ve İlliyet Bağı

Dolandırıcılık, tamamlanması için belirli sonuçların gerçekleşmesini gerektiren bir neticeli suç ve malvarlığında eksilmeye neden olan bir zarar suçu niteliğindedir. Hileli hareketlerin yapılması tek başına yeterli olmayıp, eylemin aşağıda sıralanan sonuçları doğurması zorunludur:

  • Mağdurun hataya düşmesi: Failin uyguladığı hileli davranışlar sonucunda muhatabın gerçeğe aykırı bir inanç geliştirerek aldanmış olması gerekir.
  • Zararın meydana gelmesi: Mağdurun veya bir üçüncü kişinin malvarlığı değerlerinin aktifinde azalma, pasifinde artış yaşanması veya elde edilmesi kesin olan bir kardan mahrum kalınması durumudur.
  • Haksız yarar sağlanması: Failin, meydana gelen zarar karşılığında kendisine veya bir başkasına haksız, hukuken korunmayan ekonomik bir menfaat elde etmesidir.
  • İlliyet bağı: Sağlanan menfaat ve oluşan zarar ile failin hileli eylemleri arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması zorunludur.

Suçun Manevi Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Dolandırıcılık suçunun manevi unsuru kasten işlenmesi şartına dayanır. Fail, suçun yasal tanımındaki tüm maddi unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. Yani fail, hileli davranışlarda bulunduğunu, bu davranışların mağduru aldatmaya elverişli olduğunu ve sonuçta başkasının zararına haksız bir menfaat elde edeceğini öngörerek eyleme geçmelidir. Taksirle (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla) dolandırıcılık suçunun işlenmesi hukuken mümkün değildir. Suçun olası kastla işlenip işlenemeyeceği doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, genel kabul hilenin doğası gereği failin "ne olursa olsun" diyerek değil, belirli bir amaca yönelerek bilme ve isteme iradesiyle hareket ettiğidir. Hukuka aykırılık bağlamında ise, suçun işlenişindeki hile sebebiyle rıza sakatlandığından, mağdurun gösterdiği rıza hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez. Hukuk düzeni, iradeyi fesada uğratan hileli işlemleri himaye etmez.

5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: