Makale
Bilişim sistemleri üzerinde yürütülen ceza soruşturmaları ve muhakeme süreçleri, dijital dünyanın doğası gereği spesifik hukuki kurallara tabidir. Özellikle bilgisayarlarda arama, kopyalama ve el koyma gibi koruma tedbirleri ile yetkili mahkemenin tayini, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında hukuka uygunluk denetiminin merkezinde yer alır.
Bilişim Sistemlerinde Arama, Soruşturma ve Muhakeme Süreçleri
Bilişim teknolojilerinin hızla gelişmesi ve internet kullanımının küresel çapta yaygınlaşması, ceza hukuku pratiğinde bilişim sistemlerinde arama, soruşturma ve muhakeme süreçlerinin önemini büyük ölçüde artırmıştır. Fiziksel sınırların ortadan kalktığı bu dijital ekosistemde işlenen suçların soruşturulması, geleneksel usullerden farklı olarak, doğasına uygun ve kendine has koruma tedbirlerinin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla şüpheli veya sanığa ait olan bilişim aygıtlarında teknik inceleme yapılması sıkça başvurulan bir yöntemdir. Ancak bu incelemelerin, bireylerin anayasal güvence altındaki özel hayatın gizliliği hakkını ihlal etmemesi için hukuka uygun bir zeminde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun öngördüğü sıkı şekil şartlarına bağlı kalınarak yürütülmesi elzemdir. Uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren bu süreçlerde, soruşturma makamlarının yasal yetki sınırları, uygulanacak olan koruma tedbirlerinin koşulları ve uyuşmazlığın çözüleceği yetkili ve görevli mahkemenin doğru tespiti, kişilerin adil yargılanma hakkının en önemli teminatı niteliğindedir.
Bilişim Sistemlerinde Arama ve El Koyma Tedbiri
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesi, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma işlemlerini bilişim sistemlerine özgü özel bir koruma tedbiri olarak düzenlemektedir. Bilişim araçlarında kayıtlı her türlü dijital bilgi, belge, dosya ve yazılar bu koruma tedbirinin temel konusunu oluşturur. Kanun koyucu, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine yönelik oldukça ağır bir müdahale teşkil eden bu tedbirin uygulanabilmesi için şüphelinin isnat edilen suçu işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığı şartını bilhassa öngörmüştür. Bahsedilen kuvvetli şüphe, makul veya yeterli şüphenin çok daha ötesinde, somut delillere dayanan oldukça güçlü bir şüpheyi ifade etmektedir. Bunun yanı sıra, bilişim sistemleri üzerinde bahsi geçen arama ve el koyma tedbirine başvurulabilmesi için başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması da yasal bir zorunluluktur. Şartların gerçekleşmesi halinde, şüphelinin kullandığı masaüstü bilgisayarlar, cep telefonları ve akıllı saatler gibi veri depolamaya elverişli olan tüm dijital tabanlı cihazlar üzerinde arama yapılabilir.
Koruma Tedbirinin Uygulanma Usulü ve Hukuka Aykırılık
Bilişim sistemlerinde hukuka uygun bir arama ve kopyalama yapılabilmesi için mutlaka kural olarak hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan acil hallerde ise Cumhuriyet savcısının emri gereklidir. Genel arama kararı veren CMK m.119 hükmüne dayanılarak bilgisayarlar veya akıllı telefonlar üzerinde inceleme yapılması ceza muhakemesi hukuku açısından mümkün değildir. Yargıtay içtihatlarında da istikrarlı bir biçimde belirtildiği üzere, CMK m.134 kapsamında verilmiş özel bir arama kararı bulunmaksızın bilişim sistemlerinde yapılan arama sonucunda elde edilen her türlü veri, hukuka aykırı delil niteliğindedir ve yargılamada asla hükme esas alınamaz. Dijital cihazlara şifrelenmiş olması nedeniyle doğrudan girilememesi, verilerin kasten gizlenmiş olması veya çözümleme işleminin çok uzun sürecek olması gibi istisnai durumlarda, cihazlara el koyma tedbiri de uygulanabilmektedir. El koyma işlemi neticesinde cihazlar muhafaza altına alınarak, sistemin içindeki verilerin yedeklenmesi, kopyalanması ve metin haline getirilmesi süreçleri bağımsız uzmanlarca gerçekleştirilir.
Bilişim Suçlarında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlarda görevli mahkeme, kanunların ayrıca görevli kıldığı özel haller saklı kalmak üzere, isnat edilen suçun ceza miktarına göre tespit edilir. Ancak asıl hukuki ve pratik karmaşa yetkili mahkemenin tespiti noktasında ortaya çıkmaktadır. İnternetin doğası gereği sınır tanımayan evrensel yapısı, failin dünyanın veya ülkenin herhangi bir yerinden ağ sistemine bağlanarak suç işleyebilmesine imkân tanıdığından, suçun işlendiği yerin saptanması uygulamada oldukça güçtür. Ceza Muhakemesi Kanunu m.12 uyarınca, suçun işlendiği yer mahkemesi kesin yetkili kabul edilse de, failin son icrai hareketi yaptığı konum ile zararlı neticenin gerçekleştiği yerin farklı olması durumlarında çok ciddi yetki sorunları doğmaktadır. Özellikle çeşitli sosyal ağlar gibi elektronik kitle iletişim araçlarıyla yapılan veri paylaşımları, kanun koyucu tarafından basın ve yayın yoluyla işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirildiğinden, failin yayın merkezinin bulunduğu yer veya mağdurun yerleşim yeri mahkemesi de mevzuat gereği yetkili mahkeme olarak kabul edilmektedir.
Muhakeme Sürecinde Basit Yargılama ve Uzlaştırma Uygulamaları
Bilişim sistemleri üzerinden yürütülen bazı ceza davalarında muhakeme süreci, suçun vasfına, niteliğine ve öngörülen yaptırımın ağırlığına göre birbirinden farklı yargılama usullerine tabi olabilmektedir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında adli makamlarca başvurulabilecek olan spesifik kanun yolları ve mekanizmalar şu şekilde özetlenebilir:
- Uzlaştırma Kurumu: Kanunda şikâyete tabi olduğu açıkça belirtilen bazı suç tipleri, şüpheli ile suç mağdurunun bağımsız ve tarafsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla yargılama öncesinde anlaşmasını sağlayan uzlaştırma kapsamına girebilir. Ancak kanun koyucunun koruma altına aldığı dokunulmazlığa karşı suçlar gibi istisnai eylemlerde uzlaştırma yoluna gidilemez.
- Basit Yargılama Usulü: Kanundaki ceza üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını ya da yalnızca adli para cezasını gerektiren suçlarda, ceza mahkemesince duruşma açılmaksızın dosya üzerinden süratli karar verilmesine imkân tanıyan basit yargılama usulü uygulanabilmektedir. Daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerde ise bu usul işletilemez.
- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Bilişim sistemleri kullanılarak işlenen ve yargılama sonucu iki yıl veya daha az hapis cezasına hükmedilen durumlarda, sanığın geçmiş sabıkasızlık durumu ve mahkemede yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu bir kanaat oluşması halinde HAGB kararı verilebilmektedir.