Makale
Dijital deliller, soyut yapıları ve manipülasyona açık doğaları gereği klasik delillerden ayrılır. Bu yazıda, ceza muhakemesi kapsamında dijital delillerin elektronik verilerden farkı, hukuki geçerliliği, belge veya belirti delili niteliği ve teknik bütünlüğünün hash değeri gibi yöntemlerle nasıl güvence altına alındığı incelenmektedir.
Bilişim Hukukunda Dijital Delillerin Hukuki ve Teknik Doğası
Teknolojinin hızla gelişmesi ve gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi, hukuki süreçlerde ispat araçlarının niteliğini derinden etkilemiştir. Günümüzde bilişim sistemlerinin yaygın kullanımı, bu sistemleri adeta potansiyel bir olay yeri konumuna dönüştürmüş ve yargılama pratiklerinde yeni nesil ispat araçlarını zorunlu kılmıştır. Bilişim sistemlerinin veya veri kaydetme özelliğine sahip elektronik cihazların içerisinde yer alan, somut olayın aydınlatılmasında rol oynayan veriler, hukuken dijital delil olarak tanımlanmaktadır. Bu delil türü; e-posta, kısa mesaj, anlık ileti, dijital fotoğraf, tarayıcı geçmişi ile ses ve video dosyaları gibi oldukça geniş bir yelpazeyi kapsar. Klasik delil türlerinden farklı olarak dijital veriler, doğası gereği elle tutulamaz ve gözle görülemez özelliktedir; varlıklarının somutlaşabilmesi için mutlaka uygun bir yardımcı donanım veya yazılıma ihtiyaç duyulur. Bu soyut ve teknik yapı, dijital delillerin yargılamada maddi gerçeğe ulaşmada nasıl kullanılacağı konusunda detaylı bir hukuki analiz yapılmasını gerektirir.
Dijital Delil ile Elektronik Delil Kavramları Arasındaki Fark
Hukuk doktrininde sıklıkla birbirinin yerine kullanılan dijital delil ve elektronik delil kavramları, teknik açıdan birbirinden farklı sınırları ifade etmektedir. Elektronik delil, hem analog cihazlarla oluşturulan verileri hem de dijital formdaki verileri kapsayan oldukça geniş ve üst bir çatı terimdir. Buna karşılık dijital delil kavramı, spesifik olarak ikili sayı sistemini esas alan yöntemle çalışan cihazlarda oluşturulup buralarda muhafaza edilen verileri temsil eder. Analog cihazların kullanımının gün geçtikçe azalması ve toplumsal hayatı domine eden araçların neredeyse tamamının dijital karaktere sahip olması nedeniyle, ispat hukukuna yönelik güncel değerlendirmelerde dijital delil kavramının tercih edilmesi hukuki ve teknik gerçekliğe daha uygun bulunmaktadır.
Dijital Delillerin Delil Türleri Bakımından Sınıflandırılması
Ceza muhakemesinde deliller beyan, belge ve belirti delilleri olmak üzere üç temel kategoriye ayrılır. Bilişim hukuku alanındaki güncel kabule göre, dijital delillerin sınıflandırılmasında verinin dışa yansıma biçimi belirleyici olmaktadır. Dijital ortamdaki verilerin fiziksel dünyaya aktarılarak okunabilir, yazılı bir metin hâline dönüştürülmesi durumunda bu veriler hukuken belge delili niteliğini kazanır. Öte yandan, bir yazılı formata dönüştürülmeksizin salt görüntü veya ses dosyası hâlinde sunulan dijital veriler ise doğrudan olayı temsil etmekten ziyade dolaylı yoldan kanaat oluşturan belirti delili özellikleri gösterirler. Karekod, barkod, retina taraması ve yüz tanıma gibi biyometrik veriler de bilgisayar sistemlerinde işlenmeye uygun yapıları gereği dijital delil vasfına sahiptir.
Dijital Delillerin Özellikleri ve Tahrifat Riski
Dijital delilleri klasik maddi delillerden ayıran en çarpıcı özellik, kullanmakla veya kopyalamakla tükenmeyen yapılarıdır. Bir cinayet mahallindeki fiziksel izin aksine, dijital bir veri aslına tamamen uygun bir şekilde defalarca kopyalanabilir ve bu kopyalar üzerinden inceleme yürütülebilir. Ancak bu teknik imkân, dijital delillerin doğasından kaynaklanan çok ciddi bir riski de beraberinde getirir; zira dijital veriler son derece tahrifata açık, değiştirilebilir ve kolayca silinebilir niteliktedir. Bir sistem yöneticisinin sehven yaptığı bir işlem veya doğa koşulları, delilin teknik geçerliliğini geri dönülmez şekilde yok edebilir. Bu kırılgan yapı, dijital verinin mahkeme huzurunda geçerli bir ispat aracı kabul edilebilmesi için uzmanlıkla ele alınmasını gerektirir.
Dijital Delillerin Teknik Güvenilirliğinin Sağlanması
Dijital delillerin hukuki geçerliliğini ve teknik güvenilirliğini sağlayabilmek adına ceza muhakemesi pratiğinde adli bilişim alanında titizlikle uygulanması gereken belirli standartlar bulunmaktadır:
- Delil elde edilirken ilk anki durumunun hiçbir değişikliğe uğramadan muhafaza edilmesi esastır ve bu işlem verinin doğrudan kendisi üzerinden değil, alınan birebir kopyası üzerinden inceleme yapılmasıyla sağlanarak bütünlüğün korunması ilkesi yerine getirilir.
- Kopyalama işlemi sırasında verinin dijital parmak izi olarak nitelendirilen özet değer hesaplamasının yapılması şarttır ve algoritmalarla tespit edilen bu değer, delil üzerinde sonradan bir oynama yapılıp yapılmadığını kesin olarak ortaya koyar.
- Dijital verinin ilk elde edildiği andan yargılama makamına sunulduğu ana kadar kimlerin elinden geçtiğinin ve hangi işlemlere maruz kaldığının eksiksiz olarak tutanak altına alınarak delil zincirinin kurulması teknik güvenilirlik için mutlak bir zorunluluktur.