Makale
Kişisel verilerin korunması hukukunda açık rıza, belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan beyandır. Bu makalede, açık rızanın hukuki niteliği ve Türk Medeni Kanunu kapsamında küçükler, kısıtlılar ve tam ehliyetsizlerin açık rıza verme ehliyeti hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
Bilişim Hukukunda Açık Rıza ve Rıza Verme Ehliyeti
Kişisel verilerin korunması hukukunda bireyin kendi verileri üzerinde kontrol sağlayabilmesinin en temel aracı açık rızadır. Açık rıza, ilgili kişinin kişisel verilerinin işlenmesine özgürce, yeterli bilgi sahibi olarak ve tereddüde yer bırakmayacak bir açıklıkta verdiği onayı ifade eder. Hukukumuzda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında düzenlenen açık rıza, sadece verilerin hukuka uygun işlenmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda temel bir insan hakkı olan kişisel verilerin korunması hakkının birey tarafından aktif şekilde kullanılmasını temin eder. Ancak uygulamada, açık rızanın hukuki niteliğinin ne olduğu ve Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde açık rıza verme ehliyetinin kimlere ait olduğu hususunda ciddi hukuki tartışmalar bulunmaktadır. Özellikle yaş küçüklüğü, kısıtlılık veya ayırt etme gücünün bulunmaması gibi hallerde rızanın geçerliliği, doğrudan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile yakından ilişkilidir. Bu makalede, açık rızanın temel unsurları ele alınarak, fiil ehliyeti kısıtlamalarının kişisel verilerin işlenmesi sürecindeki rolü bilişim hukuku perspektifiyle detaylı bir şekilde analiz edilmektedir.
Açık Rızanın Temel Unsurları
Geçerli bir açık rızadan söz edilebilmesi için aşağıda belirtilen üç temel unsurun bir arada bulunması zorunludur:
- Belirli bir konuya ilişkin olma: İlgili kişinin verilerinin hangi sınırlar içinde işleneceğini bilmesini ve ucu açık rıza onamlarından kaçınılmasını ifade eder.
- Bilgilendirilmeye dayanma: Veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirerek veri sahibine anlaşılır ve sade bir dille bilgi vermesini gerektirir.
- Özgür iradeyle açıklanma: Rızanın hiçbir baskı, cebir veya dayatma olmaksızın verilmesini şart koşar.
Bu unsurların yanı sıra, özellikle hizmetin sunulmasının rıza şartına bağlandığı sözleşmelerde veya işçi-işveren gibi dikey güç ilişkilerinde özgür iradenin sakatlanma ihtimali yüksek olduğundan, rızanın hukuki geçerliliği zedelenebilmekte ve battaniye rıza olarak tabir edilen toptancı onaylar hukuken geçersiz kabul edilmektedir.
Açık Rızanın Hukuki Niteliği
Açık rızanın hukuki niteliği, ehliyet kurallarının rıza beyanına nasıl uygulanacağının tespiti açısından büyük önem taşımaktadır. Doktrinde rızanın bir hukuki işlem, maddi fiil veya hukuki işlem benzeri olduğuna dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. Açık rıza beyanında bulunan kişinin her zaman net bir hukuki sonucu amaçlamaması ve rızanın doğrudan dış dünyada kendiliğinden fiili bir sonuç doğurmaması nedenleriyle, salt hukuki işlem veya salt maddi fiil görüşleri eksik kalmaktadır. Bilişim hukuku alanında ağırlık kazanan ve isabetli bulunan görüşe göre açık rıza, bir hukuki işlem benzeri irade açıklamasıdır. Hukuki işlem benzeri fiillere, niteliği uygun düştüğü ölçüde hukuki işlemlere ilişkin kurallar kıyasen uygulanmaktadır. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan fiil ehliyeti hükümleri, kişisel verilerin işlenmesine yönelik açık rıza beyanları için de kıyas yoluyla uygulama alanı bulmaktadır.
Sınırlı Ehliyetsizlerin Açık Rıza Ehliyeti
Türk Medeni Kanunu'na göre ayırt etme gücüne sahip ancak ergin olmayan küçükler ile kısıtlılar sınırlı ehliyetsizler kategorisinde yer alır. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, niteliği itibarıyla kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar kapsamında değerlendirilmektedir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanımında kural olarak yasal temsilcinin onayına ihtiyaç duyulmaksızın sınırlı ehliyetsizin tek başına hareket edebilmesi mümkündür. Bu bağlamda, idrak yeteneğine ve ayırt etme gücüne sahip bir çocuğun veya kısıtlının, kendi kişisel verilerinin işlenmesine ilişkin açık rızayı bizzat verebileceği kabul edilmektedir. Zira kişisel verilerin korunması, bireyin doğrudan kişiliği ve mahremiyeti ile ilgilidir. Sınırlı ehliyetsizin verdiği rızanın anlam ve sonuçlarını kavrayabildiği durumlarda, yasal temsilcisinin rızasına ihtiyaç duymadan kendi verilerinin geleceğini tayin etmesi, Anayasal güvence altındaki özel hayatın gizliliği hakkının da ayrılmaz bir gereğidir.
Tam Ehliyetsizlerin Durumu ve Yasal Temsil
Yaşının çok küçük olması, ağır akıl hastalığı veya akıl zayıflığı gibi nedenlerle ayırt etme gücünden tamamen yoksun olan bireyler hukukumuzda tam ehliyetsiz olarak adlandırılmaktadır. Tam ehliyetsizlerin kendi başlarına geçerli bir irade açıklaması yapmaları ve dolayısıyla geçerli bir açık rıza beyanında bulunmaları hukuken mümkün değildir. Kişisel verilerin korunması hakkının nispi nitelikte kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu görüşü ekseninde, tam ehliyetsizler adına yasal temsilcileri konumundaki veli veya vasiler açık rıza verebilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, yasal temsilcinin bu yetkiyi mutlaka tam ehliyetsizin üstün yararları doğrultusunda kullanması gerektiğidir. Sağlık hizmetlerinden faydalanma gibi zorunlu hallerde yasal temsilcinin rıza vermesi hukuka uygunken, tam ehliyetsizin zararına olabilecek keyfi veri işlemelerine yönelik rıza verilmesi yasal temsil yetkisinin açıkça kötüye kullanılması anlamına gelecektir.