Anasayfa Makale Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara Yönelik...

Makale

İş dünyasında beyaz yakalı kadınların karşılaştığı cinsiyetçi mobbing, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ofis ortamındaki en belirgin yansımalarından biridir. Yöneticiler veya çalışma arkadaşları tarafından uygulanan bu psikolojik şiddet, kadınların profesyonel yetkinliklerini hedef alarak onları iş hayatından izole etmeyi amaçlamaktadır.

Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara Yönelik Cinsiyetçi Mobbing

İş hayatında beyaz yakalı kadın çalışanlar, eğitim düzeyleri ve mesleki yetkinlikleri ne olursa olsun, sıklıkla cinsiyetçi mobbing eylemlerinin hedefi haline gelmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinin çalışma ortamına yansıması neticesinde, kadınların profesyonel başarıları çoğu zaman tesadüflere, dış görünüşlerine veya cinsiyetlerine atfedilerek itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Nitelikli ve başarılı kadın personelin, çalışma ortamındaki bazı aktörler tarafından bir tehdit olarak algılanması, onları sistematik bir psikolojik şiddet sarmalının içine çekmektedir. Hukuk uygulamalarımızda sıkça karşılaştığımız üzere, failler genellikle mağdurun kadın olmasından güç alarak; onu daha uysal, diş geçirilebilir ve manipüle edilmeye açık bir figür olarak kodlamaktadır. Bu durum, yalnızca bireysel bir çatışma olmaktan çıkıp, kadınların işgücüne katılımını ve kariyer basamaklarında yükselmesini, yani cam tavanları aşmasını zorlaştıran yapısal bir işyeri sorununa dönüşmektedir. Kadınların maruz kaldığı bu özel yıldırma türü, ataerkil önyargıların ofis hiyerarşisiyle birleşerek kadın çalışanları sindirmeyi amaçlayan stratejik bir baskı aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cinsiyetçi Mobbingin İşyerindeki Görünümleri

Kadın çalışanlara yönelik gerçekleştirilen eylemler incelendiğinde, faillerin sıklıkla mağdurun medeni hali ve annelik durumu gibi tamamen profesyonel hayattan bağımsız unsurları silah olarak kullandıkları görülmektedir. Özellikle hamilelik ve annelik süreçleri, kadının işine olan bağlılığını sorgulamak için bir bahane olarak sunulmakta; annelerin aklının yarısının evde olduğu şeklindeki cinsiyetçi söylemler ile kadınların zekası ve yetkinliği açıkça aşağılanmaktadır. Bunun yanı sıra, kadın personelin terfi alması veya önemli başarılara imza atması durumunda, bu başarıların mesleki liyakat yerine dış görünüşe atfedilmesi, kadın kimliğini doğrudan hedef alan en yıkıcı görünümlerden biridir. Failler, kendi mesleki yetersizliklerini gizlemek veya rekabette öne geçmek amacıyla, kadınların sözde daha duygusal ve kırılgan oldukları önyargısına sığınarak, onları işyerinde izole etme ve karalama yoluna gitmektedirler.

Kadınların Kadınlara Yönelik Psikolojik Tacizi

İlgi çekici bir diğer sosyolojik ve hukuki gerçek ise, cinsiyetçi mobbing eylemlerinin yalnızca erkek failler tarafından gerçekleştirilmemesidir. İşyerindeki hiyerarşik yapı içerisinde belirli bir konuma ulaşmış bazı kadın yöneticilerin veya kıdemli personelin de, alt kademedeki beyaz yakalı kadın çalışanlara yönelik yoğun bir psikolojik taciz uyguladığı vakalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu durum, faillerin kendi geçmişlerinde yaşadıkları mağduriyetleri bir nevi rövanşist bir yaklaşımla astlarına yansıtması veya kendilerini bulundukları eril düzene kabul ettirme çabası olarak okunabilmektedir. Kadının kadına uyguladığı bu yıldırma eylemlerinde, mağdurun giyim tarzı, saç şekli veya sosyal hayatı gibi kişisel sınırları ihlal eden unsurlar üzerinden acımasız eleştiriler yapılmakta; mesleki dayanışma yerine dedikodu ve entrika kültürü beslenmektedir. Sonuç olarak, mobbing failinin cinsiyetinden bağımsız olarak, kullanılan argümanların ve saldırı yöntemlerinin doğrudan mağdurun toplumsal cinsiyetini hedef alması söz konusudur.

Cinsiyet Odaklı Baskının Temel Davranış Kalıpları

Hukuk pratiğinde ve akademik saha araştırmalarında, beyaz yakalı kadın personelin maruz kaldığı ve doğrudan cinsiyet ayrımcılığı olarak sınıflandırılabilecek belirli tipik davranış kalıpları tespit edilmiştir. Bu kalıplar, kadın çalışanların kurumsal hayattaki varoluş mücadelelerini doğrudan hedef alan, onların mesleki aidiyetlerini zedeleyen eylemlerdir. İster kadın ister erkek yöneticiler tarafından gerçekleştirilsin, bu tür yıldırma politikalarının temelinde, kadının işgücü piyasasındaki yerini geçici veya ikincil olarak görme eğilimi yatmaktadır. Bu hastalıklı bakış açısı, işyeri iklimini zehirleyerek modern ofis ortamlarında kadınların potansiyellerini tam anlamıyla sergilemelerinin önüne geçmektedir. Uygulamada bu durumun yansıması olarak en sık karşılaşılan eylem biçimleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Kadınların uzmanlık gerektiren teknik işler yerine ofis içi organizasyon gibi basmakalıp toplumsal rollere zorlanması.
  • Hamilelik ve doğum izni gibi hakların ardından kadının işe aidiyetinin sorgulanarak performansının kasten düşük değerlendirilmesi.
  • İş toplantılarında kadın personelin fikirlerinin aşırı duygusallık bahanesiyle sürekli küçümsenmesi.
3 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: