Anasayfa/ Makale/ Akıllı Şehirlerde Kamusal Gözetim ve Profilleme Riskleri

Akıllı Şehirlerde Kamusal Gözetim ve Profilleme Riskleri

Akıllı şehir uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte kamusal alanlardaki gözetim faaliyetleri ve algoritmik karar alma süreçleri, bireylerin mahremiyet hakları üzerinde ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu makale, gözetim teknolojileri ve profilleme faaliyetlerinin hukuki boyutlarını ve toplumsal etkilerini incelemektedir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Modern kentleşme anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıkan akıllı şehirler, barındırdıkları gözetim teknolojileri ve veri işleme kapasiteleriyle insan hayatını kolaylaştırmayı vaat etmektedir. Ancak bu teknolojik dönüşüm, bireylerin kişisel verilerinin korunması ve mahremiyet hakları bağlamında daha önce karşılaşılmamış yeni ve karmaşık hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Kamusal alanların sürekli olarak izlenmesi, akıllı sensörler, CCTV kameraları ve yüz tanıma sistemleri gibi araçlarla donatılması, geleneksel mahremiyet beklentilerini kökünden değiştirmektedir. Gündelik yaşamın dokusuna görünmez bir şekilde işlenen bu teknolojiler, vatandaşların her hareketini kayıt altına alarak kamusal gözetim mekanizmalarını eşi benzeri görülmemiş bir boyuta taşımaktadır. Bu durum, yalnızca hukuki bir veri işleme sorunu olmaktan çıkıp, elde edilen devasa verilerin analiz edilerek insanların davranışsal profillerinin çıkarılmasına ve toplumsal özgürlüklerin daraltılması riskine yol açmaktadır. Dolayısıyla, teknolojinin getirdiği kolaylıklar ile anayasal bir hak olan özel hayatın gizliliği arasında hassas bir denge kurulması zorunludur.

Kamusal Alanların Dönüşümü ve Gözetim Toplumu

Tarihsel olarak bakıldığında, insanların mahremiyet beklentisi en çok kendi evlerinde ve özel alanlarında yoğunlaşmış, şehir meydanları veya sokaklar ise mahremiyetin en az olduğu yerler olarak kabul edilmiştir. Fakat günümüzde, bilgi toplumunun bir getirisi olarak kamusal alanlar, özel şirketler veya devlet kurumları tarafından işletilen sensörler ve kameralarla donatılarak özel-kamusal-yerler statüsüne bürünmüştür. İnsanların dış dünyadaki her adımı, ulaşım tercihleri ve sosyal etkileşimleri anlık olarak dijital veri tabanlarına kaydedilmektedir. Bu yoğun izleme faaliyeti, devlette veya veri toplayan özel şirketlerde asimetrik bir güç birikimine neden olmakta ve gözetim toplumu inşasına zemin hazırlamaktadır. Sürekli izlendiğini bilen bireyler üzerinde oluşan psikolojik baskı, insanlarda korku ve paniğe yol açabilmektedir. Şehirlerde uygulanan sistemler, kişilerin sokağa çöp atmasından yetkisiz alanlarda beklemesine kadar her türlü eyleminin sanal takip platformları üzerinden izlenmesine imkan tanıyarak kamusal gözetimin sınır tanımaz boyutlarını hukuki tartışmaların merkezine çekmektedir.

Büyük Veri Analitiği ve Profilleme Faaliyetleri

Toplanan devasa hacimli kentsel verilerin büyük veri analitiği yöntemleriyle işlenmesi, bireyler hakkında doğrudan veri tabanlarında yer almayan bilgilerin dahi ortaya çıkarılmasını sağlamaktadır. Bu profilleme süreçleri sayesinde kişilerin siyasi görüşleri, dini inançları, cinsel yönelimleri ve sosyal alışkanlıkları yüksek bir doğruluk payıyla tahmin edilebilmektedir. Elde edilen tahmine dayalı profiller, vatandaşların rızası ve bilgisi olmaksızın toplumsal kontrol mekanizmalarında kullanılabilmektedir. Örneğin, kişilerin akıllı telefonlarından veya sosyal medya ayak izlerinden elde edilen verilerin birleştirilmesiyle ortaya çıkan mozaik etkisi, anonimleştirilmiş verilerin bile tersine mühendislikle yeniden kimliklendirilmesine olanak tanımaktadır. Bu hukuki risk, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında değerlendirildiğinde, bireylerin kendi aleyhlerine ortaya çıkan algoritmik sonuçlara itiraz etme hakkının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Veri determinizmi olarak adlandırılan bu ileriye dönük yönetişim biçimi, kişilerin özgür iradelerini kısıtlayıcı sonuçlar doğurabilmektedir.

Tahmine Dayalı Polislik ve Ayrımcılık Tehlikesi

Profilleme ve algoritmik karar alma mekanizmalarının en tartışmalı uygulama alanlarından biri de suçun önlenmesi amacıyla kullanılan tahmine dayalı polislik sistemleridir. Akıllı şehirlerde kameralardan ve geçmiş kentsel verilerden beslenen bu yapay zeka sistemleri, gelecekte suç işlenme ihtimali yüksek olan bölgeleri ve kişileri önceden tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ancak algoritmaların beslendiği verilerin taraflı veya belirli bir sınıfa ait olması, toplumda zaten marjinalleştirilmiş grupların ve dezavantajlı kitlelerin daha fazla hedef alınmasına yol açmaktadır. Bu durum, adaletsiz uygulamalara, sistemsel ayrımcılığa ve kentsel alanlarda sosyal tabakalaşmanın derinleşmesine neden olabilmektedir. İlgili kişilerin, salt otomatik sistemler vasıtasıyla alınan kararlar sonucunda mağdur edilmesi, kanuni olarak açıkça itiraz edilebilir bir durumdur. Hukuk devleti ilkesi gereği, teknolojik çözümler uygulanırken temsil adaletinin ve eşitlik ilkesinin zedelenmemesi, ötekileştirilmiş grupların sürekli potansiyel suçlu gibi izlenmemesi hukuken elzemdir.

Kamusal Gözetim Kapsamında Karşılaşılan Temel Mahremiyet İhlalleri

Kentsel yaşamda kullanılan cihazların ve uygulamaların çeşitlenmesi, vatandaşların birden fazla boyutta mahremiyet ihlaliyle karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Akıllı şehirlerin işleyişi gereği bireyler, farkında olmadan yaşamlarının her saniyesini veri toplayıcılarla paylaşmaktadır. Bu noktada, akıllı kentsel teknolojilerin doğrudan tehdit ettiği ve hukuken korunması gereken temel mahremiyet türleri şunlardır:

  • Kimlik Mahremiyeti: Kullanıcıların kentsel ağ bileşenleriyle etkileşim kurduğunda doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanabilmesine ve izlenebilmesine neden olan kişisel veri ihlalleridir.
  • Konum ve Hareket Mahremiyeti: Bireylerin GPS ve hücresel ağlar üzerinden mekansal ve zamansal olarak sürekli takip edilerek kişisel rotalarının açığa çıkarılmasıdır.
  • Ayak İzi Gizliliği: Çevrimiçi tarayıcılar ve akıllı platformlarda bırakılan çerezlerin, bireyin kişisel tercihlerini ve davranışsal eğilimlerini üçüncü şahıslara ifşa etmesidir.
  • İletişim Mahremiyeti: Kamusal alandaki görüntü ve ses algılayıcı sensörlerin, kişilerin özel konuşmalarını ve etkileşimlerini rızaya aykırı biçimde dijital olarak kayıt altına almasıdır.
Sokaklardaki kameralar her adımımı izliyor, buna hakları var mı? expand_more
Akıllı şehir uygulamaları kapsamında sokakların ve kamusal alanların akıllı sensörler, CCTV kameraları ve yüz tanıma sistemleriyle donatılması, hukuki bağlamda mahremiyet beklentilerini ciddi şekilde değiştirmektedir. Geleneksel olarak mahremiyetin daha az olduğu düşünülen meydan ve sokaklar, günümüzde bu yoğun izleme faaliyetleri nedeniyle adeta bir gözetim toplumuna dönüşmektedir. Şehirlerdeki teknolojik kolaylıklar ile anayasal bir hak olan özel hayatın gizliliği arasında mutlaka yasal bir denge kurulması zorunludur. Aksi takdirde, vatandaşların her hareketinin sanal takip platformları üzerinden izlenmesi, devlette veya şirketlerde asimetrik bir güç birikimine ve hak ihlallerine yol açacaktır.
Yapay zeka beni potansiyel suçlu seçerse itiraz edebilir miyim? expand_more
Evet, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında sadece otomatik sistemler vasıtasıyla hakkınızda alınan ve aleyhinize sonuç doğuran kararlara kanuni olarak itiraz etme hakkınız bulunmaktadır. Tahmine dayalı polislik sistemleri gibi algoritmaların beslendiği veriler taraflı olabildiğinden, bu teknolojiler dezavantajlı grupları haksız yere hedef alarak ayrımcılığa neden olabilmektedir. Bir bireyin salt yapay zeka mekanizmaları sonucunda mağdur edilmesi, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, açıkça itiraz edilebilir bir durumdur. Hukuk sistemimiz, teknolojik çözümler uygulanırken temsil adaletinin ve eşitlik ilkesinin zedelenmemesini güvence altına almayı hedefler.
Telefonumdan konumumun ve sokaktaki konuşmalarımın kaydedilmesi yasal mı? expand_more
Hayır, rızanız ve hukuki bir geçerlilik zemini olmaksızın bu tür verilerin elde edilmesi temel mahremiyet haklarınızın açık bir ihlalidir. Akıllı şehirlerde bireylerin konum ve hareket mahremiyeti, hücresel ağlar ve GPS üzerinden sürekli takip edilerek kişisel rotaların açığa çıkarılması yoluyla zedelenmektedir. Ayrıca, kamusal alanda yer alan görüntü ve ses algılayıcı sensörlerin özel konuşmalarınızı rızanıza aykırı biçimde dijital olarak kayıt altına alması, doğrudan iletişim mahremiyetinizin ihlalini oluşturur. Bu tür izinsiz kayıt mekanizmaları, vatandaşların yaşamlarının her saniyesini kendi inisiyatifleri dışında veri toplayıcılarla paylaşmasına yol açtığı için hukuka aykırıdır.
İnternetteki hareketlerimden siyasi görüşümün veya inancımın tahmin edilmesi suç mu? expand_more
Devasa hacimli verilerinizin büyük veri analitiği ile işlenerek siyasi görüşlerinizin, dini inançlarınızın veya cinsel yönelimlerinizin izinsizce tahmin edilmesi hukuka aykırı bir profilleme faaliyetidir. Vatandaşların bilgisi ve açık rızası olmaksızın bu tür tahmine dayalı profillerin oluşturulması ve toplumsal kontrol amacıyla kullanılması ciddi hukuki riskler barındırır. "Mozaik etkisi" adı verilen yöntemle toplanan anonim veya önemsiz görünen veriler bile tersine mühendislikle birleştirilerek kişinin kimliğinin ve özel bilgilerinin ifşa edilmesine neden olabilmektedir. Veri determinizmi olarak da adlandırılan bu ihlaller kişilerin özgür iradelerini kısıtladığı için, veri sahibine bu algoritmik sonuçlara karşı hukuki yollara başvurma hakkı verir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir