Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/30664 E. | 2017/3791 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/30664 E. 2017/3791 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/30664
Karar No 2017/3791
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma ve Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu iş bırakma eylemleri ölçülü olmalıdır.
  • İşyeri işgali yasadışı ve orantısız bir eylemdir.
  • Kanuni grev şartları dışında üretim durdurulamaz.
  • Orantısız eylemler işverene haklı fesih imkanı verir.

Bu karar, toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde işçilerin başlattığı fiili ve toplu eylemlerin hukuki niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Sendikal haklar ve barışçıl protesto hürriyeti anayasal güvence altında olsa da, Yargıtay bu hakların kullanımının sınırsız olmadığını ve eylemlerin mutlaka yasal bir zemin üzerinde kalması gerektiğini vurgulamaktadır. Fabrikanın işgal edilmesi ve üretimin uzun süre durdurulması gibi orantısız eylemler, işveren açısından doğrudan haklı fesih sebebi olarak kabul edilmiştir. Özellikle eylemin işverenin kendisine değil, taraf sendikaya yönelik olması ve hukuken tanınması imkansız temsilcilik taleplerinin öne sürülmesi, işçilerin hak arama eylemini kanuni koruma çemberinin dışına çıkarmıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar "ölçülülük" ilkesinin işçi eylemlerindeki belirleyici ve mutlak rolünü sabitlemektedir. İşçilerin hak arama hürriyeti ile işverenin mülkiyet ve teşebbüs özgürlüğü arasındaki hassas denge, barışçıl sınırların aşılmasıyla tamamen bozulmaktadır. Uygulamada; işyerini fiilen işgal etme, mesai saatlerinde üretimi kasıtlı olarak kilitleme ve yasadışı taleplerde bulunma gibi fiili durumlarda işverenin derhal fesih hakkının doğduğuna dair çok güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır. Sendikal itirazların, işverene zarar verme potansiyeli taşıyan orantısız eylemlere dönüşmesi halinde işçilerin iş güvencesi korumasından yararlanamayacağı net bir şekilde hükme bağlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Dava, işvereni tarafından işten çıkarılan bir işçinin, feshin haksız ve geçersiz olduğu iddiasıyla açtığı işe iade ve sendikal tazminat talebine ilişkindir. İşçi, fabrikada yetkili sendikadan istifa etmesi nedeniyle işverenin ve sendika temsilcilerinin kendisine ağır baskı ve mobbing uyguladığını, yalıtıldığını ve bu sürecin sonunda ise haksız yere işten çıkarıldığını iddia etmiştir. İşveren ise işyerinde olağan düzen devam ederken, işçilerin başka bir fabrikadaki ücret artışlarını emsal göstererek bir anda yasadışı eylemlere başladığını belirtmiştir. Savunmaya göre işçiler, üretimi tamamen durdurmuş ve fabrikayı günlerce işgal etmiştir. İşveren, iyi niyetli uzlaşma görüşmelerine ve tüm uyarılara rağmen eylemi sonlandırmayan işçilerin iş sözleşmelerini tazminatsız ve haklı nedenle feshettiğini öne sürmüştür. Temel uyuşmazlık, işçilerin gerçekleştirdiği fiili iş bırakma ve fabrika içinde bekleme eyleminin demokratik bir hak arama yolu mu, yoksa işverene haklı fesih imkanı veren ölçüsüz ve yasadışı bir eylem mi olduğudur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken ulusal mevzuatın yanı sıra uluslararası çalışma normlarını ve insan hakları sözleşmelerini de bir bütün olarak dikkate almıştır. Kararın temel dayanaklarından olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmüne göre, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını korumak veya geliştirmek amacıyla kanun hükümlerine uygun olarak yaptıkları iş bırakma eylemleri "kanuni grev" olarak tanımlanmaktadır. Ancak kanuni şartlar gerçekleşmeden, anlaşarak ve topluca çalışmamak suretiyle üretimin kasten durdurulması hukuken yasadışı (kanundışı) grev niteliğindedir.

Kararda, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna dair haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl eylem yapma haklarının şüphesiz bulunduğu ifade edilmiştir. Bu temel hak, uluslararası düzeyde 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve ulusal mevzuatta doğrudan Anayasa m.51, 54 ve 90 kapsamında güvence altındadır. Ne var ki Yüksek Mahkeme, bu anayasal ve evrensel hakların sınırsız kullanılamayacağını, eylemlerin mutlaka "ölçülülük" ilkesine tabi olması gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

Yerleşik yargısal içtihatlara göre, barışçıl bir toplu eylemin hukuka uygun sayılabilmesi için işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması, eylemin mahiyetinin makul bir süreyi aşmaması ve yasadışı dayatmalar içermemesi şarttır. İşyerinde uygulanmakta olan geçerli bir toplu iş sözleşmesi varken ve yetkili bir sendika halihazırda bulunurken, işçilerin fiili güç kullanarak üretimi sekteye uğratması, yasadan kaynaklanmayan haklar talep etmesi ve işyerini terk etmeyerek işgale dönüştürmesi, barışçıl hak arama sınırlarını açıkça aşmaktadır. Bu denli ağır ihlaller yaşandığında işverenin, 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında haklı nedenle derhal fesih hakkı doğmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle gerçekleştirilen eylemin mahiyetini ve ölçülülük kriterini detaylıca ele almıştır. Dosyadaki delillere ve tanık beyanlarına göre, davalı işverene ait fabrikada 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan yasal ve bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi bulunmaktadır. Ancak işçiler, metal sektöründeki başka işyerlerinde yapılan yüksek oranlı zam sözleşmelerini emsal alarak, kendi işyerlerindeki yürürlükte olan sözleşmeye rağmen eyleme geçmiş ve fiili durumlara katılmıştır. Somut olayda işçiler, üç gün boyunca fabrikayı terk etmeyerek üretimin tamamen durmasına, emniyet güçlerinin müdahalesini gerektiren bir durumun doğmasına ve işleyişin telafisi imkansız şekilde aksamasına neden olmuştur.

Yüksek Mahkeme, işçilerin ileri sürdüğü taleplerin ve benimsedikleri fiili eylem şeklinin demokratik ve barışçıl sınırlar içinde kalamayacak kadar ölçüsüz olduğunu tespit etmiştir. Eylemin asıl hedefinin doğrudan işverenin uygulamaları değil, işçilerin üyesi olmaktan memnuniyetsizlik duyduğu yetkili sendika olduğu açıkça anlaşılmıştır. İşçilerin, fabrikadaki yasal sendika temsilcilik odalarının kaldırılmasını ve kendilerinin fiili olarak seçtikleri yasadışı temsilcilerin işverence doğrudan muhatap alınmasını istemesi, mevcut toplu sözleşme düzeni karşısında hukuken korunamaz bulunmuştur. İşverenden, tüzel kişiliği bulunmayan bu kanundışı temsilcilikleri tanımasının beklenemeyeceği kararda net bir şekilde ifade edilmiştir.

Bununla birlikte, davalı işverenin eyleme katıldığını saptadığı tüm işçiler hakkında standart fesih prosedürünü işlettiği, ayrımcılık yapmadığı belirlenmiştir. İşverenin, sendikalı olan veya olmayan işçiler arasında kasıtlı bir ayrım yaptığına ya da sırf mevcut sendikayı korumak kastıyla baskı uyguladığına dair dosyada hiçbir somut delil bulunmadığı saptanmıştır. İşçilerin emniyet güçlerinin müdahalesini gerektirecek boyutta bir işyeri işgaline girişmeleri, sözleşme ilişkisindeki güven temelini onarılamaz şekilde sarsmıştır. Bu çerçevede, yerel mahkemenin üç gün süren yasadışı üretimi durdurma eylemini hak arama özgürlüğü kapsamında barışçıl görerek feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar vermesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçilerin eyleminin ölçüsüz ve yasaya aykırı olması sebebiyle işverenin derhal fesih hakkının doğduğuna hükmederek feshin haklı nedene dayandığını saptamış ve davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: