Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi İlhan Güner Ertosun Kararı 2021/56334 B.

Anayasa Mahkemesi İlhan Güner Ertosun Kararı 2021/56334 B.

Bu karar, tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen ölüm olaylarında devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin, özellikle de usul boyutunun ne anlama geldiğini açıkça ve kesin bir dille ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin sadece ölüm nedenini ve doktor kusurunu açıklayan standart bir bilirkişi raporuna dayanarak davayı reddetmesini yeterli bulmamıştır. Yüksek Mahkeme, iddia edilen her bir ihmal unsurunun, özellikle de hastanın uygulanacak tedavi yöntemleri ve olası riskler hakkında önceden aydınlatılıp aydınlatılmadığı konusunun derece mahkemelerince titizlikle araştırılması gerektiğini vurgulamıştır. Hastanın aydınlatılmış onamının usulüne uygun alınıp alınmadığına dair iddiaların yargılama makamlarınca cevapsız bırakılması, doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak değerlendirilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
İlhan Güner Ertosun Kararı 2021/56334 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/56334
Karar Tarihi 25.06.2025
Taraf İlhan Güner Ertosun
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Tıbbi ihmal iddialarında etkili yargısal denetim şarttır.
Aydınlatılmış onam iddiaları özenle ve titizlikle incelenmelidir.
Derece mahkemeleri eksik incelemeyle davayı reddedemez.
Yaşam hakkının usul boyutu etkin soruşturmayı gerektirir.

Bu karar, tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen ölüm olaylarında devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin, özellikle de usul boyutunun ne anlama geldiğini açıkça ve kesin bir dille ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin sadece ölüm nedenini ve doktor kusurunu açıklayan standart bir bilirkişi raporuna dayanarak davayı reddetmesini yeterli bulmamıştır. Yüksek Mahkeme, iddia edilen her bir ihmal unsurunun, özellikle de hastanın uygulanacak tedavi yöntemleri ve olası riskler hakkında önceden aydınlatılıp aydınlatılmadığı konusunun derece mahkemelerince titizlikle araştırılması gerektiğini vurgulamıştır. Hastanın aydınlatılmış onamının usulüne uygun alınıp alınmadığına dair iddiaların yargılama makamlarınca cevapsız bırakılması, doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle sağlık hukuku ve tıbbi malpraktis (hatalı tıbbi uygulama) davaları açısından büyük önem taşımaktadır. Tazminat davasına bakan mahkemelerin tıbbi ihmal iddialarını incelerken yalnızca tıbbi bir hata (komplikasyon) olup olmadığına odaklanmaması, bununla birlikte hekimin ve hastanenin aydınlatma yükümlülüğünü hukuka uygun şekilde yerine getirip getirmediğini de mutlaka denetlemesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve sadece rutin adli tıp kurulu raporlarıyla yetinilerek verilen şekli ret kararlarının önüne geçecek niteliktedir. Bundan böyle yargı mercileri, hastanın tıbbi müdahalenin riskleri ve olası sonuçları konusunda yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğine dair iddiaları çok daha dikkatli bir şekilde araştırmak, gerekirse ek bilirkişi raporları almak ve gerekçeli kararlarında bu hususları ayrıntılı olarak tartışmakla yükümlüdür.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucunun annesi, bir devlet hastanesinde safra kesesi ameliyatı olmuştur. Ameliyat esnasında karaciğer portal damarı kesilen hasta, operasyon sonrasında durumunun ağırlaşması üzerine helikopter ambulansla başka bir eğitim ve araştırma hastanesine sevk edilmiştir. Burada çok sayıda ek ameliyat geçirmesine rağmen hasta kurtarılamamış ve karaciğer yetmezliği sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Olayın ardından başvurucu, ilk ameliyatı gerçekleştiren doktorun kusurlu olduğu gerekçesiyle ceza soruşturması başlatılmasını talep etmiş ancak soruşturma izni verilmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, ameliyat öncesinde açık ameliyat yapılması gerektiği söylenmesine rağmen operasyona kapalı yöntemle başlandığını, portal damarın kesilmesi sonucu açık yönteme geçildiğini, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ve doktorun ağır kusuru olduğunu iddia ederek Sağlık Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İdare mahkemesi, ölümün cerrahi bir komplikasyon olduğunu belirten bilirkişi raporunu esas alarak davayı reddetmiştir. Başvurucu, itirazlarının dikkate alınmadığını ve aydınlatılmış onam hususunun hiç incelenmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ve devletin pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Yaşam hakkını güvence altına alan bu kural, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle ve sağlık hakkını düzenleyen 56. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde, devlete kişilerin yaşamlarının korunması için kapsamlı pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Bu yükümlülükler, sadece kamu hastanelerini değil özel hastaneleri de kapsayacak şekilde, sağlık hizmetlerinin hastaların yaşamlarını korumaya yönelik idari ve yasal tedbirlerle yürütülmesini gerektirir.

Yaşam hakkının usul boyutu, kasıtlı olmayan, tıbbi ihmal suretiyle meydana geldiği iddia edilen ölüm olaylarında devlete etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü yüklemektedir. Bu pozitif yükümlülük; mağdurlara hukuki, idari ve disiplin hukuk yollarının açık olmasıyla yerine getirilir. İnsan hakları yargısı ve yerleşik içtihatlara göre, tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tam yargı (tazminat) davalarında derece mahkemelerinin makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi zorunludur. Yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülüğü, mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını mutlak şekilde garanti etmese de, uyuşmazlığın tüm yönleriyle ve tarafların iddialarını karşılayacak nitelikte aydınlatılmasını zorunlu kılar.

Somut yargılamada bilirkişi raporlarının takdiri ve delillerin kabul edilebilirliği kural olarak derece mahkemelerinin yetkisindedir. Açık hata veya keyfîlik bulunmadığı sürece Anayasa Mahkemesi bu takdire müdahale etmez. Ancak tıbbi süreçlerde, hastanın uygulanacak cerrahi yöntem, ameliyat sırasında ortaya çıkabilecek olası riskler, komplikasyonlar ve ihtimaller hakkında önceden tam olarak aydınlatılması temel tıp hukuku kurallarındandır. Mahkemelerin, ölümle neticelenen olayın seyrini aydınlatmaya yarayacak bu tür aydınlatılmış onam eksikliklerini ve iddialarını hiç araştırmadan karar vermesi, usuli güvencelerin ve yargısal sistemin etkili işletilmediği anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarını ayrı ayrı değerlendirerek karara bağlamıştır. Başvurucunun yakınının acil sağlık hizmetlerine erişimden mahrum bırakıldığına veya hastanede yetkililerce bilinen yapısal, sistemsel bir işlevsizlik bulunduğuna dair bir iddiası olmadığından, olay tamamen tıbbi ihmal iddiaları çerçevesinde ele alınmıştır. Olay tarihinde yürürlükte olan mevzuatın, hastaların yaşamını koruma ve tıbbi standartları sağlama konusunda herhangi bir yasal eksiklik içermediği tespit edilmiş ve bu nedenle yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediğine kanaat getirilmiştir.

Ancak yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan incelemede, derece mahkemesinin yargılama ve delil toplama süreci ağır bir şekilde eleştirilmiştir. İdare mahkemesi yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulundan alınan raporda, damar yaralanmasının ameliyat sırasında gelişen tıbbi bir komplikasyon olduğu ve ölümün bu ameliyat sonrasında gelişen karaciğer yetmezliği sonucu meydana geldiği belirtilmiştir. Mahkeme de doktor kusuru bulunmadığı gerekçesiyle tamamen bu rapora dayanarak davayı reddetmiştir. Ne var ki başvurucu, sadece tıbbi hata yapıldığını iddia etmemiş; aynı zamanda dava dilekçesinde ve sonraki itirazlarında açıkça ameliyata kapalı yöntemle başlanacağı bilgisinin kendilerine verilmediğini, bu konuda aydınlatılmadıklarını ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ısrarla ileri sürmüştür.

Buna rağmen idare mahkemesi, hastadan ameliyat süreciyle ilgili aydınlatılmış onam formu alınıp alınmadığı, bu form alınmışsa bile formun kapsamının ne olduğu ve ameliyat sırasında meydana gelebilecek, hastanın ölümüne neden olabilecek spesifik riskleri içerip içermediği konularında hiçbir yasal değerlendirme yapmamıştır. Başvurucunun bu yöndeki ciddi iddiaları ve yeni bir heyetten rapor alınması talebi karşısında mahkemenin bu hususları gerekirse ek bilirkişi incelemesiyle detaylıca araştırması gerekirdi. Bu iddiaları tamamen cevapsız bırakarak davayı sonuçlandırması, mahkemenin yargılamadaki titizlik ve özen yükümlülüğüne açıkça aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği ve bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Ameliyatta doktor hata yaptı, mahkeme sadece rapora bakıp davayı reddedebilir mi? expand_more
Hayır, mahkemelerin yalnızca ölüm nedenini ve doktorun tıbbi bir kusuru (komplikasyon) olup olmadığını açıklayan standart bir adli tıp bilirkişi raporuna dayanarak davayı doğrudan reddetmesi hukuka aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin emsal içtihatlarına göre, tıbbi ihmal iddialarıyla açılan tam yargı davalarında derece mahkemelerinin eksik incelemeyle karar vermemesi şarttır. Yargı mercileri, davayı yürütürken makul derecede özen göstermekle ve uyuşmazlığı her yönüyle, tarafların tüm iddialarını karşılayacak nitelikte aydınlatmakla yükümlüdür. Sadece ortada tıbbi bir hata olup olmadığına odaklanmak, yaşam hakkının usul boyutu kapsamındaki etkili yargısal denetim yükümlülüğünü karşılamamaktadır.
Ameliyatın riskleri bana tam anlatılmadı, bu durum davada lehimize olur mu? expand_more
Kesinlikle olur. Hastanın kendisine uygulanacak cerrahi yöntemler, olası riskler, ihtimaller ve komplikasyonlar hakkında müdahale öncesinde tam olarak aydınlatılması tıp hukukunun en temel kurallarından biridir. Eğer hastanenin aydınlatma yükümlülüğünü hukuka uygun şekilde yerine getirmediğini ve aydınlatılmış onam formunun geçerli olmadığını iddia ediyorsanız, mahkemeler bu iddiayı çok dikkatli bir şekilde araştırmak zorundadır. Yargılama makamlarının, sizin bu yöndeki itirazlarınızı cevapsız bırakması ve gerekirse ek bilirkişi raporları alarak iddiaları titizlikle incelememesi, Anayasa Mahkemesi tarafından doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak kabul edilmektedir.
İdare mahkemesi doktoru haklı buldu, Anayasa Mahkemesi bu kararı bozar mı? expand_more
Şayet idare mahkemesi davanızı yeterli inceleme yapmadan, bilhassa da "aydınlatılmış onam" alınmadığı yönündeki somut iddialarınızı hiç araştırmadan reddettiyse, Anayasa Mahkemesi bu yargılamayı usulden ihlal nedeni saymaktadır. İlgili emsal kararda Yüksek Mahkeme, mahkemenin doktor kusuru bulmayan bir rapora körü körüne dayanmasını ve hastanın ameliyatın spesifik riskleri hakkında bilgilendirilmediği itirazlarını tamamen cevapsız bırakmasını ağır bir eksiklik olarak değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi böylesi durumlarda yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmederek, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili derece mahkemesine gönderilmesine karar vermektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir