Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Medine İzmir | BN. 2022/103449

Karar Bülteni

AYM Medine İzmir BN. 2022/103449

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/103449
Karar Tarihi 07.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın gereğidir.
  • Belirleyici tanık beyanları duruşmada tartışılmak zorundadır.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz.
  • Doğrudan doğruyalık ilkesi ceza muhakemesinde esastır.

Bu karar hukuken, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biri olan tanık sorgulama hakkının ceza yargılamasındaki vazgeçilmez konumunu bir kez daha tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, sanığın soruşturma veya kovuşturma evresinde bizzat sorgulama ya da sorgulatma imkânı bulamadığı kilit tanıkların beyanlarının, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının anayasal güvencelerle bağdaşmayacağını açıkça vurgulamaktadır. Yargılamayı yürüten ve esasa ilişkin nihai kararı verecek olan mahkemenin, tanıkları bizzat dinlemesi ve savunma makamına bu kişileri çapraz sorguya tabi tutma fırsatı vermesi, "doğrudan doğruyalık" ilkesinin mutlak bir kuralı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, derece mahkemelerine tanık dinleme usulleri konusunda çok kesin sınırlar çizmektedir. Yargı makamları, ulaşılamayan veya çeşitli gerekçelerle mahkeme huzuruna getirilemeyen tanıkların yalnızca kolluk veya savcılık aşamasındaki yazılı ifadelerini duruşmada okumakla yetinemez. Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği üç aşamalı test uyarınca; tanığın duruşmada hazır edilememesinin hukuken geçerli bir nedeni olmalı, okunan beyan mahkûmiyette belirleyici olmamalı ve savunmanın dezavantajlı konumunu telafi edecek karşı dengeleyici güvenceler muhakkak sağlanmalıdır. Uygulamada, SEGBİS gibi teknolojik imkânlar dahi kullanılmadan kilit tanıkların sanığın yokluğunda dinlenmesi ve salt bu ifadelerle hüküm kurulması, doğrudan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak ve mutlak bozma veya yeniden yargılama sebebi sayılacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılandığı bir ceza davasında altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmış bir vatandaştır. Uyuşmazlığın temeli, boş bir arazide bulunan terör örgütü liderine ait kitaplardan birinin üzerinde başvurucunun parmak izinin tespit edilmesine dayanmaktadır. Bu tespitin ardından başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucu aleyhine ifade veren ve başvurucunun örgüt evlerinde sorumluluk üstlenerek çeşitli toplantılara katıldığını iddia eden birçok şüpheli ve tanık ortaya çıkmıştır.

Ancak ceza yargılaması sürecinde, ifadeleri mahkûmiyete esas alınan bu kilit tanıkların hiçbiri mahkeme huzurunda başvurucu ile yüzleştirilmemiş ve başvurucuya bu kişilere soru sorma, beyanlarındaki çelişkileri tartışma hakkı tanınmamıştır. Tanıkların yalnızca emniyet veya savcılık aşamasındaki yazılı ifadeleri ile fotoğraf teşhis tutanakları duruşmada okunarak mahkûmiyet hükmüne temel yapılmıştır. Başvurucu, aleyhindeki bu tanıkları mahkeme önünde sorgulayamaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve yeniden yargılama talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en önemli unsurlarından biri olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu güvence altına alınmıştır. Ceza yargılamasında, sanığın aleyhine ifade veren tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Uygulamada, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için Anayasa Mahkemesi tarafından yerleşik hâle gelen üç aşamalı bir test uygulanmaktadır. İlk aşamada, tanığın mahkemede hazır edilememesinin makul ve geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı sorgulanır. İkinci aşamada, sanığın bizzat sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının, mahkûmiyet kararının dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü aşamada ise, eğer bu beyan belirleyici delil niteliğindeyse, savunma tarafının yargılama sürecinde maruz kaldığı bu zorluğu telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılır.

Bununla birlikte, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 hükmü son derece açıktır: "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez." Bu kural, doğrudan doğruyalık ilkesinin ceza muhakemesindeki en net tezahürüdür. Kararı verecek olan mahkemenin, tanığı bizzat dinlemesi, sanık ile yüzleştirmesi ve tanığın beyan verirken sergilediği tepkileri doğrudan gözlemlemesi adil bir yargılamanın asgari şartıdır.

Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 uyarınca, hastalık, malullük veya yargı çevresi dışında bulunma gibi durumlarda dahi tanıkların aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniği (SEGBİS) kullanılarak dinlenebilmeleri olanağı mevcutken, bu yöntemin işletilmeyerek yalnızca önceki ifadelerin okunmasıyla yetinilmesi, sanığın hukuki güvencelerinin zedelenmesi anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olay incelendiğinde, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, büyük ölçüde soruşturma aşamasında dinlenen ancak kovuşturma evresinde duruşmada hazır edilmeyen kilit tanıkların beyanlarına dayandığı görülmüştür. İlk derece mahkemesi, ikametgâhları yargı çevresi dışında olup olmadığı dahi dosya kapsamından tam olarak anlaşılamayan bu kişilerin mahkeme huzuruna getirilmesi veya en azından SEGBİS aracılığıyla dinlenmesi yönünde hiçbir somut çaba sarf etmemiştir. Bu hareketsizlik, tanık sorgulama hakkı testinin ilk aşaması olan "tanığın mahkemede hazır edilmemesi için geçerli bir nedenin bulunması" kriterini kesinlikle karşılamamaktadır.

İkinci aşama bağlamında değerlendirme yapıldığında, mahkûmiyet kararının gerekçesinde başvurucunun örgüt hiyerarşisinde yer aldığına ve toplantılara katıldığına dair temel dayanağın, mahkeme huzurunda dinlenmeyen R. Y., D.Z., M.Ö. Ve diğer şahısların kollukta yapılan fotoğraf teşhisleri ile savcılık beyanları olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Başvurucunun tüm yargılama aşamalarında suçlamaları ısrarla reddetmesine ve bu kişilerle bağlantısını inkâr etmesine rağmen, mahkeme söz konusu tek taraflı beyanları hükme doğrudan esas almıştır. İlgili beyanlar, mahkûmiyet kararına götüren tek delil olmasa da, başvurucunun ceza almasında açıkça "belirleyici nitelikte" delil konumundadır.

Üçüncü aşamada ise, mahkûmiyette belirleyici nitelikteki bu deliller karşısında savunma tarafına adil yargılanmayı sağlayacak dengeleyici güvencelerin sunulup sunulmadığı irdelenmiştir. Yargılama sürecinde başvurucuya olayları kendi cephesinden anlatma imkânı verilmiş olsa da, tanıklar SEGBİS yoluyla dahi dinlenmediği için başvurucu bu kişileri çapraz sorguya tabi tutamamış, beyanlarındaki olası çelişkilere mahkemenin dikkatini çekme fırsatından bütünüyle mahrum bırakılmıştır. Mahkeme heyeti de tanıkların sorulara verdikleri cevaplar sırasındaki vücut dilini, samimiyetini ve anlık tepkilerini gözlemleyememiş, dolayısıyla ifadelerin doğruluğunu ve güvenilirliğini doğrudan test edememiştir. Önceden alınmış yazılı tutanakların duruşmada salt okunması, yüz yüze gerçekleştirilmesi gereken sorgulamanın yerini tutacak telafi edici bir güvence olarak kabul edilemez.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, doğrudan doğruyalık ilkesine aykırı olarak, güvenilirliği duruşmada tartışılmamış ve test edilmemiş tanık ifadelerinin mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde esas alındığı ve savunmanın maruz kaldığı bu ağır dezavantajı giderecek hiçbir usuli güvencenin mahkemece sunulmadığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: