Anasayfa Karar Bülteni AYM | Kamil Yılmaz | BN. 2019/9322

Karar Bülteni

AYM Kamil Yılmaz BN. 2019/9322

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/9322
Karar Tarihi 12.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshinde objektif ve somut delil aranır.
  • Mutat bankacılık işlemleri tek başına örgütsel faaliyet sayılamaz.
  • Kamu görevlisinin sadakat yükümlülüğü titizlikle incelenmelidir.
  • Özel hayata saygı hakkı iş ilişkilerinde de gözetilmelidir.

Bu karar, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulmasına dayalı olarak gerçekleştirilen "şüphe feshi" uygulamalarının hukuki sınırlarını net bir biçimde çizmesi bakımından iş hukuku ve anayasa yargısı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör örgütüyle irtibat veya iltisak şüphesine dayalı olarak yapılan iş sözleşmesi fesihlerinde, salt bir banka hesabının bulunmasının veya hesaba belirli bir para transferinin yapılmasının haklı bir fesih nedeni için tek başına yeterli sayılamayacağını vurgulamıştır. Mahkeme, bankacılık işlemlerinin olağan ticari veya günlük rutin faaliyet mi yoksa örgütsel bir talimatın sonucu mu olduğunun derece mahkemeleri tarafından titizlikle incelenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, iş mahkemelerinin ve Yargıtay'ın şüphe feshine yaklaşımını doğrudan ve derinden etkileyecektir. İşverenlerin sadece soyut iddialara veya eksik incelenmiş finansal kayıtlara dayanarak iş sözleşmelerini keyfî olarak feshetmeleri engellenecek, işçinin savunmasının ve sunduğu somut delillerin mahkemelerce derinlemesine irdelenmesi zorunlu hâle gelecektir. Özellikle yürütülen ceza soruşturmalarında takipsizlik veya beraat kararı verilmiş işçiler açısından, banka hesap hareketlerinin örgütsel bir amaca hizmet ettiği kesin, net ve somut olgularla ispatlanmadıkça iş akdinin feshedilmesi hukuka aykırı bulunacaktır. Bu durum, Anayasa'nın güvencesi altındaki özel hayata saygı hakkının çalışma hayatında da etkin bir şekilde korunmasını sağlayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, özel bir telekomünikasyon şirketinde elektronik mühendisi ve program yöneticisi statüsünde çalışmaktayken, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından şirkete iletilen terör örgütü ile irtibatlı kişiler listesinde adının yer alması gerekçe gösterilerek işten çıkarılmıştır. Şirket yönetimi, işçi ile aralarındaki hukuki güven ilişkisinin tamamen zedelendiğini ve başvurucunun ilgili terör örgütüyle bağlantılı olduğu bilinen bir bankada hesabının bulunmasını ana fesih sebebi olarak göstermiştir. Başvurucu ise, hakkındaki tüm suçlamaların haksız ve yersiz olduğunu, söz konusu bankadaki işlemlerinin tamamen günlük rutinlerden ve ticari faaliyetlerden ibaret olduğunu, ayrıca hakkında yürütülen ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verildiğini belirterek haksız feshin tespiti ile işe iade davası açmıştır. Yerel mahkeme davayı kabul etmesine rağmen, Yargıtay ilgili banka hesabına yatırılan 50.000 TL tutarındaki parayı yeterli şüphe sebebi sayarak davanın reddine kesin olarak hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, haksız işten çıkarma ve yargılama sürecindeki eksik incelemeler nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının işçi ve işveren ilişkilerindeki somut yansımalarını detaylıca ele almıştır. İşveren tarafından işçinin sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle gerçekleştirilen fesih işlemlerinde, özellikle iş hukukunda yer edinen "şüphe feshi" kavramının anayasal ve hukuki sınırları net bir şekilde belirlenmiştir. Yüksek mahkemenin yerleşik içtihatları prensiplerine göre, bir işçinin iş sözleşmesinin sırf şüphe üzerine feshedilebilmesi için bu şüphenin basit, soyut veya dayanaksız bir varsayıma değil; ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalara dayanması yasal bir zorunluluktur.

Uyuşmazlıkta öne çıkan ve mahkemenin dayandığı bir diğer temel hukuk kuralı, olağanüstü hâl dönemlerinde dahi hukuki güvenlik ilkesinin ve temel hakların özünün korunması prensibidir. Anayasa m.15 bağlamında temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulması veya sınırlandırılması söz konusu olduğunda dahi, alınan tedbirlerin mutlaka durumun gerektirdiği ölçüde olması şarttır. Terör örgütleriyle irtibat veya iltisak şüphesinin iş ilişkisini geri dönülemez şekilde zedelediği iddia ediliyorsa, bu şüphenin ikna edici ve kişiselleştirilmiş gerekçelerle idari ve yargısal mercilerce ortaya konulması gerekmektedir.

Ceza yargılamasına dair doktrin tanımları ve Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kişilerin yasal olarak faaliyet gösteren bir bankada yalnızca hesaplarının bulunması veya mutat bankacılık işlemleri gerçekleştirmeleri tek başına örgütsel faaliyet veya örgüte yardım suçu olarak nitelendirilemez. Şüphenin haklı olabilmesi için örgüt liderinin talimatı üzerine yapılan, olağan dışı ve dikkat çekici mevduat artışları gibi doğrudan örgütsel amaca hizmet eden işlemlerin varlığı somut olarak aranmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilme gerekçelerini ve yargılama sürecini detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturmasında; şahsın örgütün kriptolu haberleşme programını kullanmadığı, tepe yöneticileriyle hiçbir iletişiminin bulunmadığı, örgütle bağlantılı şirket veya derneklerde herhangi bir kaydının olmadığı net olarak tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi de bu aklayıcı durumu gözeterek şüphe feshinin geçerli bir nedene dayanmadığını belirlemiş ve işe iade davasını haklı bularak kabul etmiştir.

Ancak Yargıtay, başvurucunun ilgili bankaya 31.01.2014 tarihinde yatırdığı 50.000 TL tutarındaki parayı örgüte finansal destek şüphesi bağlamında yeterli görerek yerel mahkeme kararını bozmuş ve davanın reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi incelemesinde, başvurucunun bu paranın mera ve özel ağaçlandırma projeleri ihalesinin başlangıç sermayesi olarak yatırıldığı, kısa süre sonra başka hesaplara aktarılarak hesabın tamamen boşaltıldığı yönündeki haklı savunmasının ve sunduğu resmî delillerin Yargıtay tarafından hiçbir şekilde tartışılmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, bankadaki hesabın 1997 yılından beri açık olduğu gerçeğinin yargı mercilerince göz ardı edildiğine ve yapılan para transferinin rutin bir ticari bankacılık faaliyeti mi yoksa örgütsel bir talimatın sonucu mu olduğunun derinlemesine araştırılmadığına dikkat çekmiştir.

Farklı yargı makamları arasında banka hesabına yönelik oluşan çelişkili tespitlerin giderilmemesi ve başvurucunun ifa ettiği görevin teknik niteliği dikkate alınarak bu soyut şüphenin mevcut işine ne gibi somut olumsuz etkileri olacağına dair kişiselleştirilmiş bir gerekçe sunulmaması, yapılan müdahalenin ölçüsüz olmasına yol açmıştır. İşçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin temelden çöktüğünü gösteren objektif, güçlü ve somut gerekçeler ortaya konulmadan alınan bu fesih kararı, olağanüstü hâl koşullarında bile anayasal güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması talebini kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: