Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ramazan Durmaz | BN. 2022/55372

Karar Bülteni

AYM Ramazan Durmaz BN. 2022/55372

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/55372
Karar Tarihi 28.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sonradan çıkan yasa mülkiyet hakkını zedeleyemez.
  • Yargılama sırasındaki yasal düzenleme mağduriyet yaratmamalıdır.
  • Tahsil imkânının elden alınması mülkiyeti ihlal eder.
  • Etkili başvuru hakkı mülkiyetle bağlantılı korunmalıdır.

Bu karar, hukuken vatandaşların alacaklarını tahsil etme amacıyla başlattıkları hak arama süreçlerinin, sonradan yürürlüğe giren kanuni düzenlemelerle ortadan kaldırılmasının ya da etkisiz hâle getirilmesinin anayasal hak ihlali oluşturduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bireylerin yargı yoluna başvurarak meşru beklenti içine girdiği bir alacağın, dava devam ederken yasa koyucunun idari veya yasal müdahalesiyle tahsil edilemez duruma düşürülmesi, mülkiyet hakkının özüne dokunan çok ciddi bir müdahaledir. Anayasa Mahkemesi bu tespitiyle, kanunların geriye yürümezliği ve hukuki güvenlik ilkelerinin mülkiyet hakkı bağlamında nasıl kesin bir şekilde korunması gerektiğine dair oldukça güçlü ve bağlayıcı bir hukuki zemin inşa etmiştir. Yargılamanın yasa eliyle anlamsızlaşması, doğrudan hak arama hürriyetini zedelemektedir.

Benzer davalar ve uyuşmazlıklar açısından bu kararın emsal etkisi son derece yüksek ve belirleyicidir. Özellikle şirketlere veya holdinglere yatırılan paraların iadesi talebiyle açılan davalarda, yargılama süreci devam ederken borçlu şirketleri korumaya, tasfiye veya iflas süreçlerini değiştirmeye yönelik çıkarılan geriye dönük yasaların, davacı vatandaşların aleyhine sonuç doğurması engellenmektedir. Uygulamada, yerel mahkemelerin sonradan çıkan bu tür torba yasaları veya özel düzenlemeleri gerekçe göstererek devam eden davaları reddetmesi sıklıkla karşılaşılan ve mağduriyet yaratan bir durumdur. Ancak Anayasa Mahkemesi, yargılama mekanizmasını işletme imkânının vatandaşın elinden yasal bir düzenlemeyle alınmasını, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlali saymaktadır. Bu vesileyle yerel mahkemelere, hukuki yolları etkisizleştiren kanuni düzenlemeleri daima anayasal temel haklar lehine yorumlama yükümlülüğü getirmektedir. Bu yönüyle karar, kanun koyucunun yargısal süreçlere müdahale sınırlarını çizen, vatandaşın mülkiyet hakkını güvence altına alan ve yargısal süreçlerde adaleti tesis eden stratejik bir içtihattır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Ramazan Durmaz'ın geçmişte bir şirkete yatırdığı belirli bir miktar paranın iadesini talep etmesiyle başlamıştır. Başvurucu, alacağını geri alabilmek ve oluşan maddi mağduriyetini gidermek umuduyla Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde ilgili şirket aleyhine bir alacak ve iade davası açmıştır. Dava yerel mahkemede normal seyrinde devam ederken, yasa koyucu tarafından bu tür ortaklık veya yatırım alacaklarının tahsilini doğrudan etkileyen yeni bir kanuni düzenleme yürürlüğe konulmuştur.

Meydana gelen bu yasal düzenleme sonucunda, başvurucunun devam eden davada alacağını tahsil etme imkânı hukuken ve fiilen ortadan kalkmıştır. Yerel mahkemedeki iade davası, söz konusu bu yeni kanun gerekçe gösterilerek mahkemece reddedilmiştir. Başvurucu, adalete güvenerek kanuni yollara başvurduğu ve hakkını aradığı hâlde, yargılama aşamasında çıkarılan bir yasa yüzünden parasını geri alamamasının mülkiyet hakkını zedelediğini savunmuştur. Ayrıca yasal mekanizmaları işletme imkânı elinden alındığı için mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken özellikle mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak düzenlenen etkili başvuru hakkı üzerindeki anayasal güvenceleri temel hukuk kuralı olarak uygulamıştır. Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan asıl prensip, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 hükmünde güvence altına alınan mülkiyet hakkıdır. İlgili anayasa maddesine göre herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, yasal sınırlandırmalar çerçevesinde kısıtlanabilir. Bireyin meşru beklentisi olan kesinleşebilir bir alacak da mülkiyet hakkı kapsamında korunmaktadır.

Mülkiyet hakkının usule ilişkin temel güvenceleri ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı ile vücut bulmaktadır. Bu anayasal kural, temel hakları ihlal edilen herkesin yetkili makamlara gecikmeden ve etkin bir biçimde başvurma imkânının sağlanmasını devlete mutlak bir yükümlülük olarak yükler. Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireylerin alacaklarını tahsil etmek için mahkemelere dava yoluyla başvurması tek başına yeterli bir güvence sağlamaz; kurulan hukuki mekanizmaların fiilen ve adil bir şekilde işlemesi, yargılama sürecinde bireyin hakkına ulaşmasını baştan imkânsız kılacak yasal veya fiilî sonradan engellerin oluşturulmaması şarttır.

Yüksek Mahkeme, daha önce verdiği benzer içtihatlarda da altını çizdiği üzere, bir vatandaşın alacağını tahsil etmek maksadıyla elverişli ve mevcut hukuki yollara başvurmasının ardından, yasama organı tarafından yargılama aşamasında geriye dönük etki yaratan yeni bir kanuni düzenleme yapılmasını hukuki güvenlik ilkesi ışığında değerlendirmektedir. Eğer bu yeni yasal düzenleme, bireyin mahkeme önündeki iddialarını sunmasını, usule dair mekanizmaları işletmesini ve sonuçta mülkiyetine kavuşma imkânını tamamen ortadan kaldırıyorsa, ortada usuli bir anayasal ihlal bulunmaktadır. Hukuk devletinin değişmez kuralı olarak, yargı yollarının açık tutulması kadar, bu yolların sonradan çıkarılan yasalarla anlamsızlaştırılmaması da temel anayasal kurallardandır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, Ramazan Durmaz'ın bireysel başvurusunu esastan incelerken, olay ve olguların daha önce karara bağlanan ve emsal teşkil eden Turgay Kılıç dosyasındaki hukuki durumla birebir aynı nitelikte olduğunu detaylıca tespit etmiştir. Başvurucunun, yatırım amacıyla şirkete yatırdığı paranın iadesi için yasal hakkını kullanarak Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açtığı sabittir. Bu davanın, kanunların öngördüğü usullere uygun olarak devam ettiği süreçte, uyuşmazlığın hukuki durumunun bizzat yasa koyucunun araya girmesi ve yeni bir düzenleme yapmasıyla şekil değiştirdiği görülmüştür.

Mahkeme, başvurucunun alacağının tahsili amacıyla ilgili yargı mercileri önünde kendisi için uygun ve elverişli olan hukuki yolları fiilen başlattığını, ancak yargılama tüm hızıyla devam ederken yürürlüğe giren bu yeni kanuni düzenleme sebebiyle açtığı davanın hukuken sonuçsuz bırakıldığını belirlemiştir. Bu fiilî ve hukuki durum, başvurucuyu hakkını arama noktasında hukuki mekanizmaları işletme ve mülkiyetine somut olarak kavuşma imkânından tamamen mahrum bırakmıştır. Devam eden bir davanın yasama müdahalesiyle davacı aleyhine sonuçlanmaya mahkûm edilmesi, bireye katlanamayacağı kadar ağır bir külfet yüklemiştir.

Yüksek Mahkeme, önceki emsal kararlarında titizlikle belirlenen anayasal ilkelerin bu somut olayda da aynen geçerliliğini koruduğunu vurgulamıştır. Vatandaşların yargı sistemine ve adalete güvenerek başlattıkları meşru hak arama süreçlerinin, onların iradeleri dışında ve sonradan çıkarılan yasalarla aniden ellerinden alınması, Anayasa'nın ruhuyla, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleriyle asla bağdaşmamaktadır. Somut olayda başvurucunun maruz bırakıldığı bu katı uygulama, devletin bireyin mülkiyet hakkını ve bu hakkın korunması için mutlak surette gereken usuli güvenceleri sağlama yükümlülüğünü ağır biçimde zedelemiştir.

Tespit edilen bu ihlalin ve yarattığı hukuki mağduriyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması için, başvurucu tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminatın doğrudan ödenmesi yerine; dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilerek, Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran yasal nedenleri anayasal çerçevede gideren yeni bir karar verilmek üzere yeniden yargılama yapılmasının somut olayda yeterli ve en uygun hukuki giderimi sağlayacağı kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: