Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Rüstem Bozkurt Batum Kararı 2020/12145 B.

Anayasa Mahkemesi Rüstem Bozkurt Batum Kararı 2020/12145 B.

Bu karar, demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün sınırlarını, özellikle de kamusal bir tartışma zemininde dile getirilen şok edici, rahatsız edici veya argo kelimeler barındıran söylemlerin hukuki statüsünü belirlemesi açısından son derece büyük bir öneme sahiptir. Karar, basın organlarının kendi ürettikleri tartışmalı haberlere karşı yöneltilen sert eleştirilere tahammül etmekle yükümlü olduklarını, siyasal ve toplumsal tartışmalarda polemik dilinin tek başına yaptırım gerekçesi olamayacağını hukuken tescil etmektedir. İfade özgürlüğünün sadece hoşa giden veya zararsız kabul edilen fikirleri değil, aynı zamanda sarsıcı, incitici ve rahatsız edici değer yargılarını da güçlü bir şekilde koruma altına aldığı bir kez daha vurgulanmıştır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/12145
Karar Tarihi 11.06.2024
Taraf Rüstem Bozkurt Batum
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Sert ve şok edici eleştiriler ifade özgürlüğüdür.
  • gavel Siyasi tartışmalarda argo kullanımı otomatik cezalandırılamaz.
  • gavel Değer yargıları ispatlanmak zorunda değildir.
  • gavel Basın organlarının eleştiriye tahammül eşiği yüksektir.
  • gavel İfade özgürlüğü ile itibar dengesi gözetilmelidir.

Bu karar, demokratik toplumlarda ifade özgürlüğünün sınırlarını, özellikle de kamusal bir tartışma zemininde dile getirilen şok edici, rahatsız edici veya argo kelimeler barındıran söylemlerin hukuki statüsünü belirlemesi açısından son derece büyük bir öneme sahiptir. Karar, basın organlarının kendi ürettikleri tartışmalı haberlere karşı yöneltilen sert eleştirilere tahammül etmekle yükümlü olduklarını, siyasal ve toplumsal tartışmalarda polemik dilinin tek başına yaptırım gerekçesi olamayacağını hukuken tescil etmektedir. İfade özgürlüğünün sadece hoşa giden veya zararsız kabul edilen fikirleri değil, aynı zamanda sarsıcı, incitici ve rahatsız edici değer yargılarını da güçlü bir şekilde koruma altına aldığı bir kez daha vurgulanmıştır.

Özellikle sosyal medya platformları üzerinden yapılan paylaşımların yargısal değerlendirmesinde, ifadelerin bağlamından koparılarak soyut bir şekilde incelenmesinin hukuka aykırı olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Emsal niteliğindeki bu Anayasa Mahkemesi kararı, hakaret iddialarına dayalı tazminat davalarında yerel mahkemelerin ve istinaf dairelerinin, eleştiri getiren kişinin konumu, hedef alınan kurumun niteliği ve tartışmanın kamu yararı taşıyıp taşımadığı gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarındaki dengeleme kriterlerini titizlikle uygulaması gerektiğine işaret etmektedir. Bu yönüyle söz konusu karar, benzer haksız tazminat davalarında yerel mahkemelerin ifade özgürlüğü lehine çok daha özgürlükçü, evrensel hukuk standartlarına uygun bir yaklaşım benimsemeleri için bağlayıcı bir yol haritası sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, ülke genelinde tanınan bir gazeteci, yazar ve televizyoncu olan başvurucunun, yüz bini aşkın takipçisi bulunan sosyal medya hesabı üzerinden ulusal düzeyde en yüksek tiraja sahip gazetelerden birine yönelik oldukça eleştirel bir paylaşımı nedeniyle aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinden kaynaklanmaktadır. Olayların temelinde, ilgili gazetenin bazı milletvekillerini etnik ve dinî kökenleri üzerinden kategorize ederek ve onları ötekileştirerek sunduğu manşet haberi yer almaktadır. Gazetenin bu haberinin kamuoyunda ırkçılık, nefret söylemi ve ayrımcılık tartışmalarına yol açması üzerine başvurucu, sosyal medya hesabından gazeteye yönelik sert, iğneleyici ve içinde argo kelimeler de barındıran şiddetli bir tepki göstermiştir. Gazete sahibi olan şirket yönetimi ise başvurucunun bu paylaşımının kurumsal kişilik haklarına ağır bir saldırı teşkil ettiğini iddia ederek başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi gazetelerin eleştirilere daha fazla katlanması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olsa da, istinaf mahkemesinin bu kararı kaldırarak başvurucu aleyhine tazminata hükmetmesi üzerine uyuşmazlık, ifade özgürlüğünün ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile onun özel bir görünümü olan basın özgürlüğünün demokratik toplumların temel taşı olduğunu vurgulamış, başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki adil dengenin nasıl kurulması gerektiğine dair evrensel hukuk prensiplerini uygulamıştır. Müdahalenin hukuki dayanağı olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 uyarınca kişilik haklarına saldırı iddiasıyla açılan davalarda, mahkemelerin çatışan anayasal haklar arasında son derece ölçülü ve adil bir değerlendirme yapması zorunludur.

Hukuki denetimde dikkate alınan en önemli kural, demokratik bir toplumda ifade ve basın özgürlüğünün sadece zararsız, hoşa giden veya kayıtsızlık içeren fikirler için değil, aynı zamanda şok edici, incitici, rahatsız edici veya sarsıcı ifadeler için de geçerli olduğudur. Yerleşik yargı ve içtihat prensiplerine göre, şeref ve itibarın korunması ile ifade özgürlüğü arasında dengeleme yapılırken; ifadenin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin veya kurumun kamusal niteliği ve tanınırlık düzeyi, sözlerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve ifadelerin maddi bir vakıa açıklaması mı yoksa tamamen bir değer yargısı mı olduğu kriterleri sırasıyla göz önünde bulundurulmalıdır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, değer yargısı niteliğindeki sert ifadelerin ispatının beklenemeyeceği ve bu ifadelerin siyasi veya toplumsal eleştiri özgürlüğünün temel bir parçası olduğu tereddütsüz kabul edilmektedir. Ayrıca, insanların günlük iletişiminin doğal bir parçası olan argo ifadelerin, ortada nedensiz ve keyfî bir kişisel saldırı olmadığı sürece otomatik olarak hukuk davası veya cezalandırma konusu yapılmaması gerektiği doktrin tanımları ve yargı kararlarıyla sabittir. Kamusal alanda kendisi de sert bir tartışma başlatan veya kamuoyuna yayın yapan kurumların, sıradan vatandaşlara kıyasla kendilerine yöneltilen tepkilere ve karşı eleştirilere karşı çok daha geniş bir hoşgörü gösterme ve tahammül etme yükümlülüğü bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun söz konusu sosyal medya paylaşımının hangi konjonktürde ve hangi bağlamda yapıldığını derinlemesine değerlendirmiştir. Davacı gazetenin milletvekillerini etnik ve dinî kökenleri üzerinden açıkça ayrıştıran, toplumun bir kesimi tarafından nefret söylemi ve ayrımcılık barındırdığı gerekçesiyle sivil toplum kuruluşlarınca dahi raporlanan haberinin, ciddi bir kamusal infiale ve tepkiye neden olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun da bu son derece tartışmalı habere karşı oldukça sert ve argo kelimeler içeren bir cümle kurarak tepki verdiği, kullanılan bu ifadelerin maddi bir olgunun ispatına yönelik olmaktan ziyade gazetenin savunduğu fikrin değersizliğini vurgulayan tamamen bir değer yargısı niteliği taşıdığı vurgulanmıştır.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun kullandığı dilin ve üslubun alaycı, sert, kaba ve muhatabı olan yayın kuruluşu açısından oldukça rahatsız edici olsa dahi, bunun kamu menfaatini yakından ilgilendiren politik bir tartışma silsilesi sırasında söylendiğine dikkat çekmiştir. Özellikle argo nitelikli ifadelerin, durup dururken söylenen, sebepsiz ve keyfî bir kişisel saldırı boyutuna ulaşmadığı müddetçe doğrudan idari veya yargısal yaptırım konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Başvurucunun, davacı gazetenin yayın politikasının kendisi açısından kabul edilemez olduğunu ifade etmek amacıyla toplumda yaygın kullanım alanına sahip bir kelimeyi tercih ettiği, siyasi ve toplumsal düşünce açıklamalarında kişilerin veya gazetecilerin kullanacağı dili belirlemenin mahkemelerin görevi olmadığı net bir biçimde ifade edilmiştir.

Kararda ayrıca, tüm bu tartışmayı başlatan tarafın bizzat davacı gazetenin kendisi olduğu, bu bağlamda kendi kışkırtıcı haberine yönelik kamuoyundan gelen eleştirilere karşı tahammül eşiğinin çok daha yüksek olması gerektiği üzerinde önemle durulmuştur. İstinaf mahkemesinin, Anayasa Mahkemesi tarafından titizlikle belirlenen bu dengeleme kriterlerini tamamen göz ardı ettiği, ifadeleri söylendiği bağlamından kopartarak sadece şekli bir şekilde değerlendirdiği ve yalnızca argo kelime kullanımından yola çıkarak ifade özgürlüğünü daraltan, bireyler üzerinde caydırıcı etki yaratacak bir yaklaşımla tazminata hükmettiği tespit edilmiştir. İfade özgürlüğü ile gazetenin kurumsal itibarı arasında kurulan dengenin, ifade hürriyeti aleyhine ve başvurucu zararına ölçüsüz bir şekilde bozulduğu saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Sosyal medyada argo kelime kullanarak bir kurumu eleştirmek tazminat sebebi midir? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, siyasi ve toplumsal tartışmalarda argo kullanımı otomatik olarak cezalandırılamaz veya doğrudan tazminat sebebi sayılamaz. Günlük iletişimin bir parçası olan argo ifadeler, ortada durup dururken söylenen nedensiz ve keyfî bir kişisel saldırı olmadığı sürece hukuki bir yaptırım konusu yapılmamalıdır. İfade özgürlüğü sadece hoşa giden fikirleri değil; şok edici, incitici ve rahatsız edici sözleri de güçlü bir şekilde koruma altına almaktadır.
Haber sitelerine ve gazetelere çok sert tepki göstermek suç mu? expand_more
Hayır, her sert tepki suç veya ihlal teşkil etmez. Hukuken, basın organlarının ve kamuoyuna yayın yapan kurumların eleştiriye tahammül eşiği sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksektir. Kamuoyunda infial yaratan veya tartışmalı haberler üreten kuruluşlar, kendi başlattıkları bu tartışmalara yönelik olarak vatandaşlardan gelen polemik içerikli ve sert eleştirilere katlanmakla yükümlüdür.
Kışkırtıcı haber yapan gazeteye ağır laf söylesem ceza alır mıyım? expand_more
Mahkemeler hakkınızda açılacak olası bir davada kullandığınız kelimeleri tek başına değil, sözlerin hangi bağlamda ve hangi konjonktürde söylendiğini incelemek zorundadır. Eğer karşı taraf toplumda infial yaratan, ayrımcılık veya nefret söylemi barındıran kışkırtıcı bir içerik paylaşmışsa, buna karşı gösterdiğiniz sert ve iğneleyici tepkiler ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilebilir. İfadelerin söylendiği bağlamdan kopartılarak sadece içindeki argo kelimeler üzerinden cezalandırılması hukuka aykırıdır.
Söylediğim sert eleştirilerin doğruluğunu ispatlamak zorunda mıyım? expand_more
Hukuken maddi bir olgu iddiası ile değer yargısı arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Eğer söylediğiniz sözler somut bir olayın ispatına yönelik değil de, doğrudan karşı tarafın eylemini veya haberini eleştiren, onun değersizliğini vurgulayan bir "değer yargısı" niteliğindeyse, bu ifadeleri ispatlamak zorunda değilsiniz. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında, değer yargılarının ispatlanmasının beklenemeyeceğini ve bunun eleştiri özgürlüğünün temel bir parçası olduğunu açıkça kabul etmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir