Anasayfa Karar Bülteni AYM | Rıza Dinç | BN. 2021/47792

Karar Bülteni

AYM Rıza Dinç BN. 2021/47792

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/47792
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sırf yasa dışı örgüte ait olmak yetmez.
  • Propaganda suçu için somut tehlike şarttır.
  • Terör örgütü tespiti kesinleşmiş kararla mümkündür.
  • Gerekçesiz müdahale ifade özgürlüğünü ihlal eder.

Bu karar, bir yayın organının sadece imtiyaz sahibi olmanın veya yasa dışı bir örgüte ait kabul edilen bir dergiyi çıkarmanın, tek başına terör örgütü propagandası suçunu oluşturmayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde derece mahkemelerinin detaylı, ilgili ve yeterli bir gerekçe sunması gerektiğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır. Mahkeme, dergi içeriğindeki hangi spesifik ifadelerin şiddeti meşru gösterdiğinin, övdüğünün veya şiddete teşvik ettiğinin derece mahkemelerince somut olarak gösterilmemesini hukuka ve anayasal haklara aykırı bulmuştur.

Emsal niteliğindeki bu karar, terör örgütü propagandası suçlamasıyla yargılanan basın mensupları, imtiyaz sahipleri ve yayıncılar açısından son derece kritik bir hukuki güvence sağlamaktadır. Bir oluşumun terör örgütü olarak kabul edilebilmesi için kesinleşmiş bir yargı kararına ihtiyaç duyulduğu prensibi pekiştirilmiş, bu tür davalarda sanığın kastının, bilincinin ve örgütün gerçek amacını bilip bilmediğinin mahkemeler tarafından titizlikle araştırılması gerektiği yerleşik bir içtihat hâline getirilmiştir. Bu doğrultuda karar, basın yoluyla işlendiği iddia edilen terör suçlarında yerel mahkemelerin matbu ve soyut gerekçelerden kaçınmasını zorunlu kılmış; eylemin yarattığı somut ve yakın tehlikeyi mutlaka derinlemesine tartışmasını emrederek ifade özgürlüğünün sınırlarını sağlam bir güvence altına almıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Rıza Dinç, 1994 yılında PRK/Rızgari adlı yasa dışı bir örgütün üyesi olduğu iddiasıyla yargılanmış ve "Sterka Rızgari" adlı derginin imtiyaz sahibi ile Komal Yayınevi'nin ortağı olması gerekçe gösterilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetmesi üzerine ülkemizde yeniden yargılama yapılmıştır. Bu kez Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesi, eylemlerin terör örgütü üyeliği değil, "terör örgütü propagandası yapma" suçunu oluşturduğunu belirterek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Başvurucu, sadece bir derginin imtiyaz sahibi olması nedeniyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ve on yıllardır süren yargılamanın makul süreyi aştığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun temel talebi, haksız cezalandırma işleminin iptal edilerek ihlalin ortadan kaldırılmasıdır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, temel olarak Anayasa'nın 26. maddesi kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa'nın 36. maddesi kapsamındaki adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı çerçevesinde ele almıştır. Yüksek mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, ifade özgürlüğüne yapılan herhangi bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için, kararı veren kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin hem ilgili hem de yeterli olması zorunludur.

Herhangi bir açıklamanın, yazının veya yayının sırf yasa dışı bir örgüte ait olması, o açıklamaya müdahale edilmesini ve cezai yaptırım uygulanmasını otomatik olarak haklı göstermez. Propaganda suçunun soyut bir tehlike suçu olarak kabul edilmesi nedeniyle, bu suç tipinin anayasal haklar üzerinde, özellikle de basın ve ifade hürriyeti üzerinde ağır bir baskı oluşturma potansiyeli son derece yüksektir. Bu sebeple, bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için somut olayın özgül koşullarında belirli oranda, yakın ve somut bir tehlikeye neden olduğunun mahkemelerce açıkça gösterilmesi gerekir.

Bununla birlikte, 5187 sayılı Basın Kanunu ve olay tarihinde yürürlükte olan 5680 sayılı mülga Basın Kanunu, basılı eserler yoluyla işlenen suçlarda cezai sorumluluğun kime ait olacağını, hiyerarşiyi ve sınırlarını detaylıca düzenlemektedir. Bu kurallar çerçevesinde, sadece imtiyaz sahibi olmanın suçlamaya yetmeyeceği, imtiyaz sahibinin hangi spesifik ödev ve sorumlulukları ihlal ettiği mahkemelerce net bir şekilde gerekçelendirilmelidir.

Son olarak ceza hukukunun temel ilkeleri gereği, Türk hukukuna göre bir oluşumun terör örgütü olarak tespiti ancak kesinleşmiş bir yargı kararıyla mümkündür. Bu kesinleşmiş karar, söz konusu oluşumun yasa dışı niteliğinin herkes tarafından bilinebilir hâle gelmesini sağlar. Faillerin örgütün amacını bildiğine dair 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30 uyarınca yapılacak hata ve kast değerlendirmesinde bu husus hayati bir önem taşımaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin başvurucuyu yalnızca sahibi olduğu dergide terör örgütü lehine yayın yapılması gerekçesiyle cezalandırmasını detaylı bir biçimde incelemiştir. Yapılan incelemede, derece mahkemesinin kararında derginin içeriğine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmadığı, dergide yer alan hangi ifadelerin terör örgütü propagandasını ne şekilde oluşturduğuna dair hiçbir tafsilatlı açıklama getirmediği saptanmıştır. İfadelerin şiddet ve tehdit yöntemlerini nasıl meşru gösterdiği veya övdüğü mahkeme gerekçesinde kesinlikle yer almamaktadır.

Mahkeme ayrıca, derginin imtiyaz sahibi olan başvurucunun hangi hukuki sebeplere ve kanuni yükümlülüklere dayanılarak dergideki içeriklerden kişisel olarak sorumlu tutulduğunun açıklanmadığını vurgulamıştır. Basın mevzuatı çerçevesinde başvurucunun sorumluluk sınırlarının tartışılmaması, kararın adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı bağlamında eksik kalmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra, başvurucunun propagandası yaptığı iddia edilen oluşumun suç tarihinde Türk hukukunda kesinleşmiş bir yargı kararıyla terör örgütü olarak kabul edilip edilmediği ortaya konulmamıştır. Derece mahkemesinin bu yapıyı bir terör örgütü olarak nitelemesine karşın, buna dayanak teşkil edecek kıyaslanabilir bir içtihat veya kesinleşmiş yargı kararı göstermemesi, eylemin mahiyetinin ve failin kastının tespitini imkânsız kılmıştır.

Bu ciddi eksiklikler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ikna edici bir biçimde gösteremediği ve gerekçenin anayasal standartlar bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı kesin olarak anlaşılmıştır. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ileri sürülen şikâyet ise yasal olarak öncelikle başvurulması gereken Tazminat Komisyonu başvuru yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından usulden kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: