Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2020/2679 E. | 2023/5667 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2020/2679 E. 2023/5667 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2020/2679
Karar No 2023/5667
Karar Tarihi 10.11.2023
Dava Türü İptal ve Tam Yargı
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Mobbing iddiası somut delillerle kanıtlanmak zorundadır.
  • İdarenin takdir yetkisi kamu yararıyla sınırlıdır.
  • Tazminat için uygun nedensellik bağı şarttır.
  • Soyut mobbing iddiaları manevi tazminat gerektirmez.

Bu karar, yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personelin görev süresinin uzatılmaması işlemlerinde idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ve mobbing (psikolojik taciz) iddialarına dayalı manevi tazminat taleplerinin ispat koşullarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, idarenin personel atama ve görev süresini uzatma konusundaki takdir yetkisinin, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda kullanıldığı sürece hukuka uygun kabul edileceğini teyit etmektedir. Memurun disiplin cezalarının bulunması ve kurum içi uyumsuzluklar, idarenin bu yöndeki takdir yetkisini olumsuz yönde kullanması için meşru bir idari zemin oluşturmaktadır.

Öte yandan karar, çalışma hayatında sıklıkla karşılaşılan mobbing iddialarının salt sözlü beyanlarla değil; somut, idari veya adli süreçlerden geçmiş, idarenin fiilleri ile ortaya çıkan sonuç arasında uygun nedensellik (illiyet) bağı kurulabilen kesin delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Benzer davalarda doğrudan emsal teşkil edecek bu yaklaşım, çalışma koşullarının ağırlaştırıldığı veya baskı gördüğü iddiasıyla yüksek miktarlı manevi tazminat talep eden kamu personelinin, bu iddialarını şüpheye yer bırakmayacak düzeyde kanıtlamakla yükümlü olduklarını göstermektedir. Uygulamada, herhangi bir resmi şikayete veya adli sürece konu edilmemiş soyut iddiaların, tazminat hukuku çerçevesinde hizmet kusuru olarak değerlendirilemeyeceği prensibinin altı bir kez daha kalın çizgilerle çizilmiş, idari yargıda mahkemelerin bu tür davalardaki ispat standardı pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir vakıf üniversitesinin Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi bünyesinde görev yapan akademisyen, görev süresinin idare tarafından uzatılmaması işlemi ile karşı karşıya kalmıştır. Davacı akademisyen, üniversitede çalıştığı son iki yıl boyunca yöneticileri tarafından kendisine sistematik olarak psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını, çalışma koşullarının kasten ağırlaştırıldığını ve görev yerinin sürekli değiştirildiğini iddia etmiştir. Bu süreçte yaşadığı baskılar nedeniyle psikolojik tedavi görmek zorunda kaldığını belirten davacı, hakkında haksız yere açılan disiplin soruşturmalarının da bulunduğunu öne sürmüştür. Bu gerekçelerle, görev süresinin uzatılmamasına ilişkin idari işlemin iptalini ve yaşadığı psikolojik yıpranma sebebiyle 200.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep ederek üniversiteye karşı iptal ve tam yargı davası açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kurallar, yükseköğretim personel rejimini düzenleyen mevzuat ile idare hukukunun kusur sorumluluğu ilkelerine dayanmaktadır. Davacının istihdam durumu, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir. Bu kanun uyarınca araştırma görevlilerinin ve diğer belirli süreli akademik personelin görev süresinin bitiminde yeniden atanıp atanmayacakları hususunda üniversite idarelerine belirli bir takdir yetkisi tanınmıştır.

İdare hukukunun yerleşik ilkeleri uyarınca, idareye tanınan bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir; mutlaka kamu yararı ve hizmet gerekleri amacıyla kullanılması zorunludur. Ancak personelin disiplin geçmişi, kurum içi uyumu, akademik performansı ve idari işleyişe olan katkısı gibi somut veriler, idarenin bu yetkiyi kamu yararına kullandığının temel göstergesi kabul edilmektedir. İdarenin, çalışma uyumunu bozan personeli yeniden atamaması, takdir yetkisinin meşru sınırları içerisinde kalmaktadır.

Tazminat hukuku bağlamında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu anayasal bir kuraldır. Fakat tam yargı (tazminat) davalarında idarenin sorumlu tutulabilmesi için ortada "hukuka aykırı bir idari işlem veya eylem", "ortaya çıkan somut bir maddi veya manevi zarar" ve en önemlisi bu ikisi arasında kurulan "uygun illiyet (nedensellik) bağı" şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir. İdare hukukunda mobbing (psikolojik taciz) iddialarında bu nedensellik bağının kurulabilmesi; idari eylemlerin süreklilik arz etmesi, kişiyi kasten yıldırma amacı taşıması ile bu durumun somut, hukuken geçerli delillerle ispatlanmasına bağlıdır. Salt soyut yakınmalar, çalışma hayatının olağan stresi veya idari işleyişten kaynaklanan zorluklar, manevi tazminat ödenmesini gerektiren ağır bir hizmet kusuru olarak nitelendirilemez. Bir eylemin mobbing sayılabilmesi için, uygulanan psikolojik şiddetin belgelerle ve somut tanıklarla, adli veya idari şikayet mekanizmaları ile teyit edilmiş olması hukuk düzeninin aradığı temel bir güvencedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi ve alt derece mahkemeleri, uyuşmazlığa konu olayda davacının iddialarını ve davalı idarenin işlemlerini kapsamlı bir hukuki incelemeye tabi tutmuştur. İlk derece mahkemesi aşamasında yapılan ayrıntılı tespitlerde, davacının görev süresinin uzatılmaması işleminin arka planında yatan nesnel nedenler tek tek irdelenmiştir. Davacının görev süresinin dolduğu 01.04.2018 tarihi itibarıyla hakkında verilmiş kesinleşmiş disiplin cezaları bulunduğu saptanmıştır. İlgili Anabilim Dalı Başkanının, davacının yaşadığı uyumsuzlukları ve çalışma ortamındaki sorunları gerekçe göstererek görev süresinin uzatılmaması yönünde idareye olumsuz görüş bildirdiği tespit edilmiştir. Davacı her ne kadar disiplin soruşturmalarının bir baskı ve yıldırma unsuru olarak kendisine karşı kötü niyetle kullanıldığını ileri sürse de, bu disiplin cezalarının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali için dava açıldığına dair dosyada hiçbir bilgi veya belgenin bulunmadığı, dolayısıyla bu cezaların hukuken geçerli ve kesinleşmiş olduğu vurgulanmıştır.

İdarenin, görev süresi sona eren akademik personeli yeniden atama konusunda sahip olduğu takdir yetkisini, kurumun çalışma düzeni, akademik verimlilik ve hizmet gereklerini gözeterek kamu yararına uygun şekilde kullandığı açıkça tespit edilmiştir. Dava dosyasında yer alan yüksek manevi tazminat talebine dayanak gösterilen mobbing iddiaları yönünden ise durum detaylıca incelenmiştir. Davacının mobbing şikayetlerinin idari süreçlerden geçmediği, herhangi bir adli veya disipliner şikayete konu edilmediği görülmüştür. Bu durum, iddia edilen hukuka aykırı eylemler ile davacının uğradığını öne sürdüğü manevi zarar ve psikolojik yıpranma arasında idare hukuku prensiplerine göre uygun nedensellik (illiyet) bağının kurulamamasına yol açmıştır.

Mahkeme, davacının karşı karşıya kaldığını iddia ettiği haksız olayların, soyut iddialar boyutunda kaldığını ve mevcut delil durumuna göre idarenin tazminat ödemesini gerektirecek ağırlıkta bir mobbing veya ağır hizmet kusuru sayılamayacağını belirterek davanın bütünüyle reddine hükmetmiştir. İstinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesi bu kararı usul ve hukuka uygun bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir. Danıştay 8. Dairesi, yapılan temyiz incelemesi sonucunda, alt derece mahkemesinin kararında hukuka, usule ve yerleşik içtihatlara herhangi bir aykırılık bulunmadığını saptamıştır. Temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar da kararın bozulmasını gerektirecek hukuki ve fiili nitelikte görülmemiştir.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, davanın reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: