Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2016/24415 E. 2020/5256 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Dairesi |
| Esas No | 2016/24415 |
| Karar No | 2020/5256 |
| Karar Tarihi | 18.11.2020 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma / Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Mobbing iddialarında ispat yükü her zaman davacıdadır.
- Mobbing için eylemlerin sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir.
- Görevlendirme işlemleri tek başına psikolojik taciz sayılamaz.
- Manevi tazminat için idari eylemle zarar arasında illiyet şarttır.
- Rutin idari tasarruflar keyfiyet ispatlanmadıkça mobbing oluşturmaz.
Bu karar, kamu kurumlarında görev yapan personelin, idari amirleri tarafından tesis edilen görevlendirme ve iş dağılımı gibi rutin idari işlemlerin hangi hukuki şartlar altında psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirilebileceğine dair son derece önemli ve belirleyici kriterler sunmaktadır. Danıştay, idarenin takdir yetkisi içinde kalan görevlendirme, nöbet yazımı veya çalışma usullerinin değiştirilmesi gibi yönetsel işlemlerin, tek başlarına mobbing eylemi olarak nitelendirilemeyeceğini açıkça vurgulamaktadır. İlgili eylemlerin mobbing sayılabilmesi için idare ajanlarının kasten, herhangi bir hukuki sebep bulunmaksızın ve tamamen keyfi bir biçimde davacıyı yıldırma veya manevi baskı kurma amacıyla hareket ettiklerinin somut, net ve kesin delillerle kanıtlanması gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi oldukça yüksek olan bu karar, uygulamada sıklıkla karşılaşılan kurum içi görev yeri veya görev biçimi değişikliklerine karşı açılan manevi tazminat davalarının sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Karar, kamu görevlilerinin karşılaştıkları her türlü hoşnutsuzluk verici görev değişikliğini veya amir tasarrufunu doğrudan bir manevi zarar veya psikolojik taciz gerekçesi yapmasının önüne geçmektedir. İspat yükünün davacıda olduğuna dair evrensel hukuk kuralını hatırlatan Danıştay, salt yargı kararıyla mevcut bir göreve atanmış olmanın veya idarenin kimi rutin dışı uygulamalarına maruz kalmanın, iddialar kesin delillerle desteklenmedikçe psikolojik taciz olarak nitelendirilemeyeceğini içtihat altına almıştır. Bu yaklaşım, idarenin işleyişini, hiyerarşik yapısını ve hizmetin sürdürülebilirliğini korurken, gerçek mobbing iddiaları ile idarenin olağan takdir yetkisinin ayrıştırılmasında temel bir referans noktası teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Suçlar Büro Amirliği bünyesinde komiser yardımcısı rütbesiyle görev yapmaktadır. Davacı, yargı kararıyla bu göreve atandıktan sonra idare tarafından şahsına yönelik kasıtlı olarak haksız ve yıldırıcı işlemler yapıldığını iddia etmiştir. Uyuşmazlığın temelinde, şubede diğer komiser yardımcıları bulunmasına rağmen sadece kendisine yaya devriye görevi yazılması, ekip aracı tahsis edilmeyerek uzak ilçelere yaya görevlendirilmesi ve görev tebliğlerinin usulsüz bir şekilde WhatsApp uygulaması üzerinden yapılması gibi iddialar yatmaktadır. Davacı, bu uygulamalarla idare tarafından bilinçli olarak dışlandığını, küçük düşürüldüğünü, saygınlığının zedelendiğini ve kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını ileri sürmektedir. Bu sistematik eylemler neticesinde büyük bir elem ve ızdırap duyduğunu belirten davacı, uğradığı manevi zararın telafisi amacıyla davalı kuruma karşı 50.000,00 TL tutarında manevi tazminat ödenmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken anayasal güvenceleri, idarenin hukuki sorumluluğunu ve psikolojik tacizin önlenmesine ilişkin temel idari düzenlemeleri esas almıştır. Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları hizmetleri yürütürken hukuka uygun hareket etmek zorundadır ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125 uyarınca kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu tazmin sorumluluğunun doğabilmesi için ortada maddi veya manevi bir zararın bulunması ve bu zararla idari faaliyet arasında doğrudan bir illiyet bağının (nedensellik bağının) kurulması hukuken zorunludur.
Uyuşmazlığın kalbinde yer alan mobbing iddialarının kavramsal ve hukuki değerlendirmesinde, 19/03/2012 tarih ve 27879 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi ("İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi") hükümleri dikkate alınmıştır. Söz konusu Genelge, işyerlerinde psikolojik tacizi; "kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması ve yıldırılması" şeklinde tanımlamakta ve bu durumun önlenmesini çalışma barışı açısından elzem kabul etmektedir.
Yerleşik idare hukuku ve içtihat prensipleri doğrultusunda manevi tazminat, kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyduğu acı, sarsıntı ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesini amaçlayan bir manevi tatmin aracıdır. Doktrin ve yargısal kararlarda mobbingin (psikolojik tacizin) gerçekleştiğinin hukuken kabulü için eylemlerin sistemli, sürekli ve kasıtlı olarak gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Hukukun genel ilkeleri gereği, bu tür sistemli davranışlara ve manevi baskıya maruz kalındığını ispat yükü her zaman iddia edenin, yani davacının üzerindedir. İdare ajanlarının her türlü eylemi, somut delillerle kanıtlanmadığı sürece peşinen psikolojik taciz olarak nitelendirilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 5. Dairesi, davacının maruz kaldığını iddia ettiği görevlendirme işlemlerini detaylı olarak incelemiş ve bu eylemlerin hukuki niteliği ile mobbing kavramı arasındaki ilişkiyi etraflıca değerlendirmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacıya yaya devriye görevi verilmesi, kendisine araç tahsis edilmemesi, uzak ilçelere gönderilmesi ve görevlendirmelerin resmi usuller dışında yapılması gibi nedenlerle davacının kurum içinde küçümsendiğine, dışlandığına ve yıldırılmaya çalışıldığına kanaat getirerek 1.000,00 TL manevi tazminata hükmetmişti.
Ancak Danıştay, idarenin personel planlaması çerçevesinde tesis ettiği görevlendirme işlemlerinin idari yargının hukuki denetimine tabi idari işlemler olduğunu ve salt hukuka aykırı olmaları halinde iptal davasına konu edilebileceklerini belirtmiştir. Daireye göre, idarenin kurum içindeki hizmetin yürütülmesine ilişkin tasarrufları ve personel görevlendirmeleri kural olarak idarenin takdir yetkisi kapsamındadır. Davacı hakkında tesis edilen bu görevlendirmelerin, sırf yargı kararıyla atanmış olması nedeniyle kasten, herhangi bir hukuki ve fiili sebep bulunmaksızın, tamamen keyfi bir şekilde ve bir manevi baskı (mobbing) aracı olarak tesis edildiğini ispatlayacak somut, kesin ve şüpheden uzak deliller dava dosyasında ortaya konulamamıştır. Davacının sistematik, sürekli ve kasıtlı bir psikolojik tacize uğradığı yönündeki ağır iddiası, hukuken kabul edilebilir düzeyde ispatlanamamıştır.
Bu doğrultuda, idare tarafından gerçekleştirilen söz konusu idari tasarrufların ve görevlendirme işlemlerinin mobbing kapsamında değerlendirilemeyeceği, idarenin hizmet gerekleri doğrultusunda sahip olduğu takdir yetkisi sınırlarında kaldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla davacının manevi tazminat talebinin haklı bir temele dayanmadığı saptanmış, İdare Mahkemesinin tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vermesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, manevi tazminat isteminin 1.000 TL'sinin kabulüne ilişkin hüküm fıkrasını bozmuştur, manevi tazminat isteminin 49.000 TL'sinin reddine ilişkin hüküm fıkrasını ise onamıştır.