Karar Bülteni
DANIŞTAY 4. Daire 2023/9353 E. 2023/7327 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 4. Daire |
| Esas No | 2023/9353 |
| Karar No | 2023/7327 |
| Karar Tarihi | 25.12.2023 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Karar Verilmesine Yer Olmadığına |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İptal davasına konu işlemin kaldırılması davayı konusuz bırakır.
- Konusu kalmayan davalarda esastan inceleme yapılamaz.
- Davanın açılmasına sebebiyet veren idare yargılama giderlerinden sorumludur.
Bu karar, idari yargılamada iptali istenen bir düzenleyici işlemin, yargılama süreci henüz devam ederken işlemi tesis eden idare tarafından kendi inisiyatifiyle yürürlükten kaldırılması durumunda ortaya çıkan hukuki sonucu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Danıştay, idarenin kendi işlemini geri alması veya tümüyle yürürlükten kaldırması halinde ortada hukuka uygunluğu denetlenecek aktif bir işlem kalmadığını, dolayısıyla davanın konusuz kaldığını belirtmiştir. Bu bağlamda, konusuz kalan dava hakkında mahkemelerin esastan bir inceleme yapamayacağı ve uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiği kesin olarak ifade edilmiştir. Ayrıca, davanın açılmasına davalı idarenin tesis ettiği ve sonradan kaldırdığı hatalı veya geçersiz işlemin sebebiyet verdiği dikkate alınarak, yargılama masraflarının vatandaşın değil idarenin üzerinde bırakılması kuralı pekiştirilmiştir.
Benzer iptal davalarında bu karar, idarenin dava sürecinde hatalı, gereksiz veya uygulanamaz bulduğu idari düzenlemeleri geri alması durumunda idari yargı mercilerinin nasıl bir yol izleyeceğine dair önemli bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle koronavirüs pandemisi gibi olağanüstü ve değişken dönemlerde acil olarak alınan ve sonrasında hızla değiştirilen veya kaldırılan idari kolluk tedbirlerine yönelik davalarda, yargı ve usul ekonomisi ilkelerinin nasıl işletileceğini göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Karşı oy gerekçesinde yer alan, idari işlemlerin kaldırılana kadar geçen sürede geçmişe dönük hukuki sonuçlar doğurmaya devam ettiği yönündeki görüş ise, idare hukukunda idari işlemlerin zaman bakımından uygulanmasına ve geriye dönük mağduriyetlerin giderilmesine dair süregelen doktriner tartışmalara derinlik katmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir vatandaş tarafından İçişleri Bakanlığına karşı açılan iptal davasından kaynaklanmaktadır. Olayın temelinde, koronavirüs pandemisi sürecinde İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan 20 Ağustos 2021 tarihli "Bazı Faaliyetler İçin PCR Testi Zorunluluğu" konulu genelge yatmaktadır. Davacı vatandaş, aşı ve PCR testi gibi bireyin vücut bütünlüğünü ilgilendiren tıbbi zorunlulukların ancak kanunla getirilebileceğini, bir idari genelge ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılamayacağını öne sürmüştür. Ayrıca bu uygulamanın çalışma hayatında mobbing ve kaosa neden olacağını iddia ederek söz konusu genelgenin iptal edilmesini talep etmiştir. Bakanlık ise bu uygulamanın toplum sağlığını korumak adına Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda, salgının yayılmasını engellemek amacıyla alındığını ve yasal dayanağının bulunduğunu savunmuştur. Özetle dava, pandemi döneminde idari yolla getirilen PCR testi zorunluluğunun hukuka ve temel haklara uygun olup olmadığı noktasında toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde idare hukukunun temel prensipleri, idari yargılama usul kuralları ve halk sağlığına ilişkin kanuni düzenlemeler dikkate alınmıştır. Öncelikle, kamu sağlığının korunmasına yönelik tedbirler açısından 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu temel dayanak olarak öne çıkmaktadır. Bu Kanun'un 27. maddesi, umumi hıfzıssıhha meclislerine mahalli sağlık durumunu iyileştirmek, mevcut sakıncaları gidermek ve salgın hastalıklarla mücadele etmek için gerekli her türlü tedbiri alma yetkisi vermiştir. Aynı Kanun'un 72. maddesi ise bulaşıcı ve salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla alınabilecek spesifik idari tedbirleri düzenlemektedir.
Anayasal boyutta ise, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi devreye girmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13 uyarınca, temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. İdare, kamu düzenini ve sağlığını korumak amacıyla önleyici idari kolluk yetkilerini kullanırken Anayasal ilkelere, kanunilik ilkesine ve normlar hiyerarşisine mutlak surette uymak zorundadır.
Usul hukuku açısından davanın kaderini belirleyen asıl kural ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde şekillenen "davasız kalma" veya "konusuz kalma" müessesesidir. Bir idari işlemin iptali istemiyle dava açıldıktan sonra, dava konusu edilen söz konusu işlem idare tarafından yürürlükten kaldırılır veya tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte geri alınırsa, ortada mahkemece iptal edilecek hukuki bir tasarruf kalmaz. İdari yargılama hukukunda yerleşik içtihatlara göre, sonradan tesis edilen yeni bir idari işlemle dava konusu işlemin hukuk aleminden silinmesi durumunda, mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapmasına ve karar vermesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu tür durumlarda yargı mercileri, davanın konusuz kaldığını tespit ederek esasa girmeden uyuşmazlığı sonlandırır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 4. Dairesi tarafından yapılan incelemede, davanın konusunu oluşturan İçişleri Bakanlığının 20 Ağustos 2021 tarihli ve 13441 sayılı "Bazı Faaliyetler İçin PCR Testi Zorunluluğu" konulu genelgesinin hukuki durumu ve idari süreçteki akıbeti detaylıca değerlendirilmiştir. Yargılama süreci henüz devam ederken, davalı İçişleri Bakanlığının 15 Ocak 2022 tarihli ve 22954 sayılı yeni bir genelge yayımladığı, "PCR Testi Zorunluluğu" konulu bu yeni genelge ile iptali istenen dava konusu önceki genelgeyi tüm hükümleriyle birlikte uygulamadan kaldırdığı Mahkeme heyeti tarafından açıkça tespit edilmiştir.
Mahkeme, idari yargılama hukukunun doğası gereği, bir düzenleyici işlemin iptali talebiyle açılan davalarda, söz konusu işlemin idarece kendiliğinden yürürlükten kaldırılması halinde ortada denetimi yapılacak ve hüküm kurulacak aktif bir hukuki tasarruf kalmadığını belirtmiştir. İptal davasının temel amacı, hukuka aykırı olduğu iddia edilen idari işlemin hukuk aleminden geçmişe etkili olarak silinmesidir. İdare bunu yayımladığı yeni bir işlemle kendiliğinden gerçekleştirdiğinde, mahkemenin esasa girerek işlemin Anayasa'ya, kanunlara veya hukuka uygunluk denetimini yapmasında hukuki bir yarar ve pratik bir sonuç kalmamaktadır. Dolayısıyla, davacının Anayasa'ya aykırılık, yetki, şekil, konu ve amaç unsurları yönünden ileri sürdüğü esasa ilişkin iddiaların bu aşamada incelenmesine imkan bulunmadığı vurgulanmıştır.
Öte yandan, Danıştay 4. Dairesi her ne kadar dava konusuz kalmış olsa da, yargılama giderlerinin kimin üzerinde bırakılacağı hususunu da karara bağlamıştır. Vatandaşın dava açtığı tarihte işlemin yürürlükte olduğu ve davacının hukuki yollara başvurmakta haklı bir gerekçesinin bulunduğu dikkate alınmıştır. İdarenin dava açıldıktan sonra işlemi ortadan kaldırması, davanın açılmasına bizzat davalı idarenin sebebiyet verdiği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle, hakkaniyet ve usul kuralları uyarınca mahkeme masraflarının, posta giderlerinin ve davacı lehine doğan vekalet ücretinin işlemi tesis eden davalı İçişleri Bakanlığından tahsil edilmesi gerektiği yönünde tespitte bulunulmuştur.
Sonuç olarak Danıştay 4. Dairesi, dava konusu genelgenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle davanın konusuz kaldığını belirterek esastan karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar vermiştir.