Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2024/3025 E. 2024/4806 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2024/3025 |
| Karar No | 2024/4806 |
| Karar Tarihi | 15.10.2024 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı Davası |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdarenin atama işlemlerinde takdir yetkisi bulunmaktadır.
- Takdir yetkisi kamu yararı sınırları içinde kullanılmalıdır.
- Bozmaya uyulan kararlar uygunluk yönünden temyizen incelenir.
- Kanıtlanamayan mobbing iddiaları iptal sebebi oluşturmaz.
Bu karar hukuken, üst düzey kamu görevlilerinin, özellikle daire başkanı pozisyonunda bulunan bürokratların, görevden alınarak durumlarına, liyakatlerine ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun uzman kadrolarına atanmalarında idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ve bu yetkinin yargısal denetiminin kapsamını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, idarenin kamu hizmetlerinin kesintisiz, etkin, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğunu, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi aşamasında atama yetkisini kullanırken kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda hareket ettiğine dair güçlü bir karine bulunduğunu göstermektedir. Bu karinenin aksinin, yani idareye tanınan takdir yetkisinin keyfi, kin, garez veya kişisel husumet saikiyle kullanıldığının iddia edilmesi durumunda, bu iddiaların davacı tarafından her türlü şüpheden uzak, somut, hukuken geçerli bilgi ve belgelerle ispatlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Davacının iddialarının soyut ve mesnetsiz kalması halinde, idari işlemin hukuka ve mevzuata uygun kabul edileceği yargı içtihatlarıyla teyit edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle devlet memurları mevzuatı kapsamında üst düzey yönetici pozisyonunda bulunan personelin görevden alınması ve yer değiştirme işlemlerine karşı açılan davalarda, idare lehine geniş bir takdir marjı tanıyan istikrar kazanmış ve yerleşik hale gelmiş içtihatların devamı niteliğini taşımaktadır. Ayrıca usul hukuku ve yargılama süreci bakımından, Danıştay'ın bozma kararına tam bir uygunluk göstererek uyan Bölge İdare Mahkemesi kararlarının yeniden temyiz edilmesi halinde, yeni temyiz incelemesinin sadece ve münhasıran ilk bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılabileceğini bir kez daha teyit etmesiyle, kanun yollarının sınırlarını kati surette netleştirmekte ve yargılamanın usuli güvencelerini güçlü bir biçimde korumaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde Genel Müdürlükte Daire Başkanı sıfatıyla üst düzey kamu görevlisi olarak uzun süredir görev yapmakta olan davacının, idari bir tasarrufla bu görevinden alınarak Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı emrine uzman kadrosuyla atanması işlemi üzerine patlak vermiştir. Davacı, söz konusu görevden alınma işlemini gerektirecek herhangi bir mesleki başarısızlığının, disiplin cezasının veya görevde yetersizliğinin davalı idare tarafından somut olarak tespit edilmediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, çalışma süreci boyunca kendisine amirleri tarafından sürekli ve sistematik olarak mobbing (psikolojik taciz ve yıldırma politikası) uygulandığını, atama işleminin de bu baskı sürecinin bir parçası olarak haksız bir biçimde tesis edildiğini iddia ederek söz konusu atama işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini talep etmiştir.
Davacı taraf, haksız yere görevden alındığına olan inancıyla ve bu idari işlem neticesinde özlük haklarında ve maddi durumunda ciddi bir kayba uğradığını belirterek, haksız atama işleminin tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilmesini istemiştir. Bununla birlikte, görevden alınma işlemi nedeniyle makam tazminatı ve diğer ek ödemelerden mahrum bırakılarak yoksun kaldığı tüm maaş farkları ile diğer parasal haklarının, işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte kendisine iade edilerek ödenmesi talebiyle, görev yaptığı davalı kuruma, yani Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına karşı idari yargıda iptal ve tam yargı davası açma yoluna gitmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının ve ilkelerinin başında, idarenin kamu görevlilerini atama, görevden alma ve görev yerlerini değiştirme konusundaki sahip olduğu geniş takdir yetkisi gelmektedir. Bilindiği üzere, kamu personeli mevzuatı hükümleri uyarınca, kamu görevlilerinin, özellikle hiyerarşik olarak üst kademelerde yer alan yöneticilerin görev yerlerinin veya unvanlarının değiştirilmesinde, idari mekanizmanın etkinliğini sağlama gayesiyle idarelere oldukça geniş bir takdir alanı tanınmıştır. Ancak, idare hukukunun evrensel ve yerleşik içtihat prensipleri gereğince, devlete tanınan bu takdir yetkisi hiçbir zaman mutlak, sınırsız ve keyfi bir nitelik taşımaz. İdareler, kendilerine kanunlarla tevdi edilen bu takdir yetkilerini kullanırken, her zaman ve mutlaka objektif sınırlar içinde kalmak, işlemin maksat unsuru bakımından daima kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içerisinde hareket etmek mecburiyetindedirler. Bir idari işlemin, salt yetki sahibi idare tarafından tesis edilmiş olması onu tek başına hukuka uygun kılmaz; işlemin kamu hizmetinin daha iyi, daha verimli ve kesintisiz yürümesi gayesine dayanması zorunlu bir şarttır.
Uyuşmazlığın usul hukuku yönünden incelenmesinde ve yargılama sürecinin şekillenmesinde ise doğrudan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.49 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.50 hükümleri uygulama alanı bulmuştur. Bahsi geçen 2577 sayılı Kanun m.49, bölge idare mahkemesi kararlarının Danıştay tarafından hangi istisnai ve kanuni hallerde bozulabileceğini ayrıntılı olarak düzenlemektedir. Bunun yanı sıra, uyuşmazlığın düğüm noktasını oluşturan temel usul kuralı, 2577 sayılı Kanun m.50/4 fıkrasında yer almaktadır. Bu kurala göre, Danıştay'ın bozma kararına ilk derece veya istinaf mahkemesince uyulduğu takdirde, bu yeni kararın tekrar temyiz edilmesi durumunda, Danıştay'ın yapacağı temyiz incelemesi artık davanın tüm esasına yönelik olamaz; bu inceleme yalnızca ve münhasıran mahkemenin ilk bozma kararına uygun davranıp davranmadığı ile sınırlı olarak yapılabileceği kesin bir şekilde kurala bağlanmıştır.
Bu katı hukuki çerçevede, Danıştay'ın daha önce verdiği bozma kararına uyularak verilen kararlarda, yüksek mahkemenin önündeki hukuki inceleme ve denetim alanı oldukça daralmakta ve sadece verilen yeni kararın bozma gerekçelerine, çizilen sınırlara ve işaret edilen hukuki yönlendirmelere sadık kalıp kalmadığı titizlikle denetlenmektedir. Atama ve nakil işlemlerine yönelik uyuşmazlıklarda ortaya atılan iddialarda ise, idari işlemin kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında tamamen başka bir amaçla tesis edildiğine dair iddiaların ispat külfeti davacıya aittir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi heyeti tarafından dosya üzerinde ve temyiz dilekçesinde belirtilen iddialar kapsamında yapılan detaylı incelemede, öncelikle davanın usuli bir safhasına dikkat çekilmiş ve usuli bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çerçevede, temyize konu edilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince verilen kararın, uyuşmazlığın daha önceki aşamasında bizzat Danıştay İkinci Dairesinin bozma kararına aynen ve eksiksiz bir biçimde uyularak tesis edildiği açıkça tespit edilmiştir. İdari yargılama usul hukukunu şekillendiren temel kurallar gereğince, üst mahkemenin bozma ilamına uyularak verilen kararların yeniden temyiz edilmesi durumunda, yapılacak yeni temyiz incelemesinin sadece mahkemenin bozma kararına uygun bir hüküm kurup kurmadığı yönünden yapılabileceğinden, temyize konu kararda usul, yasa ve hukuka aykırı herhangi bir yön bulunmadığı kesin olarak saptanmıştır.
Davanın esası yönünden yapılan hukuki değerlendirmede ise, davalı idarenin, yani Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, ilgili mevzuat uyarınca atama, görevden alma ve yer değiştirme konularında sahip olduğu geniş takdir yetkisini kamu yararına ve idari hizmetlerin gereklerine aykırı kullandığına dair dava dosyasında somut, inandırıcı ve hukuken geçerli hiçbir bilgi veya belgenin bulunmadığı özel olarak vurgulanmıştır. Daire başkanı gibi idari yapıda kilit ve yönetsel bir görevde bulunan davacının, devletteki geçmiş hizmetleri, idari tecrübesi ve yürütülen görevin hassas niteliği göz önünde bulundurularak, hizmetin daha etkin, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesini tesis etmek amacıyla, önceki asli görevi olan uzman kadrosuna atanması işleminde mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir. İdarenin bu değişikliği hizmetin verimini artırmak için bir gereklilik olarak gördüğü değerlendirilmiştir.
Davacı taraf dava dilekçesinde ve temyiz aşamasında her ne kadar kurum içinde kendisine yöneticileri tarafından psikolojik baskı ve mobbing uygulandığını, bu işlemin tesis edildiğini ve görevinde başarısız veya liyakatsiz olduğuna dair hiçbir somut idari tespit ya da soruşturma bulunmadığını iddia etmişse de, mahkeme heyeti bu argümanları yeterli bulmamıştır. Davacının mobbing ve haksız atama iddiaları, idari işlemin iptalini gerektirecek nitelikte güçlü, hukuki ve somut kanıtlarla desteklenememiştir. İdarenin, özellikle üst düzey yöneticilerle çalışma, takım kurma ve kurumun hedeflerine ulaşması konusunda sahip olduğu kanuni takdir yetkisi kapsamında, idari hizmetlerin sürekliliği ve verimliliği ilkesini gözeterek kamu yararı gayesiyle hareket ettiği kanaatine tereddütsüz bir biçimde varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, idarenin atama işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacının temyiz isteminin reddine ve Bölge İdare Mahkemesi kararının onanmasına yönünde karar vermiştir.