Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdülkerim Ziya Söyler | BN. 2021/19551

Karar Bülteni

AYM Abdülkerim Ziya Söyler BN. 2021/19551

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/19551
Karar Tarihi 04.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkemeye erişim hakkı ölçüsüz sınırlandırılamaz.
  • Davanın esası usul kuralları gözetilerek değerlendirilmelidir.
  • Değişen olgulara dayalı talepler esastan incelenmelidir.
  • Kişilere kusuru olmadan orantısız yük yüklenemez.

Bu karar, infaz aşamasında olan hükümlülerin yasal temsilci atama süreçlerinde yaşadıkları gecikmelerin, avukata ve yargı mercilerine erişim haklarına etkisini göstermesi bakımından son derece kıymetlidir. Anayasa Mahkemesi, idarenin ve derece mahkemelerinin salt usul ekonomisi gerekçesiyle başvuruları şeklen reddetmesinin veya "karar verilmesine yer olmadığına" dair karar kurmasının, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyebileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar, aynı uyuşmazlığın tekrar yargı önüne getirilmesini engellemeye yönelik kuralın, yeni olgular ve ağırlaşan mağduriyetler söz konusu olduğunda katı bir şekilde uygulanamayacağını vurgulamaktadır.

Benzer uyuşmazlıklardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu hüküm özellikle infaz hâkimlikleri için yön gösterici bir nitelik taşımaktadır. İnfaz hâkimliklerinin, hükümlülerin haklı ve güncel taleplerini değerlendirirken yalnızca önceki kararlara atıf yaparak dosyayı usulden reddetmemesi gerektiği, süregelen veya değişen durumların ayrıntılı şekilde incelenmesinin anayasal bir zorunluluk olduğu tespit edilmiştir. Uygulamada, ceza infaz kurumlarında yasal süreçleri idare dışı sebeplerle geciken bireylerin savunma ve mahkemeye erişim hakkı mahrumiyeti yaşamalarının önüne geçilmesi adına bu yaklaşım kritik bir güvence sağlayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, cezaevinde hükümlü olarak bulunan başvurucunun, henüz kendisine vasi atanmadığı bir dönemde, vekâletnamesi olmayan eski avukatıyla görüşme talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, hapis cezası kesinleştikten sonra vasi atama işlemlerinin başlatıldığını, ancak aylar geçmesine rağmen işlemlerin tamamlanmadığını belirtmiştir. Bireysel başvuru yollarını kullanabilmek için avukatıyla acilen görüşmesi gerektiğini ifade ederek infaz hâkimliğine başvurmuştur. İlk talebi, vekâletnamesiz avukatla görüşme sınırının dolduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Aradan geçen süreye rağmen vasi atanamaması nedeniyle mağduriyetinin sürdüğünü belirterek yeniden başvurduğunda ise infaz hâkimliği, aynı konuda daha önce karar verildiğini belirterek yeni talebin esasını hiç incelememiş ve karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Başvurucu, talebinin esastan incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkını engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önündeki uyuşmazlığı incelerken Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkını temel almıştır. Mahkemeye erişim hakkı, hak arama hürriyetinin en temel unsuru olup bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesini ve etkili bir şekilde karara bağlanmasını güvence altına alır. Bu hak mutlak olmayıp sınırlandırılabilir niteliktedir. Ancak getirilecek her türlü sınırlandırmanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine uygun olması zorunludur.

Söz konusu müdahalenin temelini oluşturan 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu m. 6 uyarınca, mükerrer başvuruların engellenmesi ve usul ekonomisinin sağlanması hukuken meşru bir amaç kabul edilmektedir. Buna karşın, dava hakkının usul kurallarına bağlanması kamu yararına hizmet etse de bu kuralların uygulanış biçiminin bireylere aşırı ve orantısız bir külfet yüklememesi gerekir.

Uyuşmazlığın temelinde yatan bir diğer husus ise avukatlık sözleşmesinin sona ermesidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarına göre, ceza yargılamasında kurulan vekâlet ilişkisi kural olarak hükmün kesinleşmesi ile sona ermektedir. Hükümlü statüsüne geçen ve bir yıldan uzun süreli hapis cezası alan bir kişinin yeniden bir vekâlet ilişkisi kurabilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca kendisine bir vasi atanması ve yeni sözleşmenin vasi tarafından onaylanması şarttır. Ancak idarenin ve mahkemelerin, bu kanuni sürecin kendi olağan işleyişindeki gecikmeleri göz ardı ederek usuli ret kararları vermesinin ölçülülük testinden geçmesi gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken infaz hâkimliğinin kararının ölçülülük ilkesinin "orantılılık" alt başlığı bakımından sorunlu olduğuna dikkat çekmiştir. Başvurucu, infaz hâkimliğine yaptığı ilk talebinde iki aydır vasilik işlemlerinin bitirilmediğini belirtmiş, Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapabilmek için avukatı ile derhâl görüşmesi gerektiğini vurgulamıştır. Daha sonra yaptığı ikinci başvurusunda ise, aradan dört ay geçmesine rağmen vasilik atamasının hâlâ gerçekleşmediğinden şikâyet etmiş ve mağduriyetinin artarak devam ettiğini açıkça ortaya koymuştur.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun infaz hâkimliği önüne taşıdığı her iki talebin birbiriyle birebir aynı olmadığını saptamıştır. İkinci talep, hükmün kesinleşmesinden aylar sonra dahi idari ve yargısal süreçlerdeki gecikmeler sebebiyle vasilik işlemlerinin sonuçlanmaması gibi yeni ve hak arama hürriyetini kısıtlayan ağırlaştırıcı bir olguya dayanmaktadır. İnfaz hâkimliğinin, vasilik işlemlerinin hangi aşamada olduğunu, bu gecikmenin neden kaynaklandığını ve bu durumun başvurucunun üst yargı yollarını kullanmasını ne şekilde etkilediğini araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bireysel başvuruların sıkı hak düşürücü sürelere tabi olduğu ve uluslararası mahkemelere yapılacak başvurularda mesleki hukuki desteğin elzem olduğu göz önüne alındığında, başvurucunun avukata erişim ihtiyacının aciliyeti tartışmasızdır.

İnfaz hâkimliğinin, farklı maddi olgulara dayanan ve geçen süreyle değişen şikâyet konusunu hiç değerlendirmeden, salt şeklî bir yaklaşımla "karar verilmesine yer olmadığına" hükmetmesi, başvurucuyu hiçbir kişisel kusuru olmayan bir süreçten dolayı orantısız bir külfete katlanmak zorunda bırakmıştır. Bu katı usul yaklaşımı, uyuşmazlığın esasının incelenmesini peşinen engelleyerek başvurucunun hukuki destek alabilme imkânını bütünüyle ortadan kaldırmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, infaz hâkimliğine yapılan talebin esasının değerlendirilmemesi suretiyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: