Anasayfa Karar Bülteni AYM | Türker Bayal | BN. 2021/24988

Karar Bülteni

AYM Türker Bayal BN. 2021/24988

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/24988
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme hakkı uyuşmazlığın esastan çözülmesini zorunlu kılar.
  • Esasa girilmeksizin verilen ret kararları hak ihlalidir.
  • Esastan incelemeyi yasaklayan kanunlar karar hakkını zedeler.

Bu karar hukuken, mahkemeye erişim hakkının bir alt unsuru olan karar hakkının yalnızca şeklî bir karar verilmesiyle değil, tarafların esaslı iddialarının bütünüyle incelenip değerlendirilmesiyle sağlandığı anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin eylem ve işlemleri nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, mahkemelerin salt kanuni bir engele dayanarak uyuşmazlığın esasını çözmekten kaçınmasının adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediğini vurgulamıştır. Özellikle sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kanun hükümlerine dayanılarak verilen esasa girmeme kararları, bireylerin hak arama hürriyetini ve karar hakkını tamamen anlamsız kılmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, Olağanüstü Hâl (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla görevine iade edilen kamu görevlilerinin manevi tazminat taleplerinin önünü açan oldukça kritik bir içtihattır. Karar, kanun koyucunun dava yolunu kapatan veya tazminat hakkını yasaklayan yasal düzenlemelerinin Anayasa'ya aykırılığı saptandığında, mahkemelerin bu kısıtlamalara dayanarak davanın reddine karar veremeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamada, haksız ihraç süreci yaşayıp göreve iade edilen ancak tazminat hakları kanunla sınırlandırıldığı için mağduriyet yaşayan binlerce kişinin devam eden veya yeni açılacak davaları için bağlayıcı temel bir emsal teşkil etmektedir. Artık idare mahkemeleri, bu tür tazminat davalarında yasal engeli gerekçe göstererek davayı doğrudan reddetmek yerine uyuşmazlığın esasına girerek kişinin gerçek bir manevi zararı doğup doğmadığını titizlikle incelemek zorundadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, öğretmen olarak görev yaparken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilmiş, daha sonra Olağanüstü Hâl (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla görevine iade edilmiştir. Başvurucu, haksız yere görevinden uzak kaldığı bu süreçte yaşadığı manevi zararların tazmin edilmesi amacıyla idareye başvurmuştur. İdarenin bu talebi reddetmesi üzerine başvurucu, idare mahkemesinde idari işlemin iptali ve manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesi, ilgili kanunda yer alan "kamu görevinden çıkarılmalardan dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunulamaz" şeklindeki yasal hükmü gerekçe göstererek davanın esasına girmeden ret kararı vermiştir. İstinaf aşamasında da bu karar onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, açtığı manevi tazminat davasının esası incelenmeden ve ileri sürdüğü haklı iddiaları değerlendirilmeden doğrudan reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve bu hakkın içindeki karar hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve bu hakkın ayrılmaz bir teminatı olan karar hakkına dayanmıştır. Mahkeme hakkı; bireylerin uyuşmazlıkları mahkeme önüne götürebilmesini, iddia ve savunmaların esastan incelenerek karara bağlanmasını ve verilen kararın icra edilmesini kapsamaktadır. Karar hakkı, tarafların sadece şeklî bir mahkeme ilamı elde etmesini değil, davanın asıl açılış amacına uygun olarak uyuşmazlığın esasına dair bağlayıcı ve tatmin edici bir hukuki sonuç elde etmesini güvence altına almaktadır.

Somut uyuşmazlığın temel dayanağını oluşturan ve davaların reddine gerekçe yapılan 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun m. 10 hükmünde, göreve iade edilenlerin tazminat talep edemeyeceği düzenlenmiştir. Ancak bu hükmün Anayasa'ya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce norm denetimi yoluyla incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, Anayasa m. 40 ile güvence altına alınan etkili başvuru hakkına atıf yaparak idarenin hukuka aykırı işlemleri nedeniyle zarara uğrayan kişilere dava açma imkânı verilmemesinin anayasal güvencelerle bağdaşmadığına hükmetmiş ve 7075 sayılı Kanun m. 10'un tazminat talebini tamamen engelleyen ilgili fıkrasını iptal etmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bir davanın esasına girilmesini ve uyuşmazlığın çözülmesini yasaklayan kanuni düzenlemeler, adil yargılanma hakkının özünü doğrudan zedelemektedir. Mahkemelerin, uyuşmazlıkları yasal bir engele dayanarak esasa girmeksizin reddetmesi, adil yargılanma güvencelerinin işlevsiz kalmasına neden olur. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, bireylerin tazminat hakkını peşinen ortadan kaldıran ve yargı merciinin esasa dair bir inceleme yapmasını engelleyen yasal kısıtlamaların, karar hakkını açıkça ihlal ettiğini kabul etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun görevine iade edilmesi sonrası idareye karşı açtığı manevi tazminat davasının derece mahkemelerince nasıl ele alındığını titizlikle incelemiştir. Başvurucunun haksız yere görevden uzak kaldığı dönem için talep ettiği tazminat, idare mahkemesi tarafından 7075 sayılı Kanun m. 10'da yer alan "tazminat talebinde bulunulamaz" şeklindeki yasal yasağa dayanılarak esasa girilmeksizin doğrudan reddedilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, söz konusu norm denetimi kararıyla bu yasal engeli Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş ve idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle oluşan zararların yargı yoluyla talep edilebilmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.

Somut olayda derece mahkemesi, başvurucunun öznel durumuna, olayların gelişimine ve uğradığı iddia edilen manevi zararın niteliğine dair herhangi bir fiilî veya hukuki değerlendirme yapmamıştır. İdare mahkemesi, uyuşmazlığı esastan çözerek adaleti tesis etmek yerine, sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecek olan doğrudan yasal yasağı gerekçe göstererek davayı reddetme yoluna gitmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ışığında, bireylerin haksız idari işlemler nedeniyle yaşadıkları zararları tazmin ettirme haklarının peşinen ellerinden alınamayacağı tartışmasızdır. Derece mahkemesinin bu katı tutumu, başvurucunun dava açmasındaki asıl gayeyi tamamen sonuçsuz bırakmış ve yargısal işlevin özünü zedelemiştir. Mahkemenin maddi ve hukuki sorunu ele alıp hakkaniyete uygun şekilde karara bağlama ödevini yerine getirmemesi, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan karar hakkını etkisiz ve işlevsiz kılmıştır.

Yargı mercilerinin uyuşmazlığın esasına girmekten kaçınarak ve bireylerin yaşadıkları muhtemel zararların tazminini doğrudan yasal engele dayanarak reddederek verdikleri kararlar, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkeme hakkının açık bir ihlali niteliğindedir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın esası incelenmeksizin davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: