Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2022/69463 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/69463 BN.

Anayasa Mahkemesi | Vahit Eren Koçak | 2022/69463 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/69463
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kolluk tutanakları aksi ispatlanabilir hukuki karinelerdir.
  • Salt tutanağa dayanılması otomatik suçluluk doğurmaz.
  • İspat yükünün ters çevrilmemesi silahların eşitliği gereğidir.
  • İdari işlemlerde hukuka uygunluk karinesi asıldır.

Bu karar, trafik denetimleri sırasında kamu görevlilerince tanzim edilen tutanakların hukuki niteliğini ve mahkemelerdeki ispat gücünü silahların eşitliği ilkesi bağlamında açıklığa kavuşturan önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, idari yaptırımlara dayanak olan kolluk tutanaklarının içeriğinin doğruluğuna dair karinenin, yargılamalarda kullanılmasının tek başına hak ihlali doğurmayacağını ortaya koymuştur. Bireylerin itiraz hakkı saklı kalmak kaydıyla, bu tür karinelerin aksi ispat edilebilir nitelikte olduğu ve peşinen bir suçluluk varsayımı yaratmadığı müddetçe adil yargılanma hakkının zedelenmeyeceği vurgulanmaktadır.

Benzer davalar açısından bu kararın uygulamadaki önemi, idari yaptırımlara karşı yapılan itirazlarda polis tutanaklarının yargısal denetimdeki konumunu netleştirmesidir. Mahkemeler, resmi tutanakları hükme esas alırken itiraz eden tarafın iddialarını ve sunduğu delilleri de titizlikle incelemekle yükümlüdür; ancak uyuşmazlığın temel olgularının bizzat kişi tarafından ikrar edildiği veya makul argümanlarla çürütülemediği durumlarda idarenin sunduğu kayıtlara ve tutanaklara dayanılması hukuka uygun bulunmaktadır. Özellikle kişinin araçtan inmiş olmasının onu doğrudan "sürücü" vasfından çıkarmayacağı ve olayın bütünlüğü içinde değerlendirme yapılacağı tescillenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, İzmir'in Karşıyaka ilçesinde polis ekiplerince yapılan bir trafik uygulaması sırasında alkol ölçüm cihazına üflemeyi reddettiği gerekçesiyle 5.224 TL idari para cezasına çarptırılmış ve sürücü belgesine iki yıl süreyle el konulmuştur. Başvurucu, alkol kontrolü yapılmak istendiği anda aracını park etmiş ve yaya olarak yürümekte olduğunu, bu nedenle "sürücü" konumunda bulunmadığını iddia ederek yaptırımların iptali için sulh ceza hâkimliğine itirazda bulunmuştur.

Haklılığını ispatlamak amacıyla arkadaşının iş yerine ait kamera kayıtlarının getirtilmesini ve arkadaşının tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. Ancak hâkimlik, yedi polis memurunun imzasını taşıyan olay tutanağını ve idarenin sunduğu görüntü kayıtlarını esas alarak itirazı reddetmiştir. Başvurucu, iddialarının yeterince araştırılmadığını ve mahkemenin polis tutanağına aksi ispat edilemez bir üstünlük tanıdığını öne sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini temel almıştır. Bu ilkeler gereğince, yargılamanın taraflarından birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülmemesi ve taraflara iddia ile savunmalarını sunmaları için adil fırsatlar tanınması esastır.

İdari işlemlerin ve kamu ajanları tarafından düzenlenen tutanakların içeriğinin hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanması idare hukukunun bilinen bir ilkesidir. Ancak suç isnadına ilişkin yargılamalarda, bu karinenin kişiyi otomatik olarak suçlu ilan etmemesi, aksinin ispat edilebilir nitelikte olması ve başvurucunun aksi yöndeki açıklamalarının mahkemelerce titizlikle değerlendirildiğinin gösterilmesi gerekmektedir. İdare tarafından hazırlanan tutanakların kesin delil sayılarak aksi ispatlanamaz bir üstünlüğe kavuşturulması, masumiyet karinesini ve silahların eşitliği ilkesini zedeleyebilme potansiyeli taşır.

Uyuşmazlığın temelinde yer alan cezai işlemlerin kanuni dayanağı ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 48 hükmüdür. Anılan maddenin dokuzuncu fıkrası uyarınca, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla kollukça teknik cihazların kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere idari para cezası verileceği ve sürücü belgelerine iki yıl süreyle el konulacağı açıkça düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 3. maddesinde "sürücü" kavramı; karayolunda, motorlu veya motorsuz bir aracı sevk ve idare eden kişi olarak tanımlanmıştır. Olayın akışı içinde kişinin aracı terk edip yaya haline geçmesinin, tespit anından hemen önceki sürücülük sıfatını ortadan kaldırmayacağı genel hukuk kuralları çerçevesinde dikkate alınmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuya verilen idari yaptırım kararlarının salt kolluk görevlileri tarafından düzenlenen olay tutanağına dayanılarak tesis edilmediğini tespit etmiştir. İtirazı inceleyen hâkimlik; idare tarafından dosyaya sunulan süreçle ilgili görüntü kayıtlarını içeren CD'yi, bilgilendirme tutanaklarını da değerlendirmiş ve başvurucunun iddialarının soyut kaldığını, belgelerin aksini ispatlayacak nitelikte kanıt sunulamadığını vurgulamıştır.

Başvurucu olay anında araç kullanmadığını ve yaya olduğunu iddia etse de, kendi savunmalarında dahi kontrol noktasına çok kısa bir mesafe kalana kadar aracıyla geldiğini ve cadde üzerine park ettiğini ikrar etmiştir. Yani alkol kontrolünden hemen önceki zaman diliminde otomobilini bizzat sevk ve idare etmiştir. Ayrıca kolluk kuvvetlerinin şüpheli davranışları üzerine kendisine alkol testi yapmak istediğini ve kendisinin cihazı üflemeyi reddettiğini de açıkça kabul etmiştir. Bu hususlar bir bütün olarak incelendiğinde, başvurucunun sürücü sıfatı taşımadığına yönelik argümanının uyuşmazlığın esasını değiştirecek güçte olmadığı anlaşılmıştır.

Hâkimliğin, kolluk tutanaklarına ve başvurucunun kendi ikrarına dayanarak maddi olayı tespit etmesinde bir eksiklik bulunmamıştır. Başvurucunun talep ettiği tanık dinletme ve kamera kaydı getirtme gibi araştırma işlemlerinin, karara dayanak teşkil eden temel olguların gerçekliğine gölge düşürecek mahiyette olmadığı değerlendirilmiştir. Olayda kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların gerçekliği karinesi, ispat yükünü ters çevirecek ve başvurucuyu otomatik olarak suçlu sayacak şekilde katı bir kuralla uygulanmamış; başvurucuya iddialarını sunma hakkı tanınmıştır. Tüm bu veriler ışığında, yargılama makamlarının tutanaklara verdiği ispat değerinin silahların eşitliği ilkesini zedelemediği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargılama sürecinde başvurucunun kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşürülmediğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: