Anasayfa Karar Bülteni AYM | Şahin Çoban | BN. 2022/43538

Karar Bülteni

AYM Şahin Çoban BN. 2022/43538

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/43538
Karar Tarihi 29.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Koruma tedbirlerine itirazın incelenmemesi tazminat nedenidir.
  • Mahkemeler esaslı iddiaları gerekçeli olarak yanıtlamalıdır.
  • Gerekçesiz ret kararları adil yargılanma hakkını ihlal eder.
  • Kanun yollarından yararlandırılmama tazminat hakkı doğurur.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan yakalama, gözaltı, arama ve el koyma gibi koruma tedbirlerine karşı yapılan itirazların sürüncemede bırakılması veya hiç incelenmemesinin hukuki sonuçlarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirlerine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamanın kendi başına bir tazminat sebebi olduğunu açıkça teyit etmiştir. Derece mahkemelerinin, başvurucuların bu yöndeki esasa etkili iddialarını "tazminat gerektiren hâllerden olmadığı" gibi matbu ve hatalı gerekçelerle reddetmesi, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Bu durum, mahkemelerin uyuşmazlığın kalbinde yer alan maddi ve hukuki sorunları özenle tartışma yükümlülüğünü pekiştirmektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle haksız koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep etme hakkını düzenleyen usul hükümlerinin uygulanması bakımından oldukça geniştir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, şüpheli veya sanıkların gözaltı ve kısıtlama süreçlerine ilişkin itirazlarının ilgili sulh ceza hâkimliklerince cevapsız bırakılması sorununa karşı önemli bir yargısal güvence sunmaktadır. Ağır ceza mahkemelerinin tazminat davalarını incelerken, itirazın incelenmemesi olgusunu göz ardı edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Hukuk uygulayıcıları açısından, temel haklara müdahale eden tedbirlere karşı etkili başvuru yolunun işletilmemesinin devletin tazminat sorumluluğunu doğuracağı yönünde güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, hakkında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla ceza soruşturması yürütülen Şahin Çoban (başvurucu) ile idare arasındadır. Başvurucunun evinde ve eklentilerinde arama yapılmış, eşyalarına el konulmuş ve kendisi gözaltına alınarak ardından tutuklanmıştır. Başvurucu vekili, uygulanan yakalama, gözaltı, arama, el koyma işlemlerine, dosya inceleme yetkisinin ve müdafi ile görüşme hakkının kısıtlanmasına karşı sulh ceza hâkimliğine itirazda bulunmuştur.

Ancak itiraz merci, arama ve el koyma kararını hukuka uygun bulmuş, gözaltı ve kısıtlama kararlarına yönelik itirazlar hakkında ise herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. İtirazlarının incelenmemesi ve tedbirlerin hukuka aykırılığı gerekçesiyle başvurucu, ağır ceza mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Mahkemenin, itirazların değerlendirilmemesinin kanunda sayılan tazminat nedenlerinden olmadığını belirterek davayı reddetmesi ve akabinde istinaf başvurusunun da esastan reddedilmesi üzerine uyuşmazlık Anayasa Mahkemesi önüne taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkına dayanmıştır. Bu hak uyarınca mahkeme kararlarının, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddia ve itirazlara ilişkin mantıklı, tutarlı ve yeterli gerekçe içermesi zorunludur.

Ceza yargılamasında uygulanan koruma tedbirlerine yönelik tazminat taleplerinin yasal dayanağını oluşturan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin yanı sıra, koruma tedbirlerinin uygulanmasında usule aykırılık yapılan kişilerin de tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır. Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141/1-k bendi kapsamında, yakalanan veya tutuklanan kişilerin bu işlemlere karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmaması durumu, açıkça maddi ve manevi zararların tazmini sebebi olarak düzenlenmiştir.

Yine aynı şekilde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.91/5 fıkrası, yakalama işlemine, gözaltına alma kararına ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin emirlere karşı, yakalanan kişinin hemen serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine başvurabileceğini emretmektedir. Bu başvuru yolunun etkili bir şekilde işletilmemesi, hürriyeti kısıtlanan kişinin temel haklarının açık bir ihlali anlamına gelmektedir. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, itirazın incelenmemesi ya da sürüncemede bırakılması hâllerinde, asıl ceza davasının sonucunun beklenmesine gerek olmaksızın haksız koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılabilmesi mümkündür. Derece mahkemelerinin bu açık yasal düzenlemeleri göz ardı ederek eksik incelemeyle karar vermesi anayasal ihlal teşkil eder.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun koruma tedbirleri nedeniyle açtığı tazminat davasındaki iddialarının ve derece mahkemelerinin bu iddialara verdiği yanıtların yeterliliğini titizlikle incelemiştir. Başvurucunun yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve dosyaya erişimin kısıtlanması gibi çok sayıda tedbire karşı sulh ceza hâkimliğine süresi içerisinde itirazda bulunduğu sabittir. Tazminat davasına bakan ağır ceza mahkemesi, başvurucunun arama ve el koyma tedbirlerine yönelik itirazlarının itiraz mercilerince değerlendirildiğini ve hukuka aykırı bir durum bulunmadığının saptandığını tespit etmiştir.

Ancak uyuşmazlığın temelini, başvurucunun gözaltı ve kısıtlılık kararlarına yaptığı itirazların sulh ceza hâkimliği tarafından karara bağlanmamış olması oluşturmaktadır. Nitekim ağır ceza mahkemesi, başvurucunun gözaltı kararına ve soruşturma dosyasındaki kısıtlılık kararına yaptığı itirazlar hakkında sulh ceza hâkimliğince hiçbir karar verilmediğini bizzat kendi gerekçeli kararında tespit etmiştir. Ne var ki mahkeme, bu durumu saptamasına rağmen, yakalanan ve gözaltına alınan kişiye kanunda öngörülen başvuru imkânının sağlanmamasının tazminat gerektiren hâllerden biri olmadığını hatalı bir biçimde belirterek davanın reddine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümlerinin, kişilerin hürriyetini kısıtlayan işlemlere karşı başvuru haklarından yararlandırılmamasını açık ve doğrudan bir tazminat sebebi olarak düzenlediğini vurgulamıştır. Ağır ceza mahkemesinin, başvurucunun kanun yollarından yararlandırılmaması yönündeki açık mağduriyetini tespit etmesine karşın, bu hususun tazminat gerektirmeyen bir durum olduğunu ifade etmesi hukuki dayanaktan tamamen yoksundur. Başvurucunun esasa etkili, davanın kaderini değiştirebilecek nitelikteki iddia ve itirazları, derece mahkemesi tarafından ilgili ve makul bir gerekçeyle karşılanmamıştır. İstinaf merciinin de bu eksikliği giderecek bir değerlendirme yapmadan başvuruyu esastan reddetmesi, yargılamanın hakkaniyetini bütünüyle zedelemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, derece mahkemelerinin esasa etkili iddiaları yanıtsız bırakması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: