Anasayfa Karar Bülteni AYM | Rüstem Şahin | BN. 2021/41512

Karar Bülteni

AYM Rüstem Şahin BN. 2021/41512

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/41512
Karar Tarihi 29.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Zararın öğrenilmesi bilirkişi raporuyla mümkündür.
  • Zamanaşımı süresi zararın öğrenilmesinden itibaren işlemelidir.
  • Katı zamanaşımı yorumu mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.

Bu karar, iş kazalarından doğan tazminat davalarında zamanaşımı süresinin başlangıcına ve uygulanmasına dair oldukça kritik bir anayasal inceleme içermektedir. Anayasa Mahkemesi, bedensel zararların ve maluliyet oranlarının zaman içinde değişiklik gösterebileceği veya kesinleşmesinin uzun yıllar alabileceği durumlarda, zamanaşımının katı bir biçimde kaza tarihinden başlatılmasının hak arama hürriyetini zedelediğini açıkça ortaya koymuştur. Yüksek Mahkeme, mahkemeye erişim hakkının kâğıt üzerinde kalmaması için usul kurallarının şekilci bir yaklaşımla yorumlanmaması gerektiğine hükmetmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece yüksektir. Özellikle iş mahkemelerinde görülen ve bilirkişi veya adli tıp raporlarının yıllar sonra dosyaya sunulduğu tazminat davalarında, davacı işçilerin ıslah veya ek dava yoluyla taleplerini artırmaları sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu karar, yerel mahkemelerin zamanaşımı itirazlarını değerlendirirken zararın niteliği, kesinleşme tarihi ve yargılamanın uzamasında davacının kusurunun bulunup bulunmadığı gibi hususları titizlikle incelemesini zorunlu kılmaktadır. Karar, mağdurların yargı sisteminin yavaşlığından dolayı hak kaybına uğramasını engelleyen önemli bir güvence sağlamıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Rüstem Şahin, çalıştığı işyerinde 2003 yılında geçirdiği ağır iş kazası sonucunda sağ gözünü tamamen kaybetmiş ve sol gözünden de ciddi şekilde yaralanmıştır. Bu elim kaza nedeniyle 2004 yılında, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak işverene karşı 2.000 TL maddi tazminat talebiyle dava açmıştır. Yargılama sürecinde açılan ayrı bir tespit davası sonucunda maluliyet oranı ancak 2013 yılında %47 olarak kesinleşmiş ve kaza nedeniyle uğranılan gerçek zarar 2014 yılındaki bilirkişi raporuyla ortaya çıkmıştır. Başvurucu bu rapor üzerine tazminat miktarını ıslah yoluyla artırmış ve kalan kısım için ek dava açarak dosyaları birleştirmiştir. Ancak yerel mahkeme, kaza tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle artırılan ve ek davaya konu edilen yüksek miktarlı tazminat taleplerini reddetmiştir. Başvurucu, bu kararın hak arama hürriyetini engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve bu hakkın en temel unsuru olan mahkemeye erişim hakkına dayanmıştır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı yargı önüne taşıyabilme ve davanın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilme özgürlüğünü ifade eder. Bireylerin yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını sunabilmeleri, adil yargılanma hakkının çekirdeğini oluşturur.

Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça kanunlarla belirli dava açma veya zamanaşımı sürelerinin öngörülmesi hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve tek başına mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak mahkemelerin, bu usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek katı şekilcilikten veya hakkın özünü ortadan kaldıracak aşırı esneklikten kaçınmaları şarttır.

İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararın kesin olarak tespit edilebilmesi, çoğu zaman uzun süren tıbbi tedaviler ve sonrasında alınacak maluliyet raporlarına bağlıdır. Zararın boyutunun ve oranının belirlenmesi özel bir uzmanlık gerektirdiğinden, yargı mercilerince alınan bilirkişi raporları büyük önem taşır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, davaya konu zararın tespit edilmesinin belli bir uzmanlık gerektirdiği durumlarda, zararın tüm boyutlarıyla yargılamanın en başında bilinmesi işçiden beklenemez. Bu sebeple, maluliyetin ve buna bağlı zararın kesinleştiği ve bilirkişi raporuyla ortaya konulduğu tarih göz ardı edilerek, doğrudan kaza tarihinden itibaren katı bir zamanaşımı süresi hesaplanması, bireye şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfet yüklemektedir. Bu tür katı yorumlar, yargılamanın uzamasından kaynaklanan tüm riski mağdura yükleyerek adalete erişimi fiilen imkânsızlaştırmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iş kazası nedeniyle uğradığı zararın ve maluliyet durumunun davanın açıldığı 2004 yılında tam olarak belirli olmadığını tespit etmiştir. Başvurucunun maluliyet oranının tespitine ilişkin dava yıllarca sürmüş, maluliyetin %47 olduğu ancak 2013 yılında kesinleşmiştir. Buna bağlı maddi zararın net miktarı da ancak 2014 yılında alınan bilirkişi raporuyla ortaya çıkmıştır.

Yüksek Mahkeme, Ankara 3. İş Mahkemesindeki tazminat davasının ve Ankara 13. İş Mahkemesindeki maluliyet tespit davasının uzun sürdüğünü, bu süreçte maluliyetin tespiti ile bilirkişi raporunun mahkemeye sunulmasının geciktiğini dikkate almıştır. Başvurucunun, zararı tam olarak öğrendikten hemen sonra hukuki yollara başvurarak davasını ıslah ettiği ve ek dava açtığı görülmüştür. Yargısal sürecin uzamasında veya raporların geç alınmasında başvurucuya atfedilebilecek herhangi bir kusur tespit edilememiştir.

Buna rağmen, derece mahkemelerinin iş kazasının meydana geldiği tarihi esas alarak ıslahla artırılan ve birleşen davadaki talepleri on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddetmesi, hak arama hürriyetine yönelik ağır bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Zarar miktarının ancak yıllar sonraki bilirkişi raporuyla belirlenebildiği bir senaryoda, zamanaşımı süresinin katı bir şekilde kaza tarihinden başlatılması, başvurucunun adalete erişimini imkânsız hâle getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğini ve hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğunu belirlemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, zamanaşımı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: