Karar Bülteni
AYM Yaman Akdeniz (3) BN. 2022/4380
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/4380 |
| Karar Tarihi | 02.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kesinleşen yargı kararına rağmen bilgi verilmemesi ihlaldir.
- Bilgi edinme hakkı ifade özgürlüğünün ayrılmaz parçasıdır.
- Özel çalışma gerektirmeyen hazır istatistikler kamuyla paylaşılmalıdır.
- Akademisyenlerin ve sivil toplumun bilgiye erişimi elzemdir.
Bu karar, idarenin elinde bulunan istatistiki verilere yönelik bilgi edinme taleplerinin, özellikle ortada kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmasına rağmen keyfî gerekçelerle reddedilemeyeceğini açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bilgi edinme hakkını Anayasa'da güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmiş ve idarenin demokratik hukuk devletindeki şeffaflık yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizmiştir. İdarenin, "ayrı ve özel bir çalışma gerektirdiği" gibi matbu ve soyut gerekçelerle açık yargı kararlarını etkisiz kılması ve bilgi akışını engellemesi, hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle bağdaşmaz bulunmuştur.
Benzer davalar açısından bu önemli karar, özellikle akademisyenler, gazeteciler ve sivil toplum kuruluşları gibi kamuyu aydınlatma işlevi gören kişi ve kurumların bilgiye erişim taleplerinin haksız yere reddedilmesi durumunda çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Karar, idari makamların UYAP veya benzeri teknolojik sistemler üzerinden rahatlıkla ulaşabileceği verileri kamuoyundan saklayamayacağını hukuken tescil etmiştir. Uygulamada, idare mahkemelerince verilen bilgiye erişim veya iptal kararlarının idare tarafından uygulanmamasının önüne geçilecek ve böylece ifade özgürlüğünün bilgi alma boyutu çok daha etkin ve pratik bir şekilde korunabilecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Yaman Akdeniz, bir akademisyen ve sivil toplum kuruluşu kurucusu olarak, Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen "Cumhurbaşkanına hakaret" ve "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama" suçlarından dolayı Adalet Bakanlığından kaç kez soruşturma ve kovuşturma izni istendiğini ve bunlardan kaçına izin verildiğini öğrenmek amacıyla CİMER üzerinden Adalet Bakanlığına başvurmuştur. Talebinin özel bir çalışma gerektirdiği gerekçesiyle reddedilmesi üzerine idare mahkemesinde açtığı iptal davası reddedilmiş, ancak istinaf mahkemesi bu kararı kaldırarak hukuka aykırı işlemi kesin olarak iptal etmiştir. Buna rağmen Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü yargı kararına uymayarak talebi yine aynı gerekçeyle reddetmiştir. Başvurucu, kesinleşmiş yargı kararına rağmen bilgi edinme talebinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile bilgi edinme hakkı arasındaki doğrudan hukuki ilişkiyi temel almıştır. Bilgi edinme hakkı, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile yasal çerçeveye oturtulmuş olup idarenin şeffaflık, eşitlik, tarafsızlık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda hareket etmesini zorunlu kılmaktadır.
Anılan Kanun'un 4982 sayılı Kanun m.7 hükmü, kurum ve kuruluşların ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme veya analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bilgi ve belgelere ilişkin talepleri reddedebileceğini istisnai bir kural olarak düzenlemektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, resmî makamlardan talep edilen bilginin verilmemesinin ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edebilmesi için bazı özel şartların varlığı aranmaktadır. Bu şartlardan en önemlisi, idarenin kesin nitelikteki bir yargı kararıyla bilgi verme yükümlülüğü altına sokulmuş olması durumudur.
Ayrıca, ifade özgürlüğünün ön koşulu olan haber, düşünce ve bilgilerin serbestçe araştırılması, elde edilmesi ve öğrenilmesi süreci, bilgi kaynaklarının bütünüyle erişilebilir olmasına doğrudan bağlıdır. Demokratik hukuk devletlerinde, yönetilenlerin yönetenleri denetleyebilmesi ve hukukun üstünlüğünün etkili bir şekilde sağlanabilmesi için kamu makamları tarafından tutulan verilere erişimin önü açılmalıdır. Özellikle kamuyu yakından ilgilendiren hukuki ve sosyal meselelerde idarenin şeffaflığı, bireylerin sağlıklı kanaat oluşturması ve ifade özgürlüğünün işlevini tam olarak yerine getirebilmesi açısından kritik ve vazgeçilmez bir öneme sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bilgi edinme talebinin Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen kesin nitelikteki bir iptal kararına rağmen idarece ısrarla karşılanmadığını tespit etmiştir. İdari makamlar, talep edilen bilgilerin derlenmesinin ayrı ve özel bir araştırma çalışması gerektirdiğini iddia etse de, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün kanuni görev tanımı ve her yıl düzenli olarak yayımladığı kapsamlı adli istatistik raporları dikkate alındığında, istenen bu verilerin esasen kurumun veri tabanında ve UYAP sisteminde mevcut olduğu açıkça anlaşılmıştır. Dolayısıyla, idarenin ret işlemi için öne sürdüğü gerekçeler Anayasa Mahkemesince ilgili ve yeterli görülmemiştir.
Bununla birlikte, başvurucunun bir üniversitede öğretim üyesi olması, ifade özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum örgütlerinde aktif rol üstlenmesi ve kamuoyunu bu konularda düzenli şekilde bilgilendirmesi göz önüne alındığında, talep edilen bilginin başvurucunun doğrudan ilgi alanına girdiği ve ciddi bir kamu yararı taşıdığı vurgulanmıştır. Özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.299 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.301 kapsamındaki suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma istatistiklerinin ifade özgürlüğü ile ayrılmaz bir bağlantısı olduğu, demokratik bir toplumda bu konudaki resmî verilerin kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşılmasının sosyal bir ihtiyaç olduğu ve dezenformasyonla mücadele açısından da önemli bir işlev göreceği belirtilmiştir.
İdarenin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmasına rağmen başvurucunun talebini aşırı şekilci, teknik olarak yetersiz ve gerçeği yansıtmayan gerekçelerle reddetmesi, bilgi edinme hakkı üzerinden ifade özgürlüğüne yapılmış orantısız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uymadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın bilgi edinme talebinin karşılanması için ilgili idareye gönderilmesi suretiyle başvuruyu kabul etmiştir.