Karar Bülteni
AYM 2022/59800 BN.
Anayasa Mahkemesi | Fatma Türk ve Diğerleri | 2022/59800 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/59800 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanuni düzenlemeyle alacak hakkının engellenmesi mülkiyet ihlalidir.
- Hukuki yolların sonradan işlevsiz kılınması kabul edilemez.
- Mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru esastır.
Bu karar, bireylerin özel hukuk tüzel kişilerine veya şirketlere yatırdıkları paraların iadesi amacıyla açtıkları davalarda, yargılama süreci devam ederken yürürlüğe giren yeni yasal düzenlemelerle alacağın tahsil imkânının ortadan kaldırılmasının anayasal hakları ihlal ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kanuni düzenlemelerin devam eden hukuki süreçlere olan etkisini inceleyerek, vatandaşların mülkiyet haklarının keyfî olarak ellerinden alınamayacağına hükmetmiştir.
Mahkeme, alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvuran bir kişinin, sonradan yapılan bir yasa veya düzenleme gerekçe gösterilerek adalet mekanizmalarını işletme imkânından mahrum bırakılamayacağını kesin bir dille vurgulamıştır. Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı ile adalete erişim ve etkili başvuru hakkının fiilen engellenemeyeceği, bu tür müdahalelerin hukuk devleti ilkesini ağır biçimde zedeleyeceği tescillenmiştir.
Kararın benzer davalarda emsal etkisi, özellikle olağanüstü dönemlerde veya sonrasında çıkarılan kanuni düzenlemelerle şirketlerin tasfiyesi, devri veya borçlarının ödenmemesi yönünde kuralların mağdur ettiği haklı alacaklılar bakımından oldukça belirleyicidir. Yargı yollarının ve hak arama hürriyetinin sonradan çıkarılan yasalarla işlevsiz hâle getirilmesine yüksek mahkeme tarafından müsamaha gösterilmeyeceği bir kez daha netleşmiş durumdadır.
Uygulamadaki önemi ise, mahkemelerin bu tür kanuni düzenlemeleri uygularken Anayasa'nın temel hak ve özgürlükleri koruyan hükümlerini göz ardı etmemeleri gerektiği uyarısında yatmaktadır. Bu karar, derdest durumdaki yargılamalarda hukuki güvenlik ilkesinin mutlak surette korunması ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin yargısal denetiminin engellenemeyeceği yönünde güçlü bir anayasal teminat oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Fatma Türk ve diğer başvurucular (Furkan Türk, Salih Türk, Semih Türk), daha önceden bir şirkete yatırmış oldukları bir miktar paranın kendilerine iade edilmesi talebiyle hukuki yollara başvurarak alacak davası açmışlardır. Dava süreci mahkemeler önünde normal seyrinde devam ederken, yasama organı tarafından yeni bir kanuni düzenleme yapılmış ve bu yasal değişiklik doğrudan doğruya başvurucuların alacaklarını tahsil etme imkânını hukuken imkânsız hâle getirmiştir.
Bunun üzerine başvurucular, söz konusu sonradan çıkan yasal düzenleme nedeniyle şirketten olan haklı alacaklarını tahsil edemediklerini, mahkemeye erişim ve alacaklarını icra etme haklarının kendi iradeleri dışında ellerinden alındığını ileri sürmüşlerdir. Özetle uyuşmazlık; şirkete yatırılan şahsi birikimin iadesi için başlatılan yargısal sürecin, yargılama esnasında çıkarılan bir kanunla engellenmesi, alacaklının parasını geri alamayacak duruma düşürülmesi ve bu fiilî durumun mülkiyet hakkı ile adalete erişim ilkelerine aykırılık teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Başvurucular, engellenen alacaklarının ödenmesi ve adaletsizliğin giderilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 kapsamında güvence altına alınan "Mülkiyet hakkı" ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.40 kapsamında düzenlenen "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" (etkili başvuru) hakkı kurallarını temel hukuki dayanak olarak ele almıştır. Mülkiyet hakkı, bireylerin mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarruf edebilmelerini ve bu değerlerin her türlü haksız müdahaleye karşı korunmasını sağlayan en temel anayasal haklardan biridir. Geçerli bir alacağın mahkeme kararı veya icra takibi yoluyla fiilen tahsil edilebilir olması da mülkiyet hakkının asli unsurlarındandır ve mutlak bir hukuki güvence gerektirir.
Etkili başvuru hakkı ise, anayasal bir hakkı ihlal edilen kişinin, bu ihlalin durdurulması veya zararın telafi edilmesi amacıyla devletin yargı veya idare makamlarına başvurabilmesini ifade eder. Bu makamların, kişinin talebinin esasını inceleyerek uygun bir giderim sağlaması anayasal bir zorunluluktur. Somut uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesi, daha önce aynı nitelikteki olaylar için belirlediği yerleşik içtihatlara ve Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022) emsal kararına dayanmıştır. İlgili içtihat prensiplerine göre, bir kişinin alacağını tahsil etmek amacıyla hukuka uygun bir şekilde yargı yollarına başvurmasının ardından, yasama veya yürütme organı tarafından yapılan yeni bir kanuni düzenleme ile bu hukuki mekanizmaların işletilmesinin imkânsız hâle getirilmesi kabul edilemez bir hak ihlalidir.
Devlet, bireylerin alacak haklarını elde edebilmeleri için kurduğu yargısal ve hukuki altyapıyı, sonradan yaptığı müdahalelerle fiilen işlemez duruma soktuğunda, vatandaşın mülkiyet hakkını ihlal ettiği gibi, adalet arayışını da engellemiş olmaktadır. Doktrinde de hukuki güvenlik, hukuki öngörülebilirlik ve kazanılmış haklara saygı ilkeleri gereğince, devam eden uyuşmazlıklarda kişilerin hak arama yollarının kanunla kesilmesi, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı bir eylem olarak tanımlanmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya ilişkin yaptığı detaylı incelemede, öncelikle başvurucuların durumunu mevcut emsal kararlar ışığında ve anayasal ilkeler çerçevesinde değerlendirmiştir. Başvurucular Fatma Türk, Furkan Türk, Salih Türk ve Semih Türk'ün, bir şirkete yatırdıkları şahsi paranın iadesi için hukuki yollara usulüne uygun şekilde başvurdukları ve sürecin yargı mercileri önünde devam ettiği tespiti yapılmıştır. Ancak yargılama süreci devam ederken yürürlüğe giren kanuni düzenleme neticesinde, başvurucuların hukuki mekanizmaları işletme ve hak arama imkânlarının fiilen ve hukuken ellerinden alındığı saptanmıştır.
Mahkeme, daha önce vermiş olduğu Turgay Kılıç başvurusunda ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatarak, alacağın tahsili için elverişli hukuki yollara müracaat eden kişilerin, yargılama devam ederken yapılan ve alacağı tamamen tahsil edilemez kılan yasal değişiklikler nedeniyle mağdur edilmelerinin, Anayasa'nın güvence altına aldığı haklarla hiçbir şekilde bağdaşmadığını kesin bir biçimde vurgulamıştır. Somut olayda, başvurucuların mülkiyet haklarına kavuşmak için başlattıkları hukuki sürecin, kendi ihmal veya kusurlarından değil, tamamen idare ve yasama tarafından sonradan getirilen kamusal bir düzenlemeden kaynaklı olarak işlevsiz kaldığı belirlenmiştir.
Bu fiilî durum, kişilerin yasal yollarla mülklerine ulaşmalarını engellediği için Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına doğrudan ve ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. Aynı zamanda, mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması için devrede olması gereken etkili bir başvuru yolunun bulunması gerektiği ilkesi de derinden zedelenmiş, başvurucuların derdest davalarında adalete ulaşmaları ve haklarını tahsil etmeleri imkânsız hâle getirilmiştir. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda açıklanan anayasal ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren farklı veya istisnai hiçbir durum bulunmadığına kanaat getirerek ağır bir hak ihlalinin varlığını tescil etmiştir. Anayasal ihlalin ve yarattığı olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması için de davanın yeniden ele alınarak görülmesinde mutlak bir hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyayı yeniden yargılama yapılmak üzere Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine göndererek başvuruyu kabul etmiştir.