Karar Bülteni
AYM 2023/12476 BN.
Anayasa Mahkemesi | Selahattin Külahlı | 2023/12476 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü |
| Başvuru No | 2023/12476 |
| Karar Tarihi | 15.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırma bedeli enflasyon karşısında erimemelidir.
- Aşırı değer kaybı mülkiyet hakkını zedeler.
- Gecikmeli bedel ödemeleri ağır külfet yaratır.
- Enflasyon kaynaklı zararlar adilce giderilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu karar, idareler tarafından gerçekleştirilen kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma işlemleri neticesinde hak sahiplerine ödenmesi gereken tazminatların zamanında ve güncel değerini koruyacak şekilde ödenmesinin temel bir anayasal zorunluluk olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mülkiyet hakkı, kişilerin mal varlığı değerlerinin kamusal ve idari işlemler karşısında güvence altına alınmasını hedeflerken, belirlenen bu bedellerin enflasyonist bir ekonomik ortamda reel değerini kaybetmesi, hakkın özüne doğrudan ve ölçüsüz bir müdahale anlamına gelmektedir. Bu bağlamda karar, tazminat ödemelerinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak hak sahibine verilmesinin ağır bir yük teşkil ettiğini hukuken tescil etmektedir.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, bilhassa idari yargıda veya adli yargıda kamulaştırmasız el atma tazminatı alacaklısı konumunda olan vatandaşlar ve bu alanda mesleki faaliyet yürüten hukuk profesyonelleri açısından son derece kritiktir. Yargı mercileri, geciken ödemelerde faiz oranlarının mevcut enflasyon oranının çok altında kaldığı durumlarda reel değer kaybının ayrıca giderilmesi gerektiğini dikkate almak durumundadır. Uygulamada bu tür uyuşmazlıklarda Anayasa Mahkemesinin enflasyon farkına dayalı değer kayıplarını doğrudan mülkiyet hakkı ihlali sayan yerleşik içtihadı, idareleri tazminat ödemelerini geciktirmemek hususunda zorlayıcı bir rol oynamaktadır. Hak sahipleri ise bu ve benzeri kararlara dayanarak uğradıkları gerçek ekonomik zararın tazmini için çok daha güçlü bir hukuki zemine kavuşmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Selahattin Külahlı, kendisine ait taşınmaza idare tarafından kamulaştırmasız olarak el atılması sürecinin ardından ilgili idare aleyhine dava açarak tazminata hak kazanmıştır. Ancak hukuki süreç içerisinde ilk derece mahkemesince hükmedilen kamulaştırmasız el atma bedeli, yargılamanın uzun sürmesi, enflasyon oranlarının yüksek seyretmesi ve ödeme sürecinin uzaması gibi nedenlerle reel değerini önemli ölçüde yitirmiştir. Başvurucu, taşınmazının gerçek karşılığının kendisine ödenmediğini, kendisine sunulan meblağın enflasyon karşısında fahiş bir değer kaybına uğratılması sebebiyle maddi anlamda büyük bir zarara uğradığını iddia etmiştir. Yaşanan bu değer kaybının mülkiyet hakkı üzerinde orantısız ve şahsi bir külfet oluşturduğunu ileri süren başvurucu, ortaya çıkan maddi mağduriyetinin tespit edilmesi ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin karara bağlanması talebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığı değerlendirirken temel aldığı en önemli hukuki kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkıdır. İlgili madde, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağını öngörmektedir. Kamulaştırma işlemleri ve bedellerinin ödenmesine ilişkin usul ve esaslar ise genel hatlarıyla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde düzenlenmektedir.
Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, devletin veya kamu gücü kullanan idarelerin kamu yararı amacıyla bireylerin mülkiyet hakkına müdahale etmesi, kural olarak o malın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi şartına bağlıdır. Kamulaştırma veya idarenin fiili eylemi niteliğindeki kamulaştırmasız el atma süreçlerinde mahkemelerce tespit edilen bedellerin enflasyonist bir ekonomide zamanında ödenmemesi, yahut işletilen yasal faiz oranlarının enflasyon oranının çok altında kalması, mülk sahibinin alacağının reel olarak ciddi anlamda erimesine yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyetin kamuya geçirilmesi süreci ile bedelin hak sahibine fiilen ödendiği tarih arasında geçen sürede paranın alım gücünde meydana gelen dramatik kayıpların telafi edilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Doktrinde mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamalarda aranan "orantılılık" ve "ölçülülük" ilkeleri, kamu makamlarının müdahalesiyle mülk sahibine yüklenen külfetin adil bir denge içinde tutulmasını zorunlu kılar. Kamulaştırma bedellerinin veya tazminatların geç ve eksik ödenmesi, bireyin şahsi, ağır ve olağan dışı bir ekonomik külfet altına girmesine neden olacağından, kamu yararı ile birey yararı arasındaki adil dengeyi sarsar. Anayasa Mahkemesi, hakkaniyetli bir giderim sağlanmadığı takdirde bu erimenin anayasal düzlemde mülkiyet hakkının doğrudan ihlali anlamına geleceğini temel anayasa hukuku kuralları çerçevesinde benimsemiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu Selahattin Külahlı'nın bireysel başvurusunda somut olayın koşullarını ve idare tarafından ödenen tazminatın süreç içindeki durumunu titizlikle inceleyerek bir dizi önemli tespite yer vermiştir. Öncelikle Mahkeme, daha önce vermiş olduğu ve bu alanda temel referans kabul edilen Ali Şimşek ve diğerleri, Mehmet Akdoğan ve diğerleri, Kadir Çakar ve Emine Dilek Onaran kararlarındaki ilkeleri hatırlatmıştır. Bu bağlamda, kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma tazminatlarının enflasyon karşısında uğradığı değer kayıplarına yönelik yerleşik içtihadına atıfta bulunarak incelemesini bu temel prensipler doğrultusunda gerçekleştirmiştir.
Söz konusu kararlar ışığında Mahkeme, kamulaştırmasız el atma neticesinde hükmedilen tazminat bedellerinin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkının özüne yönelik doğrudan ve ağır bir müdahale oluşturduğunu somut olay bakımından tespit etmiştir. İlgili kamu makamlarının ve derece mahkemelerinin, yargılama ile ödeme sürecinde geçen zaman zarfında paranın alım gücünde meydana gelen yüksek enflasyonist kaybı karşılayacak adil bir telafi veya faiz mekanizması sunmamaları, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir ekonomik külfet yüklemiştir.
Derece mahkemeleri tarafından yürütülen hukuki süreçte başvurucunun alacağının büyük oranda ekonomik değerini yitirmesi, mülkiyetin tam anlamıyla korunması hususunda devletin taşıdığı pozitif yükümlülüklere açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Başvurucunun tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla talep ettiği ayrıca tazminat istemi reddedilmiş olsa da, ihlalin yerel mahkeme kararlarından kaynaklanan ve süregelen bir mağduriyet oluşturması sebebiyle dosyanın yeniden ele alınmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. Yeniden yargılama işlemlerinin ilk derece mahkemesi olan Pamukova Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından başlatılıp, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında vurguladığı ilkelere ve reel değer kaybını giderecek hesaplamalara uygun biçimde hak ihlalini ortadan kaldıran yeni bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.