Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | İhsan Oluç | BN. 2021/54035

Karar Bülteni

AYM İhsan Oluç BN. 2021/54035

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/54035
Karar Tarihi 17.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamu alacaklarının geç ödenmesi mülkiyet hakkına müdahaledir.
  • Enflasyon karşısında alacağın değer kaybı giderilmelidir.
  • Geciken maaş ödemelerine hak edildiği tarihten faiz işletilmelidir.
  • Maddi değer kaybı kişiye aşırı külfet yüklememelidir.

Bu karar, kamu görevine mahkeme kararıyla iade edilen personelin geçmişe dönük mali haklarının ödenmesinde yalnızca anaparanın verilmesinin yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Enflasyonist ekonomik koşullarda paranın alım gücündeki düşüşün mutlaka telafi edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. İdarenin kendi işleminden kaynaklanan gecikmelerde yasal faizin salt dava tarihinden itibaren değil, alacağın fiilen doğduğu ve hak edildiği tarihten itibaren işletilmemesi, mülkiyet hakkının açık bir ihlali olarak hukuki bir zemine oturtulmuştur.

Söz konusu karar, özellikle kanun hükmünde kararname (KHK) ile ihraç edilip idari veya yargısal kararlarla görevine iade edilen kamu görevlilerinin geriye dönük mali hak taleplerinde son derece kritik bir emsal teşkil edecektir. İdarelerin ve derece mahkemelerinin, gecikmiş ödemelerde faiz başlangıç tarihini dava veya başvuru tarihi olarak değil, alacağın muaccel olduğu ve hak edildiği tarih olarak belirlemeleri gerektiği kesin bir dille netleşmiştir. Böylece devletin kendi bünyesindeki gecikmelerden kaynaklanan kamu alacaklarının enflasyon karşısında erimesinin önüne geçilecek, kişilere şahsi ve aşırı bir külfet yüklenmesi engellenerek mağduriyetlerin adil ve hakkaniyetli bir şekilde giderilmesi güvence altına alınacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir devlet üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışmaktayken kanun hükmünde kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan ve uzun bir hukuk mücadelesi sonrasında mahkeme kararıyla görevine iade edilen başvurucu ile çalıştığı üniversite idaresi arasında yaşanmıştır. Görevine geri dönen başvurucu, ayrı kaldığı ve çalışamadığı dört yıllık döneme ait birikmiş maaşlarının kendisine yasal faiziyle birlikte ödenmesi için üniversiteye başvurmuştur. Üniversite idaresi, geçmiş maaşları ödemiş ancak ilgili mevzuatta gecikme faizi ödenmesine dair bir kural bulunmadığını ileri sürerek yasal faiz talebini tamamen reddetmiştir. Başvurucu, geçen yıllar içinde alacağının enflasyon karşısında ciddi şekilde eridiğini ve maddi olarak mağdur edildiğini belirterek idare mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, faiz talebini kabul etmiş ancak faizin başlangıç tarihini ödemelerin hak edildiği tarih yerine davanın açıldığı tarih olarak belirlemiştir. Başvurucu, alacağını hak ettiği tarihlerden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini savunarak konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerine dayanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin ekonomik değer ifade eden her türlü mal varlığı hakkını ve icra edilebilir nitelikteki alacaklarını geniş bir yelpazede kapsamaktadır. Kamu görevinden haksız yere çıkarılan ve sonrasında iade edilen personelin geçmişe dönük birikmiş maaş ödemeleri de bu anayasal kapsamda mutlak surette korunması gereken meşru bir mülk olarak kabul edilmektedir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, devletin ve kamu makamlarının kendi idari eylem veya işlemlerinden kaynaklanan gecikmelerde, para borçlarını makul olmayan bir süre sonra ödemeleri durumunda alacakta meydana gelen değer aşınmalarının telafi edilmesi hukuki bir zorunluluktur. Şayet yüksek enflasyon veya benzeri ekonomik faktörler nedeniyle geç ödenen tutar fiilen değer kaybederse, bu durum alacaklı konumundaki vatandaş üzerinde şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet oluşturur.

İdare hukukunda kabul gören evrensel kurallara göre, hukuka aykırılığı saptanan bir idari işlem nedeniyle kişilerin mahrum kaldığı parasal hakların iadesi, o işlemin geçmişe etkili olarak hiç tesis edilmemiş gibi hukuk âleminden silinmesi ilkesine dayanır. Bu sebeple idareler, kişilerin alacaklarına geç kavuşmasından doğan her türlü ekonomik değer kaybını gidermekle yükümlüdür. Paranın alım gücündeki düşüşün giderilmemesi, kamunun genel yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken hassas ve adil dengeyi birey aleyhine ağır biçimde bozar. Somut olayda uygulanan temel hukuk kuralı, devletin kendi hatalı işlemi sonucu oluşan idari gecikmelerin ekonomik faturasını vatandaşa yüklememesi ve mülkiyetin enflasyon karşısında mutlak surette korunması zorunluluğudur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yargı kararıyla görevine iade edilmesiyle birlikte geçmişe dönük tüm maaşlarının ödenmesinin hukuki bir zorunluluk olduğunu ve bu alacağın anayasal anlamda mülk teşkil ettiğini tespitilmiştir. İdare mahkemesi her ne kadar başvurucunun birikmiş maaşlarına yasal faiz işletilmesine karar vermiş olsa da, bu faizin başlangıç tarihini alacağın fiilen hak edildiği tarih yerine davanın açıldığı tarih olarak belirlemiştir. Bu hukuki tercih, başvurucunun görevden uzak kaldığı yaklaşık dört yıllık uzun süreçte biriken tüm alacaklarının enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğramasına yol açmıştır.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun maaş alacağının doğduğu ilk tarihlerden idareye başvurduğu tarihe kadar geçen uzun süre boyunca herhangi bir faiz veya değerleme işletilmemesinin, paranın alım gücünde ağır bir erimeye sebep olduğunu saptamıştır. İdarenin hukuka aykırı ve sonradan iptal edilen işlemi nedeniyle maaşından mahrum kalan başvurucunun, bu idari gecikmede hiçbir şahsi kusuru bulunmamaktadır. Dolayısıyla, enflasyonist bir ekonomik ortamda alacağın sadece anapara üzerinden veya çok geç bir tarihten itibaren faizlendirilerek ödenmesi, ortaya çıkan zararın tam anlamıyla telafi edilmediğini açıkça göstermektedir.

Mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması, sadece alacak hakkının teslim edilmesini değil, o hakkın zaman içindeki gerçek ekonomik değerinin de korunmasını gerektirir. Başvurucunun alacağına geç kavuşmasından doğan maddi kaybın idarece telafi edilmemesi, kamu yararı ile bireyin temel hakları arasındaki adil dengeyi başvurucu aleyhine, şahsi ve aşırı bir külfet oluşturacak şekilde derinden bozmuştur. Yapılan incelemeler neticesinde, idari gecikmeden kaynaklanan değer kaybının giderilmemesinin mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yönelik orantısız ve haksız bir müdahale olduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: