Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Metin Feyzioğlu Kararı 2022/26271 B.

Anayasa Mahkemesi Metin Feyzioğlu Kararı 2022/26271 B.

Bu karar, kamuoyunda tanınan kişilere yönelik sosyal medya üzerinden yapılan eleştiri sınırlarının ve hakaret içerikli ifadelerin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sınırlarının geniş yorumlanmasına rağmen, bir kişinin onur, şeref ve itibarına yönelik doğrudan ve ağır saldırıların bu özgürlüğün koruması altında değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Sosyal medyada kullanılan kaba ve kışkırtıcı ifadelerin, eleştiri sınırlarını aşarak hakaret boyutuna ulaşması durumunda, hedef alınan kişinin şeref ve itibarının korunması gerektiği hukuken güvence altına alınmıştır.
search

Anayasa Mahkemesi
Metin Feyzioğlu Kararı 2022/26271 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2022/26271
Karar Tarihi 12.06.2024
Taraf Metin Feyzioğlu
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
İfade özgürlüğü şeref ve itibar hakkıyla dengelenmelidir.
Kaba sözler mutlak olarak ifade özgürlüğüne girmez.
Eleştirilerde doğrudan bağlam ilişkisi kurulamaması ihlal nedenidir.
Ağır hakaret kastı ifade özgürlüğü korumasından yararlanamaz.

Bu karar, kamuoyunda tanınan kişilere yönelik sosyal medya üzerinden yapılan eleştiri sınırlarının ve hakaret içerikli ifadelerin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sınırlarının geniş yorumlanmasına rağmen, bir kişinin onur, şeref ve itibarına yönelik doğrudan ve ağır saldırıların bu özgürlüğün koruması altında değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Sosyal medyada kullanılan kaba ve kışkırtıcı ifadelerin, eleştiri sınırlarını aşarak hakaret boyutuna ulaşması durumunda, hedef alınan kişinin şeref ve itibarının korunması gerektiği hukuken güvence altına alınmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın en büyük emsal etkisi, hakaret içeren söylemlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için ilgili ifadelerin doğrudan bir tartışma bağlamında ve makul bir eleştiri sınırında kalması gerektiğine açıkça işaret etmesidir. Uygulamada sıkça karşılaşılan sosyal medya linçleri ve hakaret vakalarında, yerel mahkemelerin ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında kurması gereken dengeyi nasıl hassas bir teraziyle tartması gerektiğine dair çok önemli bir rehber niteliğindedir. Karar, toplum tarafından tanınan ve bilinen kişilerin eleştiriye daha açık olması temel kuralının, kendilerine yöneltilen her türlü ağır ve haksız saldırıya katlanmaları anlamına gelmediğini güçlü bir şekilde içtihat hâline getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ceza hukuku profesörü ve eski Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan başvurucu Metin Feyzioğlu, kendisine ait bir açıklamanın yer aldığı bir sosyal medya (Facebook) paylaşımının altına yapılan bir yorumda geçen hakaret içerikli ifadeler nedeniyle yorumu yapan kişiye karşı 7.000 TL talepli manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, yorumda doğrudan başvurucunun şahsının hedef alınmadığını, sözlerin genel bir kitleye yönelik olduğunu belirterek davanın reddine karar vermiştir. İstinaf aşamasında da Bölge Adliye Mahkemesi, kamunun tanıdığı kişilerin daha fazla eleştiriye katlanması gerektiğini ve söz konusu yorumun başvurucunun şahsından ziyade siyasi bir döneme yönelik bir tepki niteliği taşıdığını değerlendirerek istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, söz konusu haksız yargı kararları neticesinde şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında koruma altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması yönündeki pozitif yükümlülükleri uyarınca, şeref ve itibar hakkı ile başkalarının ifade özgürlüğü arasında her olayda adil ve ölçülü bir denge kurması zorunludur.

Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu dengeleme yapılırken dikkate alınması gereken temel ölçütler oldukça açıktır: İfadelerin tam olarak kim tarafından ve kime karşı dile getirildiği, hedef alınan kişinin toplumdaki tanınırlık düzeyi, söz konusu ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya somut katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değerinin bulunup bulunmadığı ve şikâyetçinin bu ifadelere makul sürede cevap verme olanağına sahip olup olmadığıdır. Siyasetçiler veya kamuoyunca tanınan kişiler, üstlendikleri roller gereği sade vatandaşlara kıyasla çok daha geniş ve sert eleştirilere katlanmak durumundadırlar.

Doktrin ve yerleşik insan hakları içtihatlarına göre demokratik toplumun zorunlu temellerinden olan ifade özgürlüğü, yalnızca zararsız veya hoşa giden fikirler için değil, aynı zamanda şok edici, rahatsız edici veya kırıcı düşünceler için de istisnasız geçerlidir. Ancak, kullanılan ifadelerin süregelen bir tartışma bağlamından tamamen kopuk olması ve yalnızca ağır hakaret kastı taşıması durumunda, bu ifadeler ifade özgürlüğü korumasından kati surette yararlanamaz. İki temel hak arasındaki bu hassas çatışmada, yargı mercilerinin somut olayın tüm bağlamını, ifadelerin sarf edilme amacını ve muhatap üzerindeki doğrudan etkilerini çok yönlü olarak incelemesi hukuki bir gerekliliktir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvuruya konu olan ve hakaret kastı taşıdığı iddia edilen ifadelerin niteliğini ve söyleniş bağlamını detaylı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme, başvurucunun ülke çapında tanınırlığı yüksek, devlet ve toplum hayatına ilişkin tartışmalarda aktif rol alan bir kişi olduğunu dikkate alarak, kendisine yönelik eleştiri sınırlarının normal bir vatandaşa göre daha geniş olduğunu tespit etmiştir. Davalının yorumunun, 28 Şubat süreci gibi hassas bir döneme yönelik genel bir tepki ve eleştiri barındırdığı, bu tür siyasi eleştirilerde kullanılan kaba ve nezaket dışı dilin bazı durumlarda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği yargı mercilerince kabul edilmiştir.

Bununla birlikte, olaydaki temel sorun, kullanılan açıkça hakaret niteliğindeki kelimelerin doğrudan bir ifade özgürlüğü koruması altına girip girmeyeceğidir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasındaki dengeleme kriterlerini kararlarında tartışmış olmasını olumlu bulmakla birlikte, somut vakada kullanılan ağır hakaret ifadesinin ifade özgürlüğü sınırları içinde hukuken değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Söz konusu kaba ifade, belirli bir tartışma bağlamında ve önceki bir ifadeye doğrudan cevap niteliğinde kullanıldığında istisnai olarak korunabilse de, mevcut olayda davalının bu ifadeyi başvurucunun açıklamasına karşı doğrudan ve ilk kez kullanmış olması aradaki bağlam ilişkisini zayıflatmıştır.

Yüksek Mahkemeye göre, başvurucunun açıklaması ile davalının kullandığı ağır hakaret sözcüğü arasında makul, mantıklı ve net bir tartışma bağlamı kurulamamıştır. Bu eksiklik, yargı mercilerinin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkına yaptığı müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı sonucunu doğurmuştur. İfade özgürlüğü ile itibar hakkı dengesinde terazi, başvurucunun itibar hakkından yana ağır basmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.

Ünlü biri olduğum için sosyal medyada her hakarete katlanmak zorunda mıyım? expand_more
Hayır, ünlü veya kamuoyunca tanınan biri olmanız size yönelik her türlü ağır ve haksız saldırıya katlanmanız gerektiği anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, siyasetçiler veya kamuoyunca tanınan kişiler sade vatandaşlara kıyasla çok daha geniş ve sert eleştirilere katlanmak durumundadır. Ancak bu durum, onur, şeref ve itibarınıza yönelik doğrudan ve ağır saldırıların ifade özgürlüğü koruması altında değerlendirileceği sonucunu doğurmaz. Yüksek Mahkeme, eleştiri sınırlarını aşarak hakaret boyutuna ulaşan kaba ve kışkırtıcı ifadeler karşısında hedef alınan kişinin şeref ve itibarının hukuken korunması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır.
Sosyal medyada bana edilen ağır küfürler ifade özgürlüğü sayılır mı? expand_more
Ağır hakaret kastı taşıyan küfürler mutlak surette ifade özgürlüğü korumasından yararlanamaz. İfade özgürlüğü demokratik toplumun zorunlu temellerinden olup rahatsız edici, şok edici veya kırıcı düşünceleri de kapsasa da, kullanılan ifadelerin süregelen bir tartışma bağlamından tamamen kopuk olması bu anayasal korumayı ortadan kaldırır. Anayasa Mahkemesi, kullanılan kaba ifadenin yalnızca belirli bir tartışma bağlamında ve önceki bir ifadeye doğrudan cevap niteliğinde kullanıldığında istisnai olarak korunabileceğini belirtmektedir. Şahsınıza yönelik açıklamalar ile kullanılan ağır hakaret sözcüğü arasında makul, mantıklı ve net bir tartışma bağlamı kurulamamışsa, bu durum şeref ve itibar hakkınızın ihlali anlamına gelir.
Siyasi bir konuyu eleştirirken bana hakaret edene dava açabilir miyim? expand_more
Evet, şahsınızı hedef alan hakaret içerikli ifadeler için hukuki yollara başvurabilirsiniz. Siyasi eleştirilerde veya hassas dönemsel tartışmalarda kullanılan kaba ve nezaket dışı dil, yargı mercilerince bazı durumlarda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmektedir. Fakat uyuşmazlığın temel noktası, kullanılan açıkça hakaret niteliğindeki kelimelerin sizin beyanlarınıza karşı doğrudan bir bağlam ilişkisi taşıyıp taşımadığıdır. İlgili eleştirilerde doğrudan bağlam ilişkisi kurulamaması ve tartışmanın yalnızca ağır hakaret kastına dönüşmesi durumunda, Anayasa Mahkemesi bu eylemleri ifade özgürlüğü çerçevesinde hukuken değerlendirmemekte ve şeref ile itibar hakkından yana koruma sağlamaktadır.
Mahkeme hakaret davamı reddederse Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir miyim? expand_more
Evet, ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamasında hakaret davanız reddedilirse Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunma hakkınız vardır. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması yönünde anayasal pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır ve yerel mahkemeler, şeref ve itibar hakkı ile ifade özgürlüğü arasında adil ve ölçülü bir denge kurmak zorundadır. Yargı mercileri somut olayın bağlamını, sarf edilen hakaretin amacını ve muhatap üzerindeki doğrudan etkisini doğru tartamazsa, Anayasa Mahkemesi şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılmasını talep edebilmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir