Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2024/2925 E. 2024/5009 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2024/2925 |
| Karar No | 2024/5009 |
| Karar Tarihi | 21.10.2024 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdarenin takdir yetkisi kamu yararıyla sınırlıdır.
- Önceki atama iptali davayı şekillendirir.
- Hukuka uygun işlemlerde tazminat hakkı doğmaz.
Bu karar, idarenin kamu görevlilerinin atanması ve görev yerlerinin değiştirilmesi sürecinde sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ve önceki yargı kararlarının silsile halindeki idari işlemlere etkisini açıkça ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Davacının daha önce tesis edilen bir başka atama işlemine karşı açtığı iptal davasının reddedilmesi, mevcut bulunduğu kadroya ilişkin hukuki statüsünü doğrudan etkilemiş ve idarenin yeni bir atama işlemi tesis etmesine meşru bir zemin kazandırmıştır. Yargı mercileri, idari işlemlerin hukuka uygunluğunu denetlerken, personelin liyakati ve kamu hizmetinin gereklilikleri kadar, o kadroya ilişkin önceki yargısal süreçlerin kesinleşmiş sonuçlarını da bağlayıcı kabul etmektedir.
Emsal niteliğindeki bu karar, benzer uyuşmazlıklarda idarenin takdir yetkisini kullanırken keyfilikten uzak durduğunun ve işlemi meşru bir sebebe (örneğin aleyhe sonuçlanan bir yargı kararına) dayandırdığının ispatı halinde, işlemin iptal edilmeyeceğini göstermektedir. Ayrıca, mobbing ve özel hayata saygı hakkının ihlali iddialarının soyut beyanlardan öteye geçerek somut delillerle ispatlanması gerektiği, aksi takdirde hukuka uygun bulunan atama işlemlerinden dolayı maddi veya manevi tazminat sorumluluğunun doğmayacağı prensibi bir kez daha vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, idari istikrarın ve yargı kararlarına bağlılığın idare hukukundaki kritik rolünü pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğünde daire başkanı olarak görev yapan davacı, görevinden alınarak Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne sosyal güvenlik uzmanı sıfatıyla atanmıştır. Davacı, bu atama işleminin hiçbir geçerli gerekçeye dayanmadığını, takdir yetkisinin kişisel ve siyasi amaçlarla keyfi olarak kullanıldığını, kendisine karşı mobbing uygulandığını ve makam tarafından dışlandığını iddia ederek idareye karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelini, söz konusu naklen atama işleminin iptali, bu işlem nedeniyle yoksun kalınan mali ve özlük hakların yasal faiziyle ödenmesi ile yaşandığı öne sürülen psikolojik yıpranma ve prestij kaybı sebebiyle 20.000 TL manevi tazminatın tahsili talepleri oluşturmaktadır. Özetle dava, idarenin atama yetkisini kötüye kullanıp kullanmadığı ve davacının bu süreçte maddi/manevi zarara uğrayıp uğramadığı konuları etrafında şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İdare hukukunda, kamu görevlilerinin atanması, görev yerlerinin veya unvanlarının değiştirilmesi hususunda idareye belirli bir takdir yetkisi tanınmıştır. Ancak bu yetki mutlak ve sınırsız olmayıp, her zaman kamu yararı ve hizmet gerekleri ile objektif kriterler çerçevesinde sınırlandırılmıştır. İdarenin tesis ettiği her türlü işlem, yargısal denetime tabi olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2 uyarınca yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden bütünüyle hukuka uygun olmak zorundadır. Özellikle memurların kurum içinde veya başka kurumlara atanmasını düzenleyen temel kurallar bağlamında, idarenin atama işlemini haklı kılan hukuki veya fiili somut bir sebebe dayanması şartı aranmaktadır.
Olayda davacının atıfta bulunduğu Anayasa m. 125 hükmü, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu açıkça amirdir. Bu kural uyarınca tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için öncelikle idari eylem veya işlemin hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla saptanmalı, maddi veya manevi bir zararın doğması ve söz konusu zararla işlem arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir.
Bunun yanı sıra, davacı tarafından iddia edilen Anayasa m. 20 kapsamındaki özel hayata saygı hakkının ihlali ve mobbing (psikolojik taciz) iddialarının değerlendirilmesinde, idarenin eylemlerinin kasıtlı, sistematik ve sürekli bir biçimde personeli yıldırmaya yönelik olduğu hususunun somut veriler ve delillerle ispat edilmesi, yerleşik Danıştay içtihatlarının temel bir prensibidir. Ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 49 gereğince, Bölge İdare Mahkemesi kararlarının temyizen bozulabilmesi, yalnızca yasada tahdidi olarak sayılan bozma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. İdarenin sebep göstermeden salt takdir yetkisine sığınarak işlem tesis etmesi hukuka aykırı bulunsa da, somut bir yargı kararına dayanan atamalar takdir yetkisinin meşru kullanımına örnek teşkil eder.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosyanın incelenmesi neticesinde, davacının Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğünde daire başkanı olarak görev yaparken, bu görevinden alınarak Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü emrine araştırmacı olarak atanmasına ilişkin 03.02.2020 tarihli önceki bir idari işlemin bulunduğu tespit edilmiştir. Davacının bu ilk atama işleminin iptali istemiyle açtığı dava sürecinde yapılan yargılama sonucunda, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından davanın reddine karar verilerek uyuşmazlık davacı aleyhine sonuçlanmıştır. Söz konusu yargı kararıyla birlikte davacının "daire başkanı" kadrosunda hukuken bulunma dayanağı tamamen ortadan kalkmış ve eski görevine dönme ihtimali kalmamıştır.
Bu fiili ve hukuki durum karşısında, davalı idare tarafından makam onayıyla tesis edilen, davacının daire başkanlığı görevinden alınarak Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne "sosyal güvenlik uzmanı" olarak atanmasına yönelik dava konusu yeni işlemde kamu yararı, hizmet gerekleri ve hukuka aykırı bir yön bulunmadığı saptanmıştır. Dosya kapsamındaki belgelerden, idarenin sahip olduğu atama ve takdir yetkisini keyfi, siyasi veya kişisel bir amaçla kullandığına dair somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, ayrıca davacının ileri sürdüğü mobbing ile özel hayata saygı hakkının ihlali iddialarının da hukuki ve maddi bir temele dayanmadığı, yalnızca soyut iddialardan ibaret kaldığı açıkça görülmüştür.
İdari işlem hukuka uygun bulunduğundan, bu hukuka uygun işlem nedeniyle davacının herhangi bir mali, parasal veya özlük hakkından yoksun kalması söz konusu olmamış; dolayısıyla Anayasa m. 125 kapsamında idarenin eylem ve işlemlerinden doğan bir zararın tazmin sorumluluğunu gerektiren yasal şartlar oluşmamıştır. Aynı şekilde, hukuka uygun bir atama işleminden dolayı şeref, onur veya yaşama sevinci gibi kişisel değerlerde manevi bir zararın doğduğu kabul edilemeyeceğinden, davacının 20.000 TL tutarındaki manevi tazminat istemi ile parasal hak talepleri de hukuken yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.