Anasayfa Karar Bülteni AYM | Can Aydın ve Diğerleri | BN. 2022/62029

Karar Bülteni

AYM Can Aydın ve Diğerleri BN. 2022/62029

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/62029
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gerekçesi açıklanmayan kararın tefhimi istinaf süresini başlatmaz.
  • Kısa kararda gerekçe yoksa süre tebliğle başlar.
  • Gerekçeyi bilmeden kanun yoluna başvurmak beklenemez.
  • Sürenin tefhimle başlatılması mahkemeye erişimi engeller.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, ilk derece mahkemelerinin kısa karar vererek asıl gerekçeli kararı sonradan yazmaları durumunda, kanun yoluna başvuru süresinin nasıl hesaplanacağı hususunda çok net bir sınır çizmektedir. Karar, gerekçesi açıklanmamış bir kısa kararın yüzüne karşı okunmasının, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvuru süresini başlatmayacağını hukuken tescillemektedir. Zira bir kararın neden verildiğini, hangi hukuki ve maddi gerekçelere dayandığını bilmeyen bir kişinin, o karara karşı sağlıklı ve etkili bir kanun yolu başvurusu yapması hukuken ve fiilen mümkün değildir. Bu durum, adil yargılanma hakkının en temel yapı taşlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının özüne dokunmaktadır.

Uygulamada özellikle icra hukuk mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan kısa kararın tefhimi ile sürenin başlaması kuralı, bu emsal karar ile hakkaniyetli bir çizgiye oturtulmaktadır. Benzer davalar açısından bu kararın en büyük etkisi, mahkemelerin süre tutum dilekçesi gibi usuli işlemlere gerek kalmaksızın, asıl sürenin gerekçeli kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesiyle başlayacağını emredici şekilde ortaya koymasıdır. Mahkemelerin, kanun yolu başvuru sürelerini katı bir şekilcilikle ve öngörülemez biçimde kısaltarak vatandaşın hak arama hürriyetini kısıtlamasının önüne geçilmiş; yargı makamlarının, usul kurallarını uygularken bireylerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edecek aşırı katı yorumlardan kaçınmaları gerektiği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, icra dairelerinin işlemlerine karşı icra hukuk mahkemelerinde çeşitli şikâyet ve takibin iptali davaları açmışlardır. Mahkemeler, bu davaların sonunda davanın reddine veya kısmen kabulüne dair kısa kararlar vermiş ve kararın gerekçesinin daha sonra yazılacağını belirterek istinaf süresinin kararın duruşmada okunmasıyla başladığını bildirmişlerdir. Başvurucular, kararın gerekçesini görmek için beklemiş ve gerekçeli karar kendilerine tebliğ edildikten sonra istinaf mahkemesine başvurmuşlardır. Ancak istinaf mahkemeleri, başvuru süresinin duruşmadaki kısa kararın okunmasıyla başladığını hesaplayarak, başvurucuların kanun yolu taleplerini süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, gerekçesini bilmedikleri bir karara karşı sürenin başlatılmasının haksız olduğunu belirterek, hak arama hürriyetlerinin ve mahkemeye erişim haklarının engellendiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı ilkelerine dayanmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, kişilerin bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmelerini ve bu uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmelerini teminat altına almaktadır. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını doğrudan ihlal edebilir.

Mahkemeye erişim hakkının etkin bir biçimde kullanılabilmesi için, dava açma veya kanun yollarına başvuru sürelerinin makul, öngörülebilir ve hak arama özgürlüğünü imkânsız kılmayacak şekilde uygulanması esastır. Bu kapsamda, mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi, kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de uzak durmaları gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili usul yasaları uyarınca kararların tefhim veya tebliğ ile sonuç doğuracağı belirtilse de, yerleşik içtihat prensiplerine göre gerekçesi açıklanmamış bir hükmün tefhim edilmiş bir hüküm olarak sayılamayacağı kabul edilmektedir.

Mahkemelerin verdikleri kararların gerekçeli olması, tarafların kararın hangi hukuki ve maddi temellere dayandığını anlamaları ve buna göre etkili bir kanun yolu stratejisi belirlemeleri için zorunludur. Dolayısıyla, gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeden veya gerekçe tam olarak duruşmada açıklanmadan kanun yoluna başvuru süresinin başlatılması, hak arama hürriyetinin özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, icra hukuk mahkemeleri tarafından verilen kararların tefhim ve tebliğ süreçlerini detaylı bir şekilde incelemiştir. Yapılan incelemede, ilk derece mahkemelerinin duruşma sırasında sadece davanın kabulüne veya reddine ilişkin hüküm fıkrasını içeren kısa kararı okudukları, kararın neden verildiğine dair asıl gerekçenin ise daha sonra yazılacak olan gerekçeli karara bırakıldığı tespit edilmiştir. Buna rağmen istinaf mahkemeleri, kanun yoluna başvuru süresini bu kısa kararın duruşmada okunduğu yani tefhim edildiği tarihten itibaren başlatmış ve başvurucuların istinaf taleplerini süre aşımı nedeniyle kesin olarak reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, gerekçesi açıklanmamış bir karara karşı kanun yoluna başvurmanın, bireylerden kendilerine yöneltilen hukuki argümanları bilmeden savunma yapmalarını beklemek anlamına geldiğini vurgulamıştır. Kararın gerekçesini bilmeyen başvuruculardan, kısa kararın tefhiminden itibaren istinaf kanun yoluna başvurmalarını beklemenin, onlara ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Kanun yolu merciinin, istinaf süresini kararın gerekçesi açıklanmadan sadece tefhim tarihinden itibaren başlatması, mahkemeye erişim hakkına yönelik öngörülemez nitelikte katı ve şekilci bir yorum olarak nitelendirilmiştir.

Bireylerin adalete erişimini zorlaştıran bu tür usuli yorumların, hedeflenen hukuki güvenlik ve usul ekonomisi amaçlarıyla orantısız olduğu ve müdahalenin ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Yargı makamlarının, vatandaşların hak arama hürriyetini kısıtlayacak şekilde usul kurallarını aşırı şekilci yorumlamaları, Anayasa'nın güvencesi altındaki adil yargılanma hakkını zedelemektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: