Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/26837 E. | 2020/11436 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/26837 E. 2020/11436 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/26837
Karar No 2020/11436
Karar Tarihi 12.10.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Fazla çalışma iddiasını ispat yükü işçiye aittir.
  • İmzalı bordro aksi ispatlanana kadar kesin delildir.
  • Satış primleri doğrudan fazla mesai ücretinden mahsup edilemez.
  • Primli çalışmalarda zamlı ücret farklı formüllerle hesaplanmalıdır.
  • Kota aşımı primleri fazla çalışma hesabını doğrudan etkilemez.

Bu karar, iş hukuku bağlamında özellikle satış ve pazarlama departmanlarında çalışan işçilerin fazla mesai taleplerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair son derece önemli hukuki kriterler sunmaktadır. İş dünyasında yaygın olarak uygulanan "sabit maaş ve satış primi" modelinin, fazla çalışma haklarını ortadan kaldırmayacağı net bir dille ifade edilmiştir. Yargıtay, işçinin temel ücretine ek olarak satışa veya parça başına bağlı prim aldığı durumlarda, fazla mesai hesabının tekdüze bir şekilde yapılmasını hukuka ve hakkaniyete aykırı bulmuştur. Karara göre, işçinin kazandığı temel ücretin garanti kısmı ile değişken prim kısmı birbirinden muhakkak ayrılmalı ve her iki kazanç dilimi için yasaya uygun farklı çarpanlar uygulanmalıdır.

Uygulamadaki mahkemeler ve bilirkişi heyetleri açısından bu emsal içtihat, primin yapısal niteliğinin mutlak suretle ve detaylıca araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemeler, ödenen primin salt bir kota hedefine mi bağlandığını, yoksa genel satış performansı üzerinden mi hesaplandığını belirlemekle mükelleftir. Yargıtay, hedefe veya kotaya bağlı olarak yapılan prim ödemelerinin, doğası gereği fazla mesai ücretine olumsuz bir etkisinin bulunmadığını ve fazla çalışma hesabının doğrudan sabit ücret üzerinden yüzde elli zamlı olarak yapılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, iş hukuku prensiplerine ve işçiyi koruma ilkesine bütünüyle uygundur. Satış personelinin sahada gösterdiği üstün performansın primle ödüllendirilmesi, onun yasal çalışma sürelerini aşarak harcadığı bedensel ve zihinsel eforun karşılıksız bırakılmasını asla meşrulaştırmaz. İş sözleşmelerinde prim uygulamasının varlığı, fazla çalışma ücretini eriten mutlak bir kalkan olarak kullanılamaz. Dolayısıyla bu içtihat, alt derece mahkemeleri için hesaplama tekniği ve delil değerlendirme standartları açısından belirleyici bir rehber vasfı taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde uzun yıllar boyunca satış temsilcisi olarak çalıştığı dönemde, sürekli olarak artırılan satış kotaları ve ağır iş baskısı altında görev yaptığını ileri sürerek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia etmiştir. Davacı, sabah çok erken saatlerden akşam geç vakitlere kadar müşteri ziyaretleri gerçekleştirdiğini, ancak kotaları tutturması için sürekli psikolojik baskı gördüğünü ve yoğun fazla mesai yapmasına rağmen hak ettiği ücretlerin tarafına ödenmediğini belirterek alacak davası açmıştır.

Buna karşılık davalı işveren, işçinin bütün mesaisini işyeri dışında geçirdiğini, çalışma saatlerinin kesin olarak denetlenmediğini, işçiye yaptığı başarılı satışlara göre halihazırda düzenli prim ödendiğini ve ödenen bu primlerin zaten fazla çalışmaları fazlasıyla karşıladığını savunmuştur. Mahkemedeki temel uyuşmazlık, işçinin prime dayalı çalışma sisteminde fazla mesai ücretine yasal olarak hak kazanıp kazanmadığı ve kazanıyorsa bu alacağın teknik olarak nasıl hesaplanacağı hususunda toplanmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kural, 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 çerçevesinde düzenlenen fazla çalışma ve mesai ücretlerine ilişkindir. Yasaya göre, haftalık kırk beş saati aşan fiili çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilir ve her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli oranında yükseltilmesi suretiyle ödenir. Bu yasal düzenleme nispi emredici nitelikte olup tarafların işçi aleyhine daha düşük bir oran belirlemesi yasal olarak mümkün değildir.

Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, bu iddiasını yasal delillerle ispatlamakla yükümlüdür. İşçinin kendi imzasını taşıyan maaş bordroları, sahteliği kanıtlanıncaya dek kesin delil niteliği taşır. Şayet bordroda fazla mesai tahakkuku bulunuyorsa, işçinin herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmediği hallerde, daha fazla çalıştığını mutlaka yazılı delillerle kanıtlaması şarttır. Fazla mesai hesaplamalarında önem arz eden bir diğer husus ise ara dinlenme sürelerinin usulünce düşülmesidir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 68 uyarınca, günlük çalışma süresine göre kullandırılması mecburi olan ara dinlenmeleri, fiili çalışma süresinden sayılmadığı için fazla mesai hesabı yapılırken toplam süreden dışlanmalıdır.

Bununla birlikte, Yargıtay'ın primli çalışmalara ilişkin yerleşik prensipleri gereğince, fazla çalışma ile prim uygulaması arasında süreler yönünden bir bağ bulunsa dahi, bu iki ödeme birbirinden tamamen bağımsız hukuki niteliklere sahiptir. Haftalık yasal çalışma süresini aşmayan olağan dönem içindeki mesailer için de işçinin prim elde etmesi hukuken son derece doğaldır. Bu nedenle işverence ödenen satış primlerinin, doğrudan doğruya fazla çalışma ücretinden mahsup edilmesi hatalı kabul edilmektedir. Doktrin ve Yargıtay uygulamasında, işçiye garanti ücrete ilaveten parça başına veya satışa bağlı prim ödenen çalışma modellerinde, fazla çalışma ücreti hesaplanırken temel ücretin garanti (sabit) kısmı ve prim kısmı matematiksel olarak birbirinden ayrılmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut uyuşmazlıkta yerel mahkemenin fazla çalışma ücretine yönelik yaptığı inceleme ve kanıt değerlendirmelerini yetersiz bulmuştur. Dosya kapsamındaki belge ve delillerden, davacı işçinin işyerinde "sabit ücret + prim" usulü ile çalıştığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşılmaktadır. Yerel mahkeme, işçinin kış ve yaz aylarındaki esnek çalışma saatlerini tanık beyanlarına dayanarak ayrı ayrı hesaplamış, haftalık yasal süreyi aşan çalışmalar için doğrudan fazla mesai alacağına hükmetmiştir. Mahkemece hesaplama yapılırken, bordrolardaki tahakkuklar genel olarak mahsup edilmiş ve işçinin halihazırda prim aldığı da dikkate alınarak tüm hesaplama sadece saat ücretinin 0,5 katı üzerinden (zamlı kısımla) yapılmıştır.

Ancak Yargıtay, davacı işçinin genel bir prime bağlı olarak mı yoksa belli bir hedefin (kotanın) aşılmasına bağlı bir satış primiyle mi çalıştığının tam manasıyla tespit edilmeden sonuca gidilmesini ciddi bir eksiklik olarak görmüştür. Yargıtay kurallarına göre, eğer işçi genel bir prime bağlı çalışıyorsa, prim üzerinden 0,5 çarpanıyla, garanti edilen sabit ücret üzerinden ise 1,5 çarpanıyla iki ayrı hesaplama yapılması icap etmektedir. Şayet davacıya ödenen satış primleri belirli bir kotanın aşılması şartına bağlı bir uygulama ise, bu hedef primlerinin fazla mesai hesabına doğrudan hiçbir etkisi bulunmamaktadır ve bu senaryoda doğrudan işçinin garanti sabit ücreti üzerinden %150 fazlasıyla (1,5 çarpanı) tam hesaplama yapılması yasal bir zorunluluktur.

Mahkemenin tanık beyanlarına itibar ederek işçinin fiili mesai düzenini saptaması doğru bir hukuki yaklaşım olsa da, uygulanan hesaplama metodolojisinde belirgin bir hataya düşülmüştür. İşçinin sabit ücrete ek olarak elde ettiği gelirin hukuki niteliği, bordrolarda gösterilen tutarların mahiyeti ve bu prim ödemelerinin sürekliliği, bilirkişi marifetiyle hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak biçimde çözümlenmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, çalışma sisteminin ve prim niteliğinin netleştirilerek yeniden hesaplama yapılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: