Anasayfa Karar Bülteni AYM | İrfan Karaca | BN. 2020/4536

Karar Bülteni

AYM İrfan Karaca BN. 2020/4536

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/4536
Karar Tarihi 18.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Etkili soruşturma özenli ve süratli yürütülmelidir.
  • Soruşturma kararları yeterli ve ilgili gerekçe içermelidir.
  • Tanık beyanları soruşturma aşamasında titizlikle incelenmelidir.
  • Devletin fiziksel saldırıları etkili soruşturma yükümlülüğü vardır.

Bu karar, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik saldırılarda devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğünün sınırlarını ve standartlarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yalnızca bir soruşturma başlatılmasını yeterli bulmamakta, bu soruşturmanın şeklî olmaktan öteye geçerek olayın tüm boyutlarını aydınlatacak bir derinlikte yürütülmesi gerektiğine hükmetmektedir. Olayda açıkça dile getirilen ve tutanaklara yansıyan tanık beyanlarının savcılık makamınca göz ardı edilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, devletin anayasal koruma sağlama ödevinin ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Emsal niteliğindeki bu karar, savcılık makamlarının ve itirazları inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin kararlarını oluştururken kalıplaşmış ve soyut gerekçelerden kaçınmaları gerektiğini, toplanan her bir delilin akıbetini tartışmak zorunda olduklarını göstermektedir. Özellikle mahkemelerin suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmalarda, iddia makamının delil toplama ve değerlendirme yükümlülüğünü dar yorumlamaması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Uygulamadaki önemi bakımından karar, soruşturma evresinde dinlenen tanık beyanlarının, şikâyetçinin açık bir ifadesi olmasa dahi resen dikkate alınarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. İlerleyen süreçte adli makamların, şiddet ve tehdit içeren vakalara ilişkin yürüttükleri soruşturmalarda delilleri bütüncül bir yaklaşımla ele almaları, adil yargılanma ve etkili başvuru güvencelerinin zedelenmemesi adına kritik bir emsal teşkil edecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu İrfan Karaca, iki kişiyle yaşadığı bir tartışma esnasında darbedildiği ve ölümle tehdit edildiği iddiasıyla şikâyetçi olmuştur. Soruşturma aşamasında dinlenen tanıklar da başvurucunun saldırganlar tarafından açıkça tehdit edildiğini doğrulamıştır. Açılan ceza davasında mahkeme, tehdit suçunun ayrıca soruşturulması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, duruşma tutanağında başvurucunun bizzat tehdit edildiğine dair beyanı olmadığını gerekçe göstererek dosyada mevcut olan tanık ifadelerini hiç incelemeden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, tanık beyanlarının açık olmasına rağmen eksik inceleme yapıldığını belirterek bu karara itiraz etmiş, itirazının sulh ceza hâkimliğince gerekçesiz şekilde reddedilmesi üzerine olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğini ifade ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını temel almıştır. Bu anayasal kural, devlete yalnızca bireylerin fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne keyfî olarak müdahale etmeme yönünde negatif bir yükümlülük yüklemez; aynı zamanda üçüncü kişilerin saldırılarını önleme ve gerçekleşen saldırılar karşısında etkili bir resmî soruşturma yürütme hususunda pozitif bir usul yükümlülüğünü de içerir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, etkili bir ceza soruşturmasının derhâl başlaması, bağımsız bir biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenle ve süratle yürütülmesi gerekmektedir. Etkili soruşturma yükümlülüğü, iddialar doğrultusunda lehe ve aleyhe olan tüm delillerin toplanmasını ve ulaşılan sonucun temel hakların öngördüğü güvenceleri sağlayacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmasını zorunlu kılar.

Soruşturma makamlarının her şikâyet üzerine mutlaka bir ceza davası açma mecburiyeti bulunmasa da, yargısal sistemlerin etkili şekilde işletilmesi ve elde edilen tüm sonuçların ikna edici gerekçelerle desteklenmesi şarttır. Delillerin eksik toplanması, tanık beyanlarının göz ardı edilmesi veya şikâyetçinin iddialarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaması, devletin usul yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi, kamusal makamların Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında üçüncü kişileri cezalandırma yönünde mutlak bir sonuç yükümlülüğü bulunmadığını kabul etmekle birlikte, uygun araçların kullanılarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ödevinin altını çizmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuya yönelik şiddet ve tehdit eylemlerinin soruşturulma sürecine odaklanmıştır. Olayın gelişimine göre, başvurucu ile diğer şahıslar arasında çıkan kavgaya ilişkin yürütülen ilk soruşturmada dinlenen tanıklar, başvurucuya yönelik açık ölüm tehditleri edildiğini ifade etmişlerdir. Ceza mahkemesinin tehdit suçu yönünden ayrıca suç duyurusunda bulunması üzerine başlayan yeni soruşturmada ise savcılık, mahkeme duruşma tutanağında başvurucunun bizzat tehdit edildiğine dair açık bir beyanı bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, savcılığın verdiği bu kararda, soruşturma evresinde açıkça kayda geçen ve şüphelilerin tehdit sözlerini barındıran tanık ifadelerinin hiçbir şekilde değerlendirilmediğini tespit etmiştir. Savcılığın yalnızca mahkeme tutanağına atıf yaparak dosyada daha önceden var olan tanık beyanlarını göz ardı etmesi, olayın bütünlüğü içinde maddi gerçeğin aydınlatılması yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır. Başsavcılığın, ceza mahkemesinin suç duyurusuna ve dosyada bulunan açık tanık beyanlarına rağmen tehdit suçu bakımından delil niteliği taşıyabilecek bu anlatımları tespit etmemesi ve kararında tartışmaması, soruşturmanın özensiz yürütüldüğünün en belirgin göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Ayrıca, eksik soruşturma neticesinde verilen takipsizlik kararına karşı yapılan itirazın, sulh ceza hâkimliği tarafından ek bir gerekçe veya açıklama sunulmaksızın kesin olarak reddedilmesi de devletin pozitif usul yükümlülüklerinin ihlalini derinleştirmiştir. Yargısal makamların ulaştığı sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının sağladığı koruma kalkanını işlevsiz hâle getirmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere dosyanın ilgili Başsavcılığa gönderilmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: