Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2017/757 E. 2021/1335 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Daire |
| Esas No | 2017/757 |
| Karar No | 2021/1335 |
| Karar Tarihi | 29.04.2021 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Ceza beraati idari tedbiri ortadan kaldırmaz.
- İltisak için kesin suç sübutu aranmaz.
- ByLock kullanımı örgüt irtibatına karinedir.
- Yargı mensupları Anayasaya sadakatle yükümlüdür.
Bu karar, olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler kapsamında yargı mensuplarının meslekten çıkarılma süreçlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Danıştay, idari bir tedbir olan meslekten çıkarma işlemi için aranan "irtibat ve iltisak" kavramlarının, ceza hukukundaki "örgüt üyeliği" kavramından farklı standartlara tabi olduğunu açıkça vurgulamıştır. Bir yargı mensubu hakkında ağır ceza mahkemesinde silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiş olması ve bu kararın kesinleşmesi, idari yaptırımın hukuka aykırı olduğu sonucunu doğrudan doğurmamaktadır. İdari işlemlerin yargısal denetiminde salt ceza davası sonucuna bağlı kalınmaması gerektiği bu kararla tescillenmiştir.
Bu durum, benzer davalardaki emsal etkisini oldukça güçlü kılmakta ve kamu görevinden çıkarma kararlarının hukuki denetimine yön vermektedir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla da uyumlu olan bu yaklaşım, ByLock kullanımı, tanık beyanları ve stratejik görevlere atanma gibi unsurların bir araya gelerek örgütle olan atipik bağı kanıtlamaya yeteceğini göstermektedir. Karar, yargı mensuplarının tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerinin ötesinde, demokratik anayasal düzene mutlak bir sadakatle bağlı olmaları gerektiği ilkesini idari yargı pratiğinde sağlamlaştırmakta ve FETÖ/PDY ile iltisak değerlendirmelerinde idari kurumların takdir yetkisinin genişliğini ve sınırlarını net biçimde çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olayda, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) bünyesinde çeşitli idari görevlerde ve son olarak ağır ceza mahkemesi hâkimi olarak görev yapan davacı, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunduğu gerekçesiyle olağanüstü hâl mevzuatı uyarınca meslekten çıkarılmıştır. Davacı, hakkında herhangi bir somut delil bulunmadığını, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiğini, ayrıca ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda delil yetersizliğinden beraat ettiğini belirterek HSK Genel Kuruluna yeniden inceleme talebinde bulunmuştur. Bu talebinin de HSK tarafından reddedilmesi üzerine davacı, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına iadesine karar verilmesi talebiyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay nezdinde dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, Anayasa'nın yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatını düzenleyen maddeleri ile olağanüstü hâl dönemi mevzuatı temel alınmıştır. Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138 uyarınca hâkimler görevlerinde bağımsız olup, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Anayasa m.139 ise hâkimlik ve savcılık teminatını düzenlerken, meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkındaki kanuni istisnaları açıkça saklı tutmuştur.
Olağanüstü dönem tedbirlerini içeren ve yasalaşarak yürürlüğe giren 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.3 (daha sonra 6749 sayılı Kanun ile yasalaşmıştır) uyarınca, terör örgütlerine veya devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasına karar verileceği kurala bağlanmıştır. Bu tedbir, olağanüstü hâl koşullarında devletin güvenliğini sağlamak amacıyla getirilen ve olağan dönemlerde uygulanan ceza hukuku yaptırımlarından kalın çizgilerle ayrılan, idari nitelikte bir "olağanüstü idari tedbir" olarak tanımlanmıştır.
Yerleşik içtihat prensipleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, "iltisak" ve "irtibat" kavramları, kişilerin örgüte hiyerarşik veya organik bir üyelik bağıyla tam olarak bağlanmasa bile, örgütün amaçlarına bilerek ve isteyerek hizmet etmesi veya onlarla sosyal birliktelik içinde bulunması anlamını taşımaktadır. Disiplin hukuku ve idari yaptırımlar açısından bu hukuki bağın değerlendirilmesinde, ceza yargılamasında aranan "şüpheden uzak kesin delil" standardından ziyade, idari makamlarda oluşacak güçlü "kanaat" yeterli görülmektedir. Nitekim Bangalor Yargı Etiği İlkeleri de yargı mensuplarının her türlü şüpheden uzak, tam bir sadakat ve tarafsızlık içinde görev yapmasını kesin olarak emretmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 5. Dairesi tarafından yapılan yargılamada, davacının durumu tüm hukuki boyutlarıyla ve dosya kapsamındaki mevcut delillerle uyumlu olarak kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasında ağır ceza mahkemesi tarafından "delil yetersizliği" gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve bu karar istinaf edilmeden kesinleşmiş olsa da; idari yaptırım bağlamında "irtibat ve iltisak" durumunun çok daha farklı standartlarla değerlendirildiği özellikle vurgulanmıştır. Dolayısıyla ceza yargılamasındaki beraat kararı, idari yönden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile hiçbir ilişkisinin bulunmadığı anlamına doğrudan gelmemektedir.
Dosyada yer alan maddi ve somut deliller detaylıca incelendiğinde; davacının örgüt içi gizli haberleşme programı olan ByLock uygulamasını aktif olarak kullandığı tespit edilmiştir. Davacının adına kayıtlı olan GSM hattı ve cihazı üzerinden söz konusu programa belirtilen tarihler arasında altı yüz kırk dokuz kez erişim sağladığı ilgili kurumların baz istasyonu kayıtlarıyla ve teknik verilerle kesin olarak doğrulanmıştır. Ayrıca, başka örgüt mensuplarının kendi aralarındaki ByLock yazışmalarında davacının adının doğrudan örgütsel faaliyetler ve örgüt içi iletişimler kapsamında geçtiği saptanmıştır.
Bunun yanı sıra, dava dosyasına yansıyan tanık beyanlarına göre davacının; 2014 yılındaki Hâkimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde örgütün desteklediği sözde bağımsız adaylar lehine aktif şekilde kulis yaptığı, örgüte müzahir kişilerle yakın sosyal ilişki ve birliktelik içinde olduğu anlaşılmıştır. Davacının ikametgahının çevresindeki eşyalar arasında bulunan ve bizzat üzerinde davacının parmak izi tespit edilen FETÖ elebaşına ait "Mefkure Yolculuğu" adlı kitap da bu örgütsel irtibatı açıkça güçlendiren bir diğer maddi unsurdur. Üstelik davacının geçmiş yıllarda örgütün yargı içindeki yapılanma ve kadrolaşma stratejisine uygun şekilde, Adalet Bakanlığı ve HSK bünyesinde stratejik öneme sahip Daire Başkanı ve HSK Genel Sekreter Yardımcısı gibi unvanlı görevlere getirilmesi, tespitleri destekleyici önemli bir idari bulgu olarak değerlendirilmiştir.
Tüm bu deliller ışığında Daire, özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir temele dayandığını, meşru bir amaca hizmet ettiğini ve demokratik toplum düzeni ile olağanüstü hâl koşullarının gerektirdiği ölçülülük ilkesine tam olarak uyduğunu belirtmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 5. Dairesi, davacının meslekten çıkarılması ve yeniden inceleme talebinin reddi işlemlerinde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi yönünde karar vermiştir.