Anasayfa Karar Bülteni AYM | Filiz Kerestecioğlu Demir | BN. 2021/30730

Karar Bülteni

AYM Filiz Kerestecioğlu Demir BN. 2021/30730

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/30730
Karar Tarihi 30.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Barışçıl toplantılara müdahale dar bir çerçevede değerlendirilmelidir.
  • Toplantı hakkı kullanımında belli düzeyde rahatsızlık olağandır.
  • Trafiğin kısmen aksaması müdahale için tek başına yetmez.
  • Kamu makamları toplantının yapılmasını kolaylaştırıcı çaba göstermelidir.
  • Şiddet içermeyen eylemlere devlet sabır ve hoşgörü göstermelidir.

Bu karar, siyasi partiler veya vatandaşlar tarafından düzenlenen barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kolluk kuvvetlerince yapılan idari müdahalelerin sınırlarını çok daha net bir hukuki çerçeveye oturtmaktadır. Anayasa Mahkemesi, yalnızca kamu düzeni veya trafik akışının kısmen aksaması gibi soyut gerekçelerin, şiddet içermeyen rutin basın açıklamalarına müdahale etmek için tek başına yeterli ve meşru bir temel oluşturmayacağını açıkça vurgulamıştır. Hukuken, idarenin ve kolluk güçlerinin asıl görevinin toplantıyı baştan engellemek veya dağıtmak değil, etkinliğin günlük yaşama etkisini en aza indirecek önlemleri alarak toplantının gerçekleşmesini kolaylaştırmak olduğu bir kez daha tescillenmiştir.

Benzer nitelikteki davalar ve kolluk pratikleri açısından bu karar, güvenlik görevlilerinin takdir yetkisinin keyfî kullanımını sınırlayıcı çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle halka açık caddelerde, meydanlarda ve siyasi nitelikli meselelerde yapılan basın açıklamalarının doğası gereği çevrede belli bir seviyede rahatsızlık yaratmasının demokratik sistemlerde olağan kabul edilmesi gerektiği ilkesi yerleşik hâle gelmektedir. Uygulamada idareciler, mülki amirler ve güvenlik güçleri, kamu düzeninde katlanılamaz ve ciddi bir bozulma riski somut olarak ortaya konulmadığı sürece, anayasal bir hak olan toplanma özgürlüğüne yönelik müsamaha sınırlarını çok daha geniş tutmak zorundadır. Karar, demokratik toplum düzeninde devletin farklı, muhalif veya rahatsız edici siyasi görüş açıklamalarına dahi tahammül etme ve katlanma yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir siyasi partinin milletvekili olan başvurucu ve beraberindeki grup, valilik tarafından yasaklanan bir toplantı kararına tepki göstermek amacıyla parti il binası önünde bir basın açıklaması yapmak istemiştir. Grubun açıklama yapmak için bina önünde toplandığı sırada kolluk kuvvetleri, yaya ve araç trafiğinin kısmen engellendiği gerekçesiyle grubun dağılması yönünde uyarılarda bulunmuştur. Kısa bir süre sonra polis, katılımcılara kalkanlarla müdahale ederek grubu parti binasının içine doğru itmiştir. Başvurucu, yapılmak istenen basın açıklamasının hukuka aykırı ve orantısız güç kullanılarak engellendiğini, ayrıca müdahale sırasında hem kendisinin hem de bazı parti mensuplarının darbedildiğini iddia etmiştir. Yaşanan bu olaylar üzerine başvurucu, kendisine ve diğer katılımcılara müdahale eden polisler ile sorumlu amir hakkında suç duyurusunda bulunmuş, ancak idarece soruşturma izni verilmemiş ve dosya işlemden kaldırılmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının hukuki mahiyetini detaylıca ele almıştır. Söz konusu hak, bireylerin veya grupların ortak fikirlerini barışçıl bir şekilde bir araya gelerek savunma ve bu fikirleri kamuoyuna duyurma aracı olarak demokratik toplumun en temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Olayda kolluk güçlerinin toplanmaya yönelik fiziki müdahalesinin kanuni dayanağı olan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m. 23 ve 2911 sayılı Kanun m. 24 hükümleri ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu kuralları çerçevesinde idarenin kamu düzenini koruma ve zor kullanma yetkisi kural olarak bulunmaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu kanuni sınırların demokratik toplum düzeninin gereklerine bütünüyle uygun ve ölçülü bir biçimde uygulanması gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır.

Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, halka açık alanlarda yapılan gösterilerin günlük yaşamın akışında, örneğin trafik akışında veya yaya geçişlerinde kısa süreli aksamalara neden olması, bu temel hakkın kullanımının son derece doğal bir sonucudur ve belirli bir düzeye kadar idarece olağan karşılanmalıdır. Şiddet içermeyen ve kamu düzeninde katlanılamaz boyutlarda, ciddi bozulmalara yol açmayan eylemlere karşı devletin her zaman sabır ve hoşgörü göstermesi esastır. Hukuki olarak, kanunda öngörülen bildirim gibi bazı şeklî koşulların tümüyle karşılanmaması tek başına toplantının barışçıl niteliğini kesinlikle ortadan kaldırmaz. Ayrıca kolluk görevlilerinin temel anayasal misyonu, toplantıyı anında dağıtmak veya fiziksel güç kullanmak değil, aksine etkinliğin başkalarının haklarına ve kamu düzenine en az etki edecek şekilde gerçekleştirilmesini sağlayıcı tedbirleri proaktif olarak almaktır. Bu bağlamda, yapılan herhangi bir polis müdahalesinin zorunlu toplumsal bir ihtiyacı karşıladığının idare tarafından son derece açık, somut ve ikna edici kanıtlarla ortaya konulması anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yapılmak istenen basın açıklamasının şiddet içerdiğine, şiddete teşvik ettiğine veya demokratik düzeni yıkmayı amaçladığına dair hiçbir idari veya yargısal tespit bulunmadığına dikkat çekmiştir. İncelenen görüntü kayıtlarından, basın açıklaması yapılmak istenen alanın büyük ölçüde polis araçlarıyla daraltıldığı ve katılımcıların açıklama yapabileceği uygun bir fiziki alanın bırakılmadığı saptanmıştır. Başvurucu ve beraberindeki grubun, park edilen polis araçlarının çekilmesi hâlinde yola taşmadan açıklamayı yapabileceklerini bildirmelerine rağmen kolluk görevlileri bu talebi dikkate almamış, aksine dar bir alanda açıklama yapılması konusunda ısrarcı olmuştur.

Bu bağlamda polislerin, toplantının güvenli ve düzenli bir biçimde yapılmasını kolaylaştırıcı hiçbir yapıcı adım atmadığı, aksine esnek olmayan bu tutumun trafiğin engellenmesine zemin hazırladığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte basın açıklamasının başlamasından çok kısa bir süre sonra, katılımcılara mesajlarını kamuoyuna iletmeleri için makul ve yeterli bir süre tanınmadan, polis tarafından kalkanlarla itilmek suretiyle sert bir müdahalede bulunulmuştur. Katılımcıların trafiği ne ölçüde aksattığına veya bu aksaklığın kamu düzeni açısından katlanılmaz bir tehlike yaratıp yaratmadığına dair idarece herhangi bir somut delil sunulmamıştır.

Öte yandan, başvurucunun kötü muameleye uğradığına ilişkin iddiaları açısından ise müdahaleye dair herhangi bir sağlık raporu sunulmaması, şikâyetin olaydan aylar sonra yapılması ve kamera kayıtlarında başvurucuya yönelik doğrudan bir fiziksel şiddetin tespit edilememesi nedeniyle bu iddialar inandırıcı ve savunulabilir bulunmamıştır. Ancak, siyasi fikirlerin barışçıl yollarla ifade edilmek istendiği bir basın açıklamasına, toplanma özgürlüğüne yönelik hiçbir müsamaha gösterilmeden ve makul bir gerekçe oluşturulmadan müdahale edilmesi demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun kötü muamele iddialarının kabul edilemez olduğuna, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 34.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: